Nasıl Yemek yapıyorum?

22 Mayıs 2010

Kendimi bir casus gibi izledim ve yemek yapma sistemimi deşifre ettim. Az sonra bunu detaylarıyla anlatmayı umuyorum; fakat bunun bizlere ne faydası olacak diye akla gelebilir. Belki yanılıyorumdur ancak yaptığım çok sayıda gözlem neticesinde insanları gerçekten onların kendilerini bile tanıyamayacağı (Zihin engeli sebebiyle) denli yalın bir şekilde ele veren gündelik basit davranışları olduğunu keşfetmiştim. Bunlardan en belirgin olanları; yürüyüşleri, yemek yemeleri, araba kullanışları,  yemek pişirmeleri diyebilirim. Tabi diğer birçok günlük basit fiziksel edimleri onlar hakkında çok kesin bilgiler verir ama ben şimdilik bunlardan bahsedeyim biraz.

Yürüyüş: İnsanlar yürürken onların ruhsal yolculuğunun nasıl bir yöntem izlediğini anlayabilirsiniz.

Araba Kullanımı: Yürüyüşün biraz daha gelişmişi, daha dünyasal bir şekil almışı olarak, insanın bu hayatını nasıl yönettiğini tam olarak görebilirsiniz.

Yemek Yeme şekli: İnsanın bu hayatında bilgiyi edinme ve özümseme şeklini büyük ölçüde ele verir. Yemekle ilgili öncül hazırlıklar, seçimler ve sonrası (hazımdan tuvalet aşamasına kadar) bir bütün olarak, harika bir göstergedir.

Yemek pişirilmesi: İnsanın yaratıcılık ve vizyon kabiliyeti ve bunun işletim mekanizmasını ele verir.

Birçok öğretide insanın bilinçlenme yolculuğuna kendini tanıması ile başlayabileceği vazedilmiş ve “kendini bil!” denilmiştir. Ancak insanın zihnine rağmen bu bilişi nasıl gerçekleştireceği de pek açık anlatılmamış (bence).

İşte ben, insanın kendini yukarda bahsettiğim günlük basit edimlerini gözleyerek (ya da bir başkası onu farkında olmadan videoya çekebilir) en yalın biçimde deşifre edebileceğini iddia ediyorum. Yine aynı yöntemi, ilişkide olmak durumunda olduğumuz insanlar için de uygulayıp, onlarla daha sıhhatli iletişimler kurabiliriz.

Böyle kısaca konuyu nasıl somuttan soyuta tercüme ettiğimi belirttikten sonra kendi yemek pişirme sürecimi anlatmak istiyorum.

Yemek hazırlama için belirli bir zaman ve disiplinle hareket etmediğimle başlayabilirim. Bu işleme girişmek için midemden ilk acıkma sinyalinin belirtisini almam gerekiyor. Bu her ne kadar belli belirsiz bir uyarıysa da bunu hissettiğim an, yapmakta olduğum işi derhal bırakır ve mutfağa yönelirim. Bunun tek istisnası evde misafir olduğu zamanlardır çünkü o durumda bu sinyali almaksızın farklı bir işlem gerçekleştiriyorum, bunu bilahare ele alayım.

Mutfağa girer girmez buzdolabının kapısını açar, üç beş dakika boyunca dolabın içindekileri seyrederim. Aklımda bişey yoktur sadece öylesine durur ve bakarım. Sonra kuru yiyeceklerin durduğu çekmeceyi açar bir süre de öyle amaçsızca orayı seyrederim. Çoğunlukla bu yedi sekiz dakikalık bekleme aşamasının ardından midemle başım arasında, özellikle de damağımın gerisinde bir noktada bir “tat” duyumsarım. İşte o tat benim o an itibariyle ihtiyacım olan besin bileşiminin izdüşümüdür. O ana kadar bilinçsizce ve sersemce boş bakışım birden anlam kazanır, karanlıkta bir şimşek çakmıştır. Fakat hala ne pişireceğimi bilmem, sadece sonuçta alacağım tat belirmiştir. O amaçsız ve belirsiz tavrım aniden değişir, adeta içime bir deli kuvveti ve şevki gelmiştir. O hızla buzdolabına saldırır, yine hesaplamadığım bazı malzemeleri tezgaha çıkarırım, yine kuru yiyeceklerden bazılarını da dışarı çıkarırım. Uygun bir tencere seçer, yemek hazırlama işlemine girişirim. Yemeklerimin hiç bi zaman bi adı olmaz. Bu aşamaya kadar geldiğimde artık hazırlanacak yemeğin genel teması belli olmuştur, sulu mu, katı mı, tatlı mı, ekşimi, etli mi gibi. Zaten bu sebeple tencere seçilebilmiş olur. Bundan sonrası gözle takip edilemeyecek denli hızlı olur, bazen önceden çıkarmamış olduğum bi kaç malzeme daha çıkarmak gerekir çünkü renk uyumu sağlanamamıştır, örneğin yemek turuncuya gereksinim duyar, o anda bunun kırmızı mercimek mi, havuç mu, ya da cennet meyvesi mi olacağına karar vermek zorunda kalırım ama bu kararı vermek genzimin dibinde halen durmakta olan o TAD’a danıştığım için kolay olur aslında. Miktarların hepsi “yeterince” dir. 

Tüm malzemeler sırasıyla tencereye girdikten sonra en zevkli kısımlardan biri baharatlar kısmıdır. Yemeğin ne istediğini dinlerim ve bana bildirdiği talimatlara uyarım. Yemek pişerken hemen tamamıyla başında durur, arada karıştırır ve çıkan kokunun o TAD’a varıp varmayacağını test ederim. Çoğu kez hiç müdahale gerekmez ama nadiren o tada varmayacağını hissedersem acil tedaviye girişirim!

Bu adsız yemeklerin büyük çoğunluğu, acıkma sinyalinin alındığı andan itibaren kırk dakika içinde pişmiş ve tabağıma konulmuş olur.  Bu yemekler bedenimin bana verdiği talimat gereğince pişmiş olduğundan ben pek beğenir ve severek yerim; ama ilginçtir ki başkaları da bu yemekleri çok beğendiklerini ifade etmişlerdir. Aslında söylemelerinden çok yedikleri esnadaki tepkilerinden anlarım bunu. Kendi otelimin mutfağında şeflik yaptığım günlerde de çok beğeni alırdı bu yemekler ve çoğu kez tarif istenirdi ve tabi bunu yapabilmem pek mümkün olmazdı. Zaten o yemeği ben ya da başkası çok beğenip tekrarlamamı istediklerinde de yapamazdım. Çünkü içinde ne var ne yok hatırlayamadığım gibi, “yeterince” kısmını tarif etmek hiç mümkün değil! Bu yemeklerin hepsi tek seferliktir.

Atadan kalma tarifi belli yemekleri nadir olsa da pişiririm ama yine de o anın getirdiği farklı bir malzeme mutlaka aradan kaçar o yemeğe!

İşte benim yemek pişirme serüvenim böyle, ben bu yemeklere “dolapta ne varsa” yemekleri derim. Gelelim arızi durumlara…

Bazen seyir aşamasında genzime hiç bit tat gelmez. İşte bu bi sorundur;  çünkü ben o ilk sinyalden itibaren yarım saat bilemedin kırkbeş dakika vaktim olduğunu iyi bilirim (midem açlığa dayanamıyor ve bu durumda kuru ekmek yer işi kapatır). Bu durumda ya evden çıkar kendime başka malzemeler seyrettiririm ya da beğendiğim bi restoran varsa şansımı orada denerim. Allahtan ki bu durum çok nadir olur.

Misafir varsa, bu durumda onun yemek ritüeline uygun olarak ve onun isteğine uygun bişeyler pişirmeye çalışırım. Eğer beni tanıyor ve işi bana bırakıyorsa olağan sistemime dönerim. Ki bu herkes için en lezzetli ve ilhamlandırıcı sonucu verir.

Hepsi bu galiba, gerçi bu deşifrasyon şu an aklıma ilginç bişey getirdi. Bi araştırıp onu da yazarım belki

sa-22.05.2010-Fethiiye

3 Yorum

  • Sibel 23 Mayıs 2010, 10:07

    Anlattığın yemek pişirme yöntemine müzikte “doğaçlama” deniyor :)))

    Hemen her şeyin İYİsi “doğaçlama” ile olandır (sonuç kötü de olsa, süreç DÜRÜST/İÇTEN/KENDİ-GİBİ yürüdüğü için İYİdir…)

    Doğaçlamanın İYİ sonuç vermesinin nedeni, özetle, “zaman”da değil, “an(lar)”da oluşması di mi?


    İnsan tanıma konusunda “nasıl araba kullanıyor” sorusu, (kişisel deneyimlerimle) yüzdeyüz’e yakın doğru sonuç veriyo; pek çok denemem var, bi gün anlatırım…

    İnsan tanımada bi başka yöntem de “nasıl dinliyor?” sorusudur; detaylarını bi gün anlatırım; acayip bir tanıma/analiz yoludur…

    Aynısını “nasıl konuşuyor” ile de yapabiliriz; “nasıl” kavramı ise detaylar içerir, kelimelerin seçiminden ses tonuna kadar, pek çok parametresi vardır…

    Tabii, “nasıl yiyor” ve “ne yiyor” meselesini, Çinliler çoktan çözmüşler: “İnsan, yediği gibidir!..”

    Bunun çok daha aydınlatıcısı “insan seviştiği gibidir” cümlesinde yatar; yazık ki ömürle ters orantılıdır, gençler “bilemez”, yaşlılar ise (bir gün belki öğrenseler bile) “yapabilemez” olurlar :)))
    Akın Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir