Oyun üzerine…

24 Nisan 2010

Insanlar toplumsal varliklardir ve tekil olamazlar. Bu nedenle sürekli diger insanlarla
olan iliskisini degerlendirmelidir. Ilk caglardaki insanlar gibi balta girmemis, vahsi
dogada yasamiyoruz ama yasadigimiz sehirler insanlarin sadece vahsiligini gizlemis
durumda. Dogayi evcillestirmemiz kendimizi de evcillestirmemiz anlamina gelmiyor,
hatta birbirimizden gercek benligimizi saklamak icin binbir türlü yöntemler ürettik.
Tüm hayatimiz bu yöntemleri desifre etmek ve yeni yöntemler belirlemek icin geciyor.

Bu öyle bir oyun ki, oyunun kurallarini bildikten sonra ögrendigimiz kurallar eskimis
oluyor, cünkü insanlar bilinen birseyi tekrarlamaktansa, Dostojewski’nin degimi ile,
kendi deliliklerini yapmayi yegliyorlar. Bu nedenle de hakikat devamli bir adim daha
ögrendigimiz kurallarin ötesinde gidiyor.

Bilinen kurallarin tekrarlanmamasi özgürlügümüzün ifadesidir. Hic kimse özgürlügünü
herhangi kurallar ugruna feda etmek istemez. Kurallar ile özgür irade arasinda bir oyun
süre gidiyor. Biri digerini yakalamayi basardigi zaman, denge dengesini yitiriyor.
Eger kural agirlik gösteriyorsa iliskiler kristallesmis oluyor, her gün birbirini kovaliyor.
yeni birseylerin de olusmasi imkansizlasiyor. Insanlarin degisiklige olan özlemi günün
birinde su üstüne cikiyor.

Diger taraftan özgürlükcü olanlar kisiler arasindaki bagi unutuyorlar, böylelikle
özgürlüge sahip oluyorlar ama iliskileri sona eriyor, cünkü iliskiyi sürdürebilmek icin
ortaklasa eylemlerin olmasi gerekiyor. Özgürlük ile kuralcilik arasindaki bu gidip
gelis iliskileri de taze tutmaya yariyor. Oyun herhangi kaliplasmis iliskilerin devamini
saglamak icin bir yöntemdir. Oyun “amacsiz” oldugu icin kaliplasmis olan iliskileri
tekrar rayina oturtmak icin en etken enerji kaynagidir. Oyun oynayamayanlarin
iliskileri sona ermeye mahkumdur. Oyunsuz iliski sadece cikar amaclidir, o sadece
cikar ile ayakta durabilir. Cikarin da bittigi anda iliskiler sona ererler.

Oyunun önemi cocuklar icin de cok önemlidir. Kücük yasta cocuklara oyun oynatmayi
ve oyundan haz almayi ögretmelidir. Böylelikle kücük yastan beri oyun oynamaya
alisan cocuklar hayatlarinda daha basarili olacaklardir. Cünkü kücük yasta oyundan
mahrum kalanlar o oyunu ergin yaslarda ögreneceklerdir ki bu da onlarin canlarinin
daha fazla yanacagi anlamina gelir. Hem büyük yasta oynanan oyunlar esnekligini
kaybederler.

Bizler ne kadar oyun oynuyoruz? Oyuna ne kadar önem veriyoruz? Cocuklarimizi
oyunlu mu büyütüyoruz, yoksa onlara devamli neye dokunmalari gerektigini, neden
uzak durduklarini mi ögretiyoruz?

4 Yorum

  • Turan 25 Nisan 2010, 10:01

    Sibel,

    söylediklerinde haklisin. Bence cogu anlasmazliklarin nedeni oyun oynanmamasindan kaynaklaniyor. Oynanmayan bir iliski kaliplasiyor, ancak oyunda insan kendini insan hissedebiliyor. Bu nedenle de cok kücük yasta oyun oynanmasi ögretilmelidir.

  • Sibel 24 Nisan 2010, 23:25

    Hayatın içinde önünüze gelen her olayı yaşarken, onu sanki ölümden önceki son işiniz kadar ciddiye almalısınız. Yani yapabilleceğinizin en mükemmelini gerçekleştirmek üzere dikkati yoğunlaştırmak ve çabalamak gerekli. Tüm kabiliyet ve çabanızı ortaya koyduktan sonra ise sonucu önemsemeye gerek yok çünkü geldi geçti, şimdi ki ana bakıp bu kez yine ölüme karşı en muhteşem gösterimizi yapmamız gerekecek.:

    Oyun üzerine şu eski ve eğlenceli yazıya da göz atmakta yarar var: http://sibelatasoy.com/?p=217

  • Turan 24 Nisan 2010, 17:03

    Sibel,

    bunu biraz daha acarmisin?

  • Sibel 24 Nisan 2010, 15:45

    Hayatı ciddiye alın,çünkü oyun ciddiye alınmazsa zevk vermez. Hayatı ciddiye almayın; çünkü o sadece bir oyun. sa
    🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir