Neden kendi kendimizi aşmaliyiz?

14 Mart 2010

“Diese dis, göze göz” sözü karsiliksiz birsey yapmanin anlaminin önemi olmadigini gösteriyor.
Bu aslinda sadece Tevratta degil, biz de cok yaygin bir görüs. Nasil mi? Pozitif söylemek gerekirse
bizde buna “kayirmak” da denebilir. Cekirdek aileden basladigimizda bize ögretilen cok ilginc
seyler vardir. Ailemiz icin yapilan hersey makuldur gibi bir görüs hakim bizde. Aile fertlerinden
baskalari ise bizim icin “el” dir. Yani onlar yabancidilar ve bizim de onlara karsi tutum sergilememiz
gerektigi, tek güvenebilecegimiz sahislarin aile fertleri oldugu ögretilir. Bu nedenle de sadece
aile bireylerinin karsilikli yardimlasacagi bir ortam yaratilir. Ne olursa olsun yardima gereksinim
duyuldugunda ilk önce aile fertleri ayaga kaldirilir.

Aile sinirlarini biraz asmis olanlar ise mahalle sinirleri icerisine takilirlar. Mahalle ile kastedilen hem
fiziki mahalladir, hem de cevremizdir. Bu sinirlar icerisine girenleri de “tanidik” siniri icerisine olurlar,
tanimakdiklarimiza ise baska bir gözle bakariz. Nedeni aslinda cok basit. Nedeni diger ülkelerde
de “sosyal yardim” diyebilecegimiz, adi konulmamis bir dayanisma mekanizmasidir. Bu mekanizma
dahilinde tanidiklarimiz kollanir, tanimadiklarimiz ise dislanir. Tanimadiklarimiza düsman gözü ile
bakariz, tanidiklarimizi ise kendimizden sayariz. Bu kendi icerisinde sosyal yardimlasmayi öngören,
kendi kendisini yapilayan adi konmamis bir sistemdir.

Bir isimiz oldugunda ilk önce basvuracagimiz mertebe kendi ailemizdir ve sonra kendimize o isi en
iyi yapabilecek tanidik aramaktir. Bu mekanizma icerisinde yardim alan sahis kendini bir daha bu mekanizma
disina atmasi imkansizlasir. Yardim eden de herhangi bir zaman yardim isteyecektir ve bu böyle gider durur.
Bu carkin icerisinde olanlarin artik disina cikma imkani yoktur. Birinin yardimini isterken ayni anda kendi kendimizi
de o kisiye bagliyoruz, bugün olmazsa yarin, yarin olmazsa diger günlerde.

Kendisinden olmayip da baskasina hak vermemek isteyenler de bu mantik icerisinde davraniyorlar.
Kendilerinden olmayanlara hak vermiyorlar cünkü sagladiklari faydanin bir daha gelmeyecegi kanisindalar.
Kime gidip de “kardas, ben senin icin sunu yaptiydim, sen de benim icin bunu yap” diyebilecekler? Iste talep edecekleri önlerinde bir mertebe olmadigi icin, kendilerinden olmayanlarin isteklerini de karsilamamak
cok dogal geliyor onlara.

Ama unutulan bir sey var, o da hem aile sinirlarini asamadigimiz, hem de cikar haricinde düsünemedigimizdir.
Karsiliksiz bir sey yapmanin, iyi bir hayatin insanlik görevi oldugunu bilerek yasamanin hem insanlik adina
hem de kendi egosentrik duygularimizi yenme adina cok daha fazla seyler getirdigi kesindir. Bulundugumuz
mevki ne olursa olsun yaptigimiz islerin insanlik adina yapilmis oldugunu kavramadikca yaptigimiz hersey
kendi sinirlarimiz icerisinde kalacaktir. Yeni yasa cikarmaya calisiriz, bunu kendi grup cikarlarimiz icin
uyarlariz, hastane yönetiriz, ayni memleketli olanlari kayiririz. Her ne ise, kücük bir isimiz olur, hemen ayni
bölgeden secilmis millet vekilini buluruz, her ne kadar bu millet vekili bu islerle görevli olmada da “tanidiklarimizdan” medet umariz.

Biz birsey beklemeden kendi islerimizi yapmayi ögrenmeliyiz. Bu islerin sadece kendi grubumuz icin degil de
tüm yasayan insanlik adina iyi oldugunu zannettigimiz icin yapmaliyiz. Hazirladigimiz yasalari kalici oldugu
icin hazirlamaliyiz, yasayi yapanlarin ömrü sinirlidir cünkü. Bizden gelecek cok daha degisik nesiller olacagi
icin herseyin “mahalle” kavrami disinda hazirlanmasi gerekiyor. Iste bu zihniyet insancil bir zihniyettir.
Insanlara verilen hak, belli bir gruba ait olduklari icin degildir, onlar insan olduklari icin o hakka sahiptirler.