Önemli iki soru-4

07 Eylül 2011

Önemli iki not:

1. Varlıkların yapısal durumlarında değişiklik olması demek, molekül yapılarının değiştirilmesi demektir. Peki, atomik yapılarda da bir değişim oluyor mu?

Oluyor. Şöyle ki: Her bir kimyasal elementin (yani her atomun) birçok izotopu bulunmaktadır. Şekilde azot (N) ve karbon (C) atomlarının izotopları görülmektedir. Bu izotoplar, ortamdaki enerji kutuplaşması ve yoğunluğuna bağlı olarak, ya elektron tünellemeleri, ya pozitron tünellemeleri nedeniyle çapraz (sarı ve mavi oklarla) gösterilen yönlerde birbirlerine dönüşmektedirler. Yani bir 13N atomu bir 13C atomuna, bir 14C atomu, bir 14N atomuna dönüşebilmektedir.

Şekil 15: Doğadaki tüm kimyasal elementler, birbirlerine dönüşebilirler.

Dolayısıyla doğadaki tüm kimyasal elementler, ortamdaki enerji durumuna göre, elektron veya pozitron alışverişleri sonucu birbirlerine dönüşebilmektedirler. İzotopların çok değişik ömürleri bulunmaktadır. İzotopların sahip oldukları bu ömürlere göre de oluşturulan bileşiklerin ömürlerine sınırlama getirilmiş olunmaktadır. Doğadaki biyolojik iç saatlerin çoğu bu sisteme dayanmaktadır.

2. Peki daha alt düzeyde, yani atom-altı-öğeler düzeyinde de değişimler oluyor mu?

Evet, onlarda da değişim oluyor: Atom-altı-öğelerin de, ilerleme yönleri, adımları, enerji düzeyleri, vs değişiyor, hem de 3 eksen sistemi boyunca ve her bir eksen etrafında 77760000 saliselik konum farklılığı gösterecek şekilde! Dolayısıyla, asıl temel değişim bu en temel varlıklarda gerçekleşiyor ve onlar bu değişen enerji düzeyleri ve konumlarıyla, doğa ve dünyamızı tekrar yeniden düzenlemeye başlıyorlar.

Şekil 16: Kuantsal öğelerin sonsuz denecek kadar farklı konum ve durum almaları söz konusudur.

►Kuantsal sistemden atomik-moleküler sisteme geçildiğinde, “Theory of Integrated Levels” (= Tümleşik Sistemler Teorisi) ilkesi “Her düzey altındaki düzey(ler)inkine ek, yeni bir özellik taşır” gereği: yeni etkileşim sistemleri ortaya çıkar. Bu etkileşim sistemi basınç ve sıcaklık olarak bilinir. Bu nedenle tüm moleküller sıcaklık ve basıncın çok olduğu yerden, az olduğu yere doğru hareket ederler. Bu etkileşim sistemi gereği denizlerdeki su moleküllerinden her biri, kendisine en yakın komşularının sıcaklık ve basınç değerlerini algılayarak, en düşük değerdekiler yönünde harekete başlarlar. Bu olay aynı anda denizin her yerinde gerçekleşir ve tüm deniz genelinde bir akıntı sistemi başlar. Denizin farklı yerlerindeki farklı sıcaklık ve basınç değerlerine göre, farklı hızlarda akıntılar ortaya çıkar. Atmosferdeki rüzgârlar da bu sistemde gelişirler. Yeryuvarı içindeki manto akımları da bu şekilde oluşurlar. Bu akıntılara göre de depremler volkanik hareketler vs. başlar.

Sözün kısası, doğa ve dünyamızı oluşturan en temel öğeler bilardo topu gibi pasif, cansız, ölü, bilinçsiz varlıklar değil, yukarıda belirtildiği gibi, çevrelerini algılayan ve komşularının durumlarına göre davranışlarını belirleyen ve daha rahat durumlara geçmek için yeni üst-sistemler içinde bir araya gelme çabası içinde olan varlıklardır. Yani onlar ölü-cansız değil, canlı ve bilgi ile davranan en temel canlılık öğeleridir.

► Doğadaki en küçük varlıkların hem dalgalanma (wave) göstermesi, hem bir madde tanesi (particle) olarak davranması, onların “wavicle” (wave + particle = wavicle) olarak da adlandırılmalarına neden olmuştur (Eddington 1935). Bu “wavicle” terimini Türkçemize “salınımcılar” olarak aktarmak istedim, çünkü onlar hem bir sarkaç gibi, sürekli olarak sağa-sola dönüp duruyorlar, hem ilerledikleri yönde belirli bir düzlem içinde dans ediyorlar, hem de doğadaki tüm enerjilerin (dolayısıyla kuvvetlerin) temelini oluşturuyorlar. Dahası, evrensel ölçekte birbirleriyle etkileşerek, hep daha ekonomik üst-sistemlerde birleşecek şekilde birbirleriyle anlaşıp-uzlaşıyorlar.

Şekil 17: Platin düzlemi üzerinde oluşturulan bir atom kalınlığındaki grafen örtüsünde gelişen nano-kabarcıklar. (Sağ-alt köşedeki küçük noktalar etilen molekülleridir.)

Salınımcılar çevre faktörlerini dikkate alarak yapı ve dokusal durumlarını değiştirirler ve yeni şekiller, yeni görünümler ortaya çıkarırlar. Levy ey al (2010) yaptıkları şu deney bunu güzel açıklar.  Deneyde, platinden oluşturulan bir düzlem üzerine, ”graphene” yapısı adı verilen tek-tek karbon atomları yerleştirmişlerdir. Yani yan-yana gelen tek karbon atomlarından oluşan bir grafen örtüsü oluşturmuşlardır. Tarayıcı tünelleme mikroskobuyla görüntü alındığında,  platin yüzeyi gibi düzgün olması gereken graphene (grafen) örtüsünün, yer yer yaklaşık 2 nm yüksekliğinde tümsekcikler (kabarcıklar) oluşturdukları saptanmıştır.

Bu deney şunu göstermektedir. Yanyana getirilen salınımıcılar (burada karbon atomları), çevrelerindeki varlıklardan gelen sinyallerle (burada platin atomlarından oluşmuş bir düzlem) etkileşerek (sinyal-alışverişlerinde bulunarak) değişik görüntüde yapısallaşmalar oluşturmaktadır. Yer yer, platin düzlemine uygun düzgün düzlemler, yer-yer ise, belli yönde, beli boyutta geometrik şekiller!

Ve salınımcıların son bir temel özellikleri daha: hep en kestirme yolu seçerler. Yani her zaman işin en kolay yolunu seçerler. Bu özellik, çocukların yetiştirilmesinde önem taşır; çünkü onlara hayat şöyle de olur veya yaşanır diye kolay bir yol gösterirseniz, o çocuklar ileride asla zor görevlere soyunmazlar.

Özetle: Doğadaki tüm farklı görüntüler, salınımıcılar dediğimiz bu temel varlıkların çevreleriyle karşılıklı etkileşimlerinin bir üründürler.

Peki, doğadaki en temel yapıtaşları canlılık gösteriyorlar, bilgiye göre davranıyorlarsa:

i-fizikçiler neden hala bu temel yapıtaşlarını, doğayı oluşturan en temel canlı-öğeler olarak değil de, bilardo topu gibi pasif, cansız varlıklar olarak değerlendiriyorlar?

ii-Biyologlar neden hala canlıların bilgiye göre davrandıklarını değil de, evrimin rasgele mutasyonlarla gerçekleştiğini iddia ediyorlar?

iii- Biyologlar neden canlılığı atom-altı-öğelerle başlatmıyorlar da, “ilk canlı nasıl, nerde oluştu?” şeklinde sorularla uğraşıyorlar?

iv- Din adamları yaratıcı güç olarak tanımladıkları “Allah’ı” neden varlıkların kendi içlerinde değil de, hayali bir harici sistemde arıyorlar?

Bu soruların yanıtını dinamik sistemler fiziği ilkelerinde buluyoruz.

İsmet Gedik-Hücre Yapısı

-devam edecek-

Not: Hep söylediğim gibi her şey fizikle açıklanabilir, zaman zamanla, sabırlı olun ve bi sona ulaşacağınızı da sanmayın! Bu yolculuğun kendi bir zevk: bakınız

15 Yorum

  • turan 11 Eylül 2011, 05:13

    Beni o yazı dizisinde rahatsız eden birşey var ama tam ne olduğunu henüz cikartamadim. Sakin kafa ile kitabın tümünü okumak gerekiyor galiba.

  • Sibel 10 Eylül 2011, 23:33

    Sööylediğin konuya şu yazıda değinmiş, okudun mu onu Turan?
    Bedenlerimizi yapısı ve işleyiş mekanizması hakkındaki, tüm temel bilgileri yapısal-dokusal durumlarında kayıt altında bulunduran hücreler neden bizlere “bilinç” gibi bir serbest irade vermişlerdir? bilinç, bedenin kalıtsal davranış kalıplarından kurtularak, çevredeki değişim-dönüşümlere daha kolay uyum sağlanması için oluşturulmuştur.
    http://sibelatasoy.com/?p=5136

  • Sibel 09 Eylül 2011, 12:34

    ben de bilmiyorum henüz 🙂

  • Turan 08 Eylül 2011, 11:59

    Benki de acele davranis olabilirim :-(((((

  • Sibel 08 Eylül 2011, 10:40

    Yazı dizisini sonuna kadar devam edelim sonra bu itirazına yeniden bakalım diyorum 🙂

  • Turan 08 Eylül 2011, 07:06

    Evet, hücreler bu tanimlamaya göre canlidirlar. Canliligin en alt birimi nedir diye soruldugunda, bilinmiyor. Profesör Gedik anladigim kadriylan her “baglantiya” canli diyor. Yani iki atomun birbiri ile olan baga bile “can” diyor. Canin bu kadar “asagi” indirgenebilecegine inanmiyorum. Gedik korelasyon terimi yerine can diyor. Bu sadece bir terimin baska biri ile degistirilmesidir. O terim korelasyonun ötesinde baska bir sey aciklamiyor.

  • Sibel 07 Eylül 2011, 21:32

    Belki tam anlayamamışımdır ama bana kalırsa bu özellikler hücrede var.

  • Turan 07 Eylül 2011, 20:55

    Wikipedia’da autopiesis icin söyle yaziyor:

    “”An autopoietic machine is a machine organized (defined as a unity) as a network of processes of production (transformation and destruction) of components which: (i) through their interactions and transformations continuously regenerate and realize the network of processes (relations) that produced them; and (ii) constitute it (the machine) as a concrete unity in space in which they (the components) exist by specifying the topological domain of its realization as such a network.””

  • Turan 07 Eylül 2011, 13:28

    Maturana “autopoiesis” teriminin “baba”sidir.

  • Turan 07 Eylül 2011, 13:26

    Canin tanimlamasini Cile’li biolog Maturana cok güzel tanimlamisti. Ona göre canli olmanin bir kac sartlari var. Bunlardan biri kendi kendini üretebilme yetenegi. Iki üc sartlari daha var, su anda zamanim olmadigi icin digerlerini arastiramiyacagim. Ama aksama nette bi bakayim…

  • Sibel 07 Eylül 2011, 12:26

    Can nedir sence?

  • Turan 07 Eylül 2011, 11:26

    Prof. Gedik cok güzel anlatmis, ama “can”in anladigim kadariylan diffüzyondan oldugu kanisinda her atomlarinda “can”li oldugunu savunuyor. Bence kanitlayamadigi seyleri kanitlanmis gibi sunuyor.

  • Sibel 07 Eylül 2011, 09:02

    O halde Prof Gedik’le aynı fikirde değilsin.

  • Turan 07 Eylül 2011, 08:27

    Canlilarin diffüzyon ile betimlenebilecegini zannetmiyorum. Alt sistemlerin ne kadar “canli” oldugunu tartisilir bir konu. Canli olmanin icerisinde kendi basina hareket etme, kendi basina üreme de cardir. En alt kisimdaki atom ve moleküllerin aktif halde hareket edip cogaldiklari söylenemez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir