Okuduğum, izlediğim yeni kurgular

06 Temmuz 2019
Gentleman Jack, Digi’nin yaz dizilerinden ilgi çekici birisi. Zaten yaz boyunca seyredilebilecek ikinci dizi de bu denebilir.
On dokuzuncu yüzyılın başlarındaki Endüstri Devrimi yıllarında Anne Lister, Batı Yorkshire’daki Halifax’e geri döner… Genç, güçlü, erkek giyimli ve tavırlı bir kadın olan Anne’in atadan kalma malikanesinin kaderini değiştirmek için ettiği mücadeleyi anlatan dizide zamanın kadın hakları, asil aileleri, yaşamları ve cinsel tercihlerin yasakları ön planda. İngiltere kırsalını zaten severim, çekimler güzel, oyuncular da daha şimdiden rollerine adapte olmuş görünüyor. Merakla izliyorum.
*
Kız Kardeşim Seri Katil– roman
Polisiye gerilimin hakkını veren bir roman. Hem kullandığı dil hem de uyandırdığı merak gayet dozunda. Çok zamandır özlediğim o alaycı, mizahi ve acı tonların hepsi iç içe geçmiş. Üstelik bir ilk roman!
Braithwaite bu romanda şiddet, sadakat ve ailenin dramatik yapısını ve içinde bulunduğu çıkmazı anlatıyor. Bu arada kız kardeşlik bağlarının da sorgulandığını görebiliyoruz. Olayın, Nijerya’da geçiyor olması da bizim için biraz yakınlık hissi veriyor, ne de olsa batı dünyasından çok farklı bir kültür.
*
City on a Hill; yozlaşmanın, yolsuzluğun ve ırkçılığın adeta gündelik yaşamın bir parçası haline geldiği, şiddetli suçlarla dolu Boston şehrini mesken tutuyor. 1990’lı yılların başlarında geçen dizi, bölge savcısı Decourcy Ward ile yozlaşmış olmasına rağmen saygın bir FBI ajanı olan Jackie Rhodes’un kurduğu sıra dışı ittifakı konu alıyor. Dizide, kentin tüm adalet sistemini değiştiren bir davayı üstlenen ikilinin yaşadıkları olayları izleyeceğiz.
Ben Affleck ve Matt Damon’ın yapımcılığını üstlendiği, Kevin Bacon’ın başrolünde yer aldığı City on a Hill dizisinin ilk iki bölümünü izledim. Polisiye dediğin böyle olur, uzun zamandır özlediğimiz oyunculuk, senaryo titizliği, ironik bir dil, müzik hepsi var görünüyor. Sıradan savcı avukat dizileri bu tür yapımların yanında çocuk işi gibi kalıyor. Toplamda kaç bölüm olacak bir fikrim yok şu anda Digitürk’te gösterimde.
*
İnception
Bu eski filmin ne işi var burada derseniz benim için hiç eskimiyor, tıpkı zamanında Matrix’e, Dövüş Klübü’ne, 13.Kat vs gibi kült filmlere yaptığım gibi önüme her geldiğinde yeniden izliyorum. Film her seferinde değişip netleşiyor çünkü ben değişmiş oluyorum.
Bilimkurgu dendiğinde ilk aklımıza gelen uzay oluyor sanırım, özellikle genç ve çocuklar nezdinde .
Uzay yalnız dışımızda mı?

Peki ya içimizdeki uçsuz bucaksız uzay?! Çocukluktan merakla başlayıp gençlik romantizminde gözümüzü yıldızlara dikiyor, iç geçiriyoruz, bunu yadırgamıyorum. Fakat içimizdeki uzayın bilinmezliği ve derinliğiyle de başa çıkmalıyız, onun serüvenleri çok zengin donanımlar içeriyor. Yani belki süslü heybetli uzay gemileri olmayabilir ama yine de bir bakın ve anlamaya çalışın derim. İnception filmi bu konuda bir baş yapıt.
İnsanlar olarak handikabımız konular hakkında ayrı ayrı bilgi edinmeyi, biriktirmeyi sevdiğimiz halde bunları birleştirme girişiminde bulunmayışımız! Adeta o bilgiler birbirinden ayrı gezen yıldızlarmış gibi yaşıyoruz. İç dünya maneviyat barış dünya biyoloji fizik hele psikoloji sosyoloji sanki birbirlerine on üssü on ışık yılı uzaktalar! Öyle değil işte, hepsi iç içe sarmaş dolaş ve hepsi iç ve dış birliğimizde şu an tastamam. Metafor nedir bilmiyoruz, sözlük anlamını ezbere söyleriz ama yemeğin tuzu içinde göremeyiz! İç uzayımıza tohum nasıl yerleşir bunların muhafızları var mıdır?
Freud, jung okuyup yutmuş olabiliyoruz, travma tedavisi duymuşuzdur örneğin ancak bunu küçük yaşta yöntem öğrenmediğimiz için uygulama içinde göremiyoruz, dolayısıyla inception gibi asla görselleştirilemez zannettiğimiz olguları ele alan kurgular doğrudan göz hizamızda sunulunca sanki karışık bir şey gibi geliyor.
İnception bence bir deha eseri. Nolan’ın en iyisi (fikrimce)
Yine de bu filmden neden bu kadar çok nefret eden var bazen merak ederim. Gerçi bir şeyin beğenen ve sevenleri çok ise nefret edenleri de ortaya çıkıyor, bir çeşit fizik kanunu olsa gerek 🙂
Bilimkurgu Klubü’nün bu yıl yapacağı en iyi bilimkurgu film yarışmasına aday adayları seçimi yabılıyor. Tıklayınız. Oradaki yorumlara baktığınız zaman gülümsemeniz yüzünüzden silinmiyor.
Bilimkurgu yalnızca kimlik belgesinden genç olanların tekelinde olmamalı, genç hisseden, düşünen ve yaşayanların da sahip çıkmaları güzel olur🎶🐞Değişim, hayal ve bilimin ortak çalışmasını gereksiniyor. Siz de oy kullanın, inception ilk onaltıya girsin ve yarışa katılabilsin. Bunu hak etmiyor mu?

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.