Paylaşmak mı, saklamak mı?

30 Ağustos 2012

Neden paylaşılır ki diye  yadırgayan, kıskançlığa sebep olur diyenlere:

Deneyimi abartmadan, iddiasızca paylaşmak kıskandırmak değildir velakin kıskanma güdüsü varsa bi insanda bundan ne yapsanız kaçınamazsınız. İnsanlığın en büyük dertlerinden biridir kıskanmak. Paylaşma güdüsü bazı insanlarda doğuştan vardır; iyi ya da kötü, gerekli ya da gereksiz demek, yeşil elma gereksizdi neden var ki demek gibidir. Paylaşmak istemeyen rezerve insanlar da vardır,onlar da yaradılışlarının gereğini yapıyorlar. Bunlar bi sonuca vardırıcı şeyler değil bana göre.
Geçenlerde peygamberin bi davranışını yazmışlardı çok hoşuma gitti. Sokaklarda gezinirken çok büyük çok şatafatlı bir binaya rastlamışlar, bu ev kimindir diye sormuş felanca eşraftan kişinin demişler. Yüzünü yere eğmiş bişey dememiş. Belliki ev denen şeyin kişiliğin sembolü olduğunu bilirmiş. Belki o evi gösteriş olsun diye değil halk buluşsun faydalı işler yapsın diye yaptırsaydı ve umuma bağışlasaydı bunu yadırgamazdı peygamber, kimbilir. Bana kalırsa büyüyen irileşen doğal görünmeyen her şey yıkılmaya mahkum olur (son zamanlarda adım başı rastladığımız çirkin iri ördeklere benzeyen camileri de sayabiliriz bunlar arasında), kaosun gadrine uğrar. Paylaşıp dışına atmak ve onu unutmak belki bu açından hafiflemeye sebep veriyor da olabilir.
On yıl kadar önce sevdiğim bi yazar arkadaşımla bir kafede buluşup sohbet ediyorduk (ilk kitabını ben basmıştım, kültürünü, ağırbaşlı ve güzel türkçesini çok sevmiştim, daha sonraları kendini de sevdim,uzun zamandır yollarımız kesişmedi gerçi), daha bir önceki gece acaip vizyonlar görmüş ve kendimce önemli mekanizmaları çözmüştüm. Ona bunları anlattım, şekilleri kendi gördüğüm şekilde her daim yanımda taşıdığım bir defter yaprağına çizdim. Uzun süre merakla ve sessizce beni dinledi, sonra sesini sanki bi şey gizlemek ister gibi kısarak, “sibel böyle şeyleri anlatma” dedi. Şaşırmıştım neden dedim. Bunlar sana verilmiş hediyeler anlatırsan çarçur etmiş olursun bi daha sana gönderilmezler dedi. Şaşırmakla birlikte onu anladığımı sanıyorum, ne de olsa bilinen tarih boyunca yeraltı gizem guruplarını her rastladığım yerde okumuş ve en başta gelen prensiplerinin de gizlilik ve paylaşmama olduğunu öğrenmiştim. Fakat ben bu gizliliği, onun söylediği (bu arada arkadaşım oldukça tasavvufsever biriydi) sebebe değil, dış otoriter hakim güçlerden korunma amaçlı olarak algılıyordum. Belki de ben sadece şaşkının biriyim ya da fazlasıyla optimistik. Her neyse arkadaşımın bu ikazını ciddiye alıp üzerinde düşündüm, çok değerli bir başka dostuma danıştım. Hatta bir süre paylaşmamaya da çalıştım fakat insanın doğasına aykırı gelmesi galiba imkansız. Şimdilerde ise durumu ister arkadaşım isterse benim gibi algılamanın da farksız olduğunu görüyorum. Bana sevinç veren coşkumu artıran şey benim yolumdur, benim “doğru” yolum.

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir