Masumiyet biter filozofi başlar

03 Kasım 2008

Masumiyet biter filozofi başlar.

Kişi birden uyanır, kendine bakar ve şu talihsiz soruyu sorar:

Ben şimdi ne yapıyorum, nerdeyim?

Böylece cennetten atılır!

Kimileri aptal aptal koyun gibi yayılacağım cenneti neyleyeyim

Diye günah çıkarır sonraları. Epeyce gider bu süreç.

Bilimdi, politikaydı, paraydı puldu, aşktı senindi benimdi… vs vs

Ardından yeni bir soru gelir:

Acaba geri dönebilir miyim, aptal olayım o daha kolaydı, daha rahattı

Bir kere masumiyetini kaybetmiş kişi artık nasıl dönsün

Jüri bir kere duymuştur, hakim zabta geçse ne geçmese ne!

İşte o andan sonra bekler ki herkes kaybetsin masumiyeti

Yapacak bi şey olmadığından, kötülükten değil bu dostlar.

Çünkü bilir ki bu yoldan kurtuluş yok,  ah ne acı bir durum!

Sonsuza doğru, yürüyen merdivende geçmeye başlar günler

Sanattı, felsefeydi, fizikti metafizikti… vs vs

Ah SON!… Sen ne tatlı bir kelimesin.

Son da yok ki! objektif kelimesi gibi uydurma bişey

Yalnızca hayaleti mevcut, aslı olmayan gölgeler bunlar

Tek umudum İLK in piyasadan kalkmasıdır benim.

 

Herşey hatırlamakla ilgili, zaman aslında geriye doğru da gelişmeye devam ediyor

zamanın ilk olduğunu varsaydığımız geriye doğru ilerleyen oku ve geleceğe doğru ilerleyen oku arasında ne fark var? Bunu düşündüğümde gözümün önüne spiral gelir.

Filmlerde görüp iç geçirdiğimiz zaman yolculuğunu aslında sürekli yapıyoruz biz. Hero geçmişe gidip kendi sakarlığından bir japon efsanesini bozduğunu sanmış ve kederlenmişti! Allahım ne büyük saflık J))

Tabi ki o yolculuğu yapmamış olsaydı  efsane zaten olmayacaktı!

Gelecekte hiç sürpriz yok, her şey tastamam bellidir bana göre, bu sebeple kahinler medyumlar iş yapabiliyorlar. Ama geleceği hazırlamak için geçmişe pek çok sefer yapmak gereği oluşuyor. Geçmişe gidiyor, bir detayı değiştiriyor ve geliyorsunuz, o küçük detay minik bir açının iki yana açılan kolları gibi genişleyerek geleceğinizi anında değiştiriyor. Fakat bunu yaptığınızın bilincinizle farkında değilsiniz J Tıpkı Hero nakamura gibi.

Tıpkı kilim dokuma mekiği gibi bir geriye bir ileriye fırlatarak kendimizi dokuyor ve aslında olmayan bir kişisel tarih oluşturuyoruz, yoklukta hayali bir ada gibi beliriyoruz. Okyanusta baş vermiş minik bir ada J Hatta ada bile değil, yalnızca bir dalga, kabarıp baş vermiş su!

sa

 

 

Silahlar cana ulaşamaz derim size,

Alevler yakamaz onu, sular boğamaz,

Ne de kuru rüzgarlar soldurabilir onu. Geçilemez,

Girilmez, çürütülmez, zarar görmemiş, dokunulmamış,

Ölümsüz, varmış,sabit, emin

Görünmez, anlatılmaz kelimelerle

Ve sınırsız düşüncelerde, bütünüyle kendisidir,

İşte ruh böyle ilan edilir.

 

Bagavat-Gita

 

19.11.07

 

Nasıl yaşayacağını bilen kimse gidebilir uzaklara

Kokrmadan gergedanlardan ya da kaplanlardan

Savaşta yara almaz o.

Çünkü gergedanlar boynuzlarını geçirecek,

Kaplanlar pençeleyecek,

Silahlar delip geçecek,

Bir yer bulamazlar onun içinde.

Neden böyledir bu?

Çünkü onda ölümün girebileceği bir yer yoktur.

 

Tao Te Ching

 

 

17.11.2007

3 Yorum

  • ..Endless.. 06 Nisan 2016, 10:43

    Kişisel masumiyetimi kaybettiğim anda kalemimden dökülen anılar..

  • ..Endless.. 06 Nisan 2016, 10:42

    “Tarih: Bilinmezlikler
    Gerçek, gerçekten gerçek mi acaba? Yaşadığımız gerçek mi? Yoksa gerçeklik yaşadığımız mı? Yaşamla gerçek arasındaki fark ne? Sınır nerede? Bedenlerimiz varlığını sürdürürken, ruhlarımızın hayatı var mı? Var oluş ve yokluk… Düşüncelerimi aşıyor ikisi de… Yaşam ne kadar basit geliyor herkese ama yok olmaktan da bir o kadar korkuyorlar. Aslında aynı şeyler değil mi? Ya da gerçekte var oluş ve yokluk diye bir şey var mı? Yaşanılmayan şey bilinebilir mi? O zaman sonsuzluk ne? Her şeyin bir sonu varsa, sonsuzluğun sonu nerede? Veyahut sonsuzluk varsa her şeyin niye bir sonu var. Ölüm bir son mu? Hayır, peki ahiret hayatı bir son mu? Kim bilir? Ölümden sonra bir hayat ama nereye kadar? Sonra ne olacak, orada sonsuzluğu mu yaşayacağım? Eee, sonra? Sonra? Sonrası yok işte, ya da var… Bu bilinmezlikler, cevapsız sorular çıldırtıyor beni. Ne amacımız var? Bütün bu düzenin amacı ne? Sonuç ne olacak? Offf… Bilmiyorum, bilmiyorum… Ne çok “bilmiyorum” var. Bilinmezlikler içindeyiz aslında, sadece gören gözlerin görebildikleriyle yetiniyoruz. Ya göremediklerimiz, duyamadıklarımız, hissedemediklerimiz, bilemediklerimiz… Onlar devam edip gidecek, belki sonsuza kadar…”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir