Özgürlüğün Geleceği

02 Haziran 2009

 “İlliberal Demokrasi” olgusunu irdeliyor. Seçim sandığı “demokrasi” için yeterli bir ölçüt mü? Hitler rejimi seçimle işbaşına gelmemiş miydi? Çoğunluğun demokrasi bilincine sâhip olmadığı ülkelerde seçim, hangi iktidarları işbaşına getiriyor?Demokrasi kendiliğinden insanları daha çok özgürleştirir mi?
·       Eski Sovyet Bloku ülkelerinde, Afrika ve Asya’dan geçerek Müslüman Arap dünyasına uzanan bir coğrafyada seçim sandığından gelen rejimler: fanatizmi, baskıyı ve savaşı neden kışkırtmaktadırlar?        Gibi sorulara da açıklık getirmektedir.
Aynı zamanda canlı bir tarih dersi de olan hızlı bir jeopolitik ufuk turu yapan Fareed Zakaria, önyargılarımızı tartışma konusu da yapıyor. Bunlardan bir kaç örnek vermek gerekirse:
*1959’da sosyal bilimci Seymour Martin Lipset basit ama güçlü bir fikir ileri sürdü: “Bir ulus zenginleştikçe, demokrasiyi sürdürme şansı o kadar yükselir.” Kırk yıllık araştırmadan sonra, bu temel görüşü halen geçerliliğini korumaktadır. Hesaplamalara göre kişi başına geliri :
1500$ altında olan demokratik ülkelerde rejimin yaşam ümidi yalnızca ortalama sekiz yıl çıkmıştır.
1500$ ile 3000$ arasında bu süre ortalama on sekiz yıldır.
6000$’ın üzerinde geliri olan bir demokrasinin yok olma şansı ise 500’de 1 kadardır. Zengin olduklarında demokrasiler ölümsüzdür.
*Amerikan tarihinin çoğunda başkan adayları, siyasî partilerinin yansımaları oldu. Bugün ise partiler adaylarının yansımalarıdır. Artık ABD.’de siyasî partiler, popüler bir lider tarafından içi doldurulması beklenen boş birer kap haline gelmiştir. Amerikan siyasî partisinin öldürüldüğünü söylemek yanlış olacaktır, aslında kendisi intihar etmiştir.
*Her ne kadar hiç kimse günümüz demokrasisi hakkında kötü konuşmaya cesaret edemese de, çoğu insan içten içe bir şeylerin yanlış gittiğini hissedebiliyor. Tüm gelişmiş demokrasilerde insanların politikacılara ve siyasal sistemlere saygısı, tüm dönemlerin en düşük düzeyinde. Daha ilginci, yapılan her bir kamuoyu yoklamasında, Amerikalılara en çok hangi kamu kurumlarına güvendikleri sorulduğunda, üç kurum listenin her zaman en üstünde çıkmaktadır: Yüksek Mahkeme, silahlı kuvvetler ve Federal Rezerv sistemi. Üç kurumun paylaştıkları bir ortak nokta vardır: demokratik olmayan bir biçimde işlerler. Bunun aksine, halkın istemlerine en açık olan Kongre, çoğu araştırmada son sıralarda yer almaktadır.
*Orta Doğu’nun en büyük modernleştiricisi, Türkiye’nin Kemal Atatürk’ü, ülkesini büyük ölçüde tartışılamaz milliyetçi görüşlerinden dolayı başarılı olabildi. Ülkesini Batılılaştırırken bir yandan da Batılı güçlerle savaştı.
*Önümüzdeki bir veya iki yıl içinde Irak’ta demokrasi işliyormuş gibi görünecektir. Ama bu, demokrasinin devam edeceği anlamına gelmez. Demokrasinin çöküşü genellikle doğumundan birkaç yıl sonra olur. Bu önlenebilir ve elbette Birleşik Devletler demokrasinin tutunması için elinden geleni yapmalıdır. Ancak nihayetinde yeni bir Irak inşa edecek olanlar Iraklılardır. Önümüzdeki yıllarda Irak’ı kimin yöneteceğini kestirmek imkansızdır, ama bu kişinin Irak milliyetçiliğine seslenen birisi olacağından kimse şüphe edemez.

Fareed Zakaria’nın “ÖZGÜRLÜĞÜN GELECEĞİ” kitabından özetleyen

Halit Yıldırım

Bir yorum

  • vijdan 15 Mayıs 2010, 12:28

    halit bey bana bu kıtabın özzetı gereklı bana gonderebılır mısınız acaba

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir