Poyraz öyküleri

11 Aralık 2011

Poyraz Esintisi – Çizgi Roman

Kahramanımız Poyraz’ın fiziksel, düşünsel ve duygusal özellikleri:

Kumral, yeşil gözlü, saçları orta kalınlıkta yumuşak ve hafif dalgalı, soldan sağa doğru ayırarak tarıyor, zaman zaman alnına düşüyor. Canlı ve hareketli orta uzunlukta saçlar. Alnı geniş ve muntazam, burnu hafifçe büyük, dudakları dolgun, kulakları küçük. Boyu 1.85, atletik bir yapısı var, futbol oynadığı için bacak yapısı kalınlaşmış. Uzun parmakları ve orta büyüklükteki elleri, geniş omuzları var.

Poyraz, babasını iki yaşında kaybetmiş, yoğun fakirlik ve acılarla büyümüş bir genç. Kendisi ve ağabeyi, az rastlanır ölçüde zekiler. Şartların ağırlığı nedeniyle hayalindeki kendisi olamadığı için biraz ezgin kompleksi var. Yakışıklılığını ön plana çıkarıyor; çünkü zekasının hakettiği bir toplumsal konuma ulaşamamış. Maço tarzını seviyor. İnsanlar üzerinde dehşet gözlem ve çıkarımları var. Kendini “anda” olana bilinçli olarak veriyor, herşeyin farkında fakat buna rağmen kendini deneyimlerden sakınmıyor. Kendini kaybetmeden, bütünle birlikte olabilmeyi başarıyor. Fakat tüm bu özelliklere karşın, gayet saf bir tarafı var. Tahmin edilebileceği gibi fanatik biri değil. Futbolu profesyonel olarak oynamış, seviyor. Kadınlar söz konusuysa çok kıskanç, öfkesi gözünü karartıyor ancak şefkati kolayca devreye giriyor. Küçük yaştan beri radikal görüşleri var, kominist partisine oy veriyor.

Mesleği acil sağlık görevlisi. Güçlü kişiliği sebebiyle, her kesimden insan üzerinde saygın bir intiba bırakıyor. Aile konusunda muhafazakar, babasına erken öldüğü için kızgın.

Genellikle eşofman tipi giysiler giyiyor, rahat ve renkli. Koyu Beşiktaşlı, çarşı’ya karşı duyarlı J

Bu serüven boyunca bazen okul dönemlerine gidecek, bazen de iş yaşamına, askerliğine, aşklarına deyineceğiz. Asıl aldığımız yaşı 20-25 yaşlarıdır.

Poyraz köy öykileri – 1

Poyraz, okuldan sonra görev yaptığı ilk köyde.

Kuzey anadoluda bir dağ köyü. Mevsim yaz, hava sıcak. Köyün öğretmeni Rıfkı, genç ebe ve hemşire yaz tatili için memleketlerine gitmişler. Poyraz köyün sıcağında yalnız ve aylak kalmış, kahveye gidiyor, ortalarda geziniyor.

Rıfkı’nın karısı Melek, kendi halinde başı kapalı, üç çocuğu olan bir kadın. Köyde sağlık ocağı ve okul, dışardan gelenler kavramı içinde ister istemez bir komüniti oluşturmuşlar, birbirlerine yardım ediyor, dertlerini paylaşıyorlar.

Şimdi öyküyü Poyraz’ın ağzından dinleyelim:

Öğleden sonraydı evden çıktım, kahveye doğru yürüyordum, öğretmen lojmanının önünden geçerken Melek abla seslendi

“Poyraz nereye gidiyorsun?”

“Hiiçç kahveye doğru yürüyorum.”

“Hele gel yemek ye, dolma pişirdim, sonra gidersin”

Karnımda çok aç değil ama yine de kabul ediyorum, yetişeceğim bi yer yok.

“Senin hemşireler de yok, yemek filan yapan yoktur sana şimdi, bak çamaşırını filan da getir, hiç çekinme, tamam mı?” diyor kadın, bir yandan sofra hazırlarken. Başımı sallıyorum, vereceğimden değil de, kimseye kirli çamaşırımı yıkatacak değilim.

Yemeği yedikten sonra kalkıp gidiyorum. Ama nerdeyse hergün aynı şey tekrarlanmaya başlıyor, bazen çay içmeye bazen börek yemeğe çağırıyor melek abla.

Yine çok sıcak bir gün. Öğretmenin karısı sesleniyor önlerinden geçerken. Artık düşünmeden istikametimi çeviriyorum eve doğru, balkona geçip oturuyorum. Melek’de bi değişiklik var! Belki hep öyleydi de ben ilk kez farkettim, başı açık, kıvırcık siyah saçları ıslak ıslak omuzlarına dökülmüş, yanakları kaynar suyla yıkanmış gibi kıpkırmızı. Basma entarisinin eteği, ıslak bacağına yapışmış. Aylardır ilk kez onun bir kadın olduğunu, hem de genç ve güzel bir kadın olduğunun ayrımına varıyorum. Belki şaşkınlığım suratıma da vuruyor. Meleğin gözleri kor parçası gibi parlıyor. Önüme koyduğu yemeği yerken acaba mı? Diyorum, acaba kadın bana kur mu yapıyor? Rıfkı abinin karısı?! Olacak şey deği. Adamın iki haftadır memleketine gitmiş olduğunu biliyorum. Haklı çıkmaktan korkarak kaçamak bakışlar atıyorum melek ablaya. O anlatıyor durmaksızın, kuş gibi cıvıldıyor.

Derken önümüzde oynamakta olan çocuklarını çağırıp onlara harçlık veriyor, hadi bakkala gidin istediğinizi alın diyor. Çocuklar sevinçten uçup gidiyolar.

“Poyraz” diyo biraz sıkıntıyla susup devam ediyor “sana bişey sormak istiyorum, bunu söyleyebilecek kimsem yok burda”

“söyle” diyorum, sırtımdan aşağı terler akıyor

“spiralimde bir sorun var… Acaba bir bakar mısın?”

içimi bir rahatlama kaplıyor, başka zaman olsa gülebilirdim “ tabi” diyorum gözlerinin içine bakarak.

Bileğimden tuttuğu gibi evin içine çekiyor beni, kapıyı arkamızdan kapatıyor.

Yaz tatili boyunca muntazam spiral kontolü yapıyorum. Sonra Rıfkı abi dönüyor, okul açılıyor, Melek’le bu konuda hiç konuşmuyoruz . Zaten ne başında ne sonunda konuşmuştuk. Standart hayatımıza geri dönüyoruz.

Sibel Atasoy

10.08.07 – Ortaköy

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir