Ormana gittim…

22 Ağustos 2009

‘’Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak istiyordum
                 hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum
                 yaşam dolu olmayan her şeyi bozguna uğratmak için…
                 Ve ecel geldiğinde fark etmemek için aslında yaşamamış olduğumu…’’

* Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
* Hayatın tüm iliğini çekmek, kemiği kıymaya benzer.
* Dikkat edilmesi gereken ve cesaretli olunması gereken zaman vardır ve mantıklı bir kişi hangisi olduğunu bilir.
* Millet, kendi sesinizi bulmak için çabalamalısınız. Çünkü ne kadar uzun beklerseniz, bulmanız o kadar zor olur. Thereau demiştir ki, “Çoğu insan hayatını büyük bir çaresizlik içerisinde geçirir.” Siz böyle olmayın! Bırakın bunu!
* Bu bir savaş, muharebe, kalpleriniz ve ruhunuz yara alabilir.
* Sana gülmüyoruz, sana doğru gülüyoruz.
* Ağlamak değil gülmek için sebepler arayın
* “Carpe Diem!” (Latince) . Günü Yakala! , Anı Yaşa!
* Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan herşeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu farketmemek için.
* İçimdeki barbarca çığlığı dünyanın çatısından haykırıyorum.
* Hepimizin kabullenmeye ihtiyacı var ama inançlarınızın size özgü olduğuna güvenin.
* Hey kaptan, bizim kaptan.
* Carpe diem’i dinleyin. O size yol gösterecektir.
* Vakit varken tomucukları topla zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.
* Ormanda yol ikiye ayrılıyordu.Ben az kullanılanı seçtim.
Bunlar John Keating (Robin Williams) ‘in ölü ozanlar derneği filminden etkileyici sözlerdi 
***
Denemek… Korkutucu olmasına karşın yepyeni bir şeyi denemek, işte az kullanılan yol budur.
Denemenin kendine aşık olmak… Eğer böyle olabilseydik her yer başarı hikayeleri ile dolu olurdu; çünkü denemek bizatihi başarıdır.
“Sonuç odaklı” eğitime hayır.
“Başarısızlık Hikayeleri” eğer gerçekten yazılsaydı muhteşem olurdu. Ki onlar başarısızlık değillerdi.
Neye başarısızlık diyorlar?
Aklımızdaki varış istasyonuna/amaca ulaşamamaya başarısızlık diyor toplum. (Önce aklımıza hedefi koyuyorlar, iyi yokla kendini, o hedef zaten sana ait değil) Yalan! Küllen aldatmaca!
Tek bir başarısızlık tarifi olabilir; hiç bişeye girişmemek, taklitçilik, başkalarına askıntı olmak.
Varış istasyonu, bir seraptır zaten, varla yok arasında, içimizde bi yerlerde durur fakat aslında başarı; yeni bir yola girişmektir, cesaretle denemektir, az kullanılan yoldur o. Ve adım attığımız an bu yola başardık demektir. Bilinmeyenle yüzleşme, adrenalin salgımızın artmasına sebep olur, bu ise yeniden doğma anlamına gelecek bişeydir.
Ey Gezgin… Eyy az kullanılan yolları seçen deneyci… Sen bir savaşçısın. Gözünü hedefe dikme, kalbini kilitleme! Her adımında tüm duyuların açık olsun, her kokuyu, her sesi duy! Her yüzü gör! Dokun /dokunul… Bütün dünya, hepimiz senin arkandayız, her an sana işaret gönderiyoruz. Eğer açık isen (hedefe kilitlenmemişsen açıksındır) işaretlerimizi görür/duyar/hissedersin.

10 Yorum

  • Sibel 24 Ağustos 2009, 11:09

    Bu benim fikrim değil de, ortodoks düzenin bir kabulü tabi. Şüphesiz ki, “normal” izafidir.

  • Ismail 24 Ağustos 2009, 11:02

    “Normalden her sapma bir hastalık aslında” derken burada hemen normalin ne olduğu? ve kime göre normal? sorularını sorabiliriz. Eğer Avusturalya yerlilerinin arasında büyüyüp herşeyin sizinle konuştuğunu iddia etseniz sizin anormal olduğunuz düşünülmez. Referans noktasına göre normallik değişir (göreceli).

  • Sibel 24 Ağustos 2009, 10:01

    Çok doğru “gitmek” mevcut düzeni terk etmek anlamında kullanılıyor, ya da en azından onun dışında bişeyi denemeye gönüllü olmak. Don Juan aldığımız her kararın ÖLÜM’e karşı alınmış olduğunu söyler, Çünkü ölüm bizim en büyük ve biricik danışmanımızdır. Bu kelimeden kaçınmaya çalışmak ve akla getirmemek daha ziyade Batı toplumlarının son yüzyıllardaki uygulamasıdır. Ecel gelsin, sorun değil susen. Onun yüzüne bakıp, içimden gelen her şeyi denediğimi söyleyeyim, eminim o da memnun olacak 🙂
    Bu arada nedense “Türkiye’de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey” aklıma geldi, gerçi kitabı okumadım (bi ara edinmeli) ama Akdoğan’ı iyi tanırım, kendisi kardeşimin üniversiteden beri en yakın arkadaşıdır, ayrıca ciddi sevecen ve yardımsever biridir. Muhtemelen kitapta bahsedilen yerlerin bi kısmına da kardeşimle gitmişlerdir. Bu dışa dönüklere bazen şöyle demek gelir içimden “bu ne enerji!” 🙂 Fakat bu enerjiyi hangi maksatla dışa döndürdüğünüzde çok önemli değil mi?

  • Sibel 24 Ağustos 2009, 09:54

    İnsanın özellikle negatif sayılabilecek işaretleri görmesi hiç de kolay değil, çok sarsıcı bir durum. Bunu görmek istememek gayet anlaşılabilir doğrusu. Zaman zaman yazı gönderdiğim bir sitede geçenlerde bir katılımcı (genç olduğunu sanıyorum) her şeyin konuştuğunu ve kendisi ile iletişim kurduğunu yazmıştı. Muhtemelen geçirdiği bir travma sonucu olmuş. Psikologları da anlayabiliyorum aslında, normalden her sapma bir hastalık neticede, mümkünse hemen düzeltilmeli. Bazen bu davranışlarını kınayacak gibi oluyoruz fakat aslında bunu yapmalarına biz sebep oluyoruz. Çünkü aslında sapmalar tek yönlü gelmiyor, hoşunuza giden bir araz, hoşunuza gitmeyen başka şeyleri de koluna takıp getirmiş olabiliyor.
    Her neyse, burada Ölü Ozanlar Derneğin’de kastedilen de YENİ olana geçişin sancıları…

  • susen 24 Ağustos 2009, 09:49

    Evet, “gitmek” de simgesel sanki. İçgörü kazanmak için çıkılan bir yolculuktan bahsediyor sanki. Son cümlenin (ve ecel geldiğinde…..) orjinal dilindeki halini çok merak ettim doğrusu, bu haliyle beni yoruyor, bir zafer cümlesi daha çok yakışırdı eğer olup biten bir muharebe ise..

  • Ismail 24 Ağustos 2009, 09:08

    Yine ben. Avusturalya yerlilerinin başarılarını örnekleme gereği olduğunu düşündüm. Mesela çölde su bulmak istediklerinde onlar “sing for it” (şarkı söylerler). Bu doğayla bütün halinde söylenen su şarkısı onları suyun olduğu yere getirir, kumu kazarlar ve suyu bulurlar. Materyalist mantık bunu anlayamaz ve çözemez.

  • Ismail 24 Ağustos 2009, 08:53

    Hayatta herşeyden ve heryerden mesaj almak mümkün. Mesela kültür olarak aboriginal (avusturalya yerlileri) bunu çok güzel yapıyor. Normal olduğunu düşünen insana onların metodları absürd geliyor. Ama başarılı bu insanlar 10000 lerce yıldır varolmuşlar hemde başarılı şekilde. Ama modern toplumlarda ben gazeteden, radyodan, rüzgardan, ağaçtan falan mesaj alıyorum ve bu bir teşvik ve yardım derseniz sizi Psikoz hastası olarak damgalarlar ve en yakın akıl hastanesine yatırırlar. Bu arada Psikoz hastalarının rahtsızlığı positif mesajlardan kaynaklanmaz ama negatif semptom denilen mesajlardan kaynaklanır. Ayrıca korku (noluyo lan şeklinde yaşanan) mesajların yanlış anlaşılmasına ve negatif olarak görülmesine neden olur. Neyse kolayı seçip ilacını içmek ve bu mesajları görmemizlikten gelmek bir çok insan için daha tatmin edicidir. Lütfen kınamayın bu davranışı.

  • Sibel 23 Ağustos 2009, 18:21

    “Orman” burada simgesel anlamda kullanılmış bence.

  • Turan 23 Ağustos 2009, 17:51

    Hayati tatmak icin ormana veya insanlardan kendini soyutlamaya hic gerek yok. Ayni seyler toplum icerisinde de oluyor. Önemli olan dikkatli yasamak. Tabii ki arada sirada gürültüden uzak durmak gerekir…

    ” Eğer açık isen (hedefe kilitlenmemişsen açıksındır) işaretlerimizi görür/duyar/hissedersin.”

    Hayatin püf noktasi da alinda budur: acik olmak….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir