Küçük Prens ve Kral-4

25 Temmuz 2011

Kral erguvanlar, beyaz kürkler giymiş, çok sade fakat şahane bir tahta kurulmuş oturuyordu. Küçük Prens’i görür görmez:
– İşte bir uyruğum, diye bağırdı.
Küçük Prens kendi kendine:
– Nasıl oldu da beni tanıdı, daha önce hiç görmemişti, diye düşündü. Bilmiyordu ki krallar için dünya çok basittir. Bütün insanlar uyruklarıdır.
Sonunda krallık edecek birini bulduğu için böbürlenen kral:
– Yaklaş da seni iyi göreyim, dedi.
Küçük Prens etrafa bakınıp oturacak yer aradı. Ama kralın kürk mantosu gezegeni baştan aşağı örtüyordu. Boş yer bulamadığından, ayakta durdu. Çok yorgun olduğu için de esnedi.
– Kral huzurunda esnemek görgü kurallarına aykırıdır, dedi kral. Yasaktır!
Küçük Prens utanarak:
– Elimde değil ki, dedi. Uzun bir yoldan geliyorum, hiç de uyumadım.
– Öyleyse, dedi kral, esnemeni emrediyorum. Yıllardır kimsenin esnediğini görmedim. Esneme denilen şeyi merak ediyorum. Haydi, bir daha esne! Bu bir buyruktur!
Küçük Prens’in yüzü kızardı:
– Olmuyor… bir daha olmuyor ki… dedi.
– Ha! Öyleyse, bir esnemeni, bir esnememeni emrediyorum.
Kral biraz kekeledi, yüzünü ekşitti. Çünkü kral her şeyden önce otoritesine saygı gösterilmesini isterdi. Kendine karşı gelinmesine göz yummazdı. Mutlak bir kraldı o. Ama aynı zamanda çok iyi bir adam da olduğu için, akla yakın buyruklar verirdi.
“Bir generale deniz kuşu olmasını buyursam da, general sözümü yerine getirmese, suç generalin değil, benim olur” der dururdu.
Küçük Prens ürkek ürkek:
– Oturabilir miyim? diye sorunca,
– Oturmanı emrediyorum, dedi kral ve beyaz kürk mantosunun bir ucunu görkemle kaldırıp yer verdi.
Küçük Prens şaşıyordu: Gezegen minicikti, neyi yönetiyordu bu kral?
– Kral hazretleri, dedi, af buyurun. Bir sorum var.
Kral çabucak:
– Soru sormanı emrediyorum, dedi.
– Kral hazretleri neyi yönetiyorlar?
Kral kısaca:
– Her şeyi, dedi.
– Her şeyi mi?
Kral elini hafifçe kaldırıp kendi gezegenini, öbür gezegenleri ve yıldızları gösterdi.
– Bütün bunlar mı?
– Bütün bunları.
Bu kral mutlak bir kral değil, aynı zamanda evrensel bir kraldı.
– Yıldızlar da sözünüzü dinler mi?
– Elbette. Bir dediğimi iki etmezler. Disiplinsizliğe göz yummam.
Kralın bu gücü Küçük Prens’i şaşırttı. Kendi elinde böyle bir güç olsaydı, günde kırk dört kere değil, yetmiş iki kere, hatta yüz, iki yüz kere güneşin batmasını seyredebilecekti. Hem de iskemlesini çekmeğe hiç lüzum kalmadan! O anda yapayalnız bıraktığı küçük gezegenini hatırlayıp biraz içi burkuldu ve kraldan bir dilek dilemeye karar verdi:
– Güneşin batmasını görmek isterim… Hatırım için… Emredin de güneş batsın.
– Bir generale kelebek olup bir çiçekten bir çiçeğe uçmasını veya bir trajedi yazmasını veya deniz kuşu olmasını emretsem de general emrimi yerine getirmese, suç kimde olur, onda mı, ben de mi?
– Sizde, dedi Küçük Prens, hiç çekinmeden.
– Tamam, herkesten, yapabileceği şeyi istemeli. Otorite de her şeyden önce akla dayanır. Sen kalkıp halkına kendilerini denize atmalarını buyurursan, halk ayaklanır, devrim yapar. Akla yakın buyruklar verdiğim içindir ki, yerine getirilmelerini istemek hakkımdır.
Ama sorduğu soruyu hiç unutmayan Küçük Prens:
– Peki, güneş  batışı ne olacak? diye hatırlattı.
– Bekle, istediğin olacak, istediğini yerine getireceğim. Ama yönetme biliminin yasaları gereğince, koşulların uygun düşeceği bir zamanı kollayacağım.
Küçük Prens:
– Ne zaman olacak bu? diye sordu.
Kral öksürdü, yutkundu, koca bir takvim karıştırdı, sonra da:
– Bu akşam, dedi, bu akşam sekize yirmi kala emirlerimin tam tamına yerine getirildiğini göreceksin.
Küçük Prens esnedi. Güneşin batmasını hemen görmediğine üzülüyordu. Biraz da canı sıkılmıştı artık. Krala:
– Benim burada işim kalmadı, dedi, gideyim.
Bir uyruk bulmuş olmakla övünen kral:
– Hayır, dedi, gitme. Seni bakan yaparım.
– Bakan mı? Ne bakanı?
– Adalet Bakanı.
– Yargılanacak kimse yok ki!
– Bilinmez, belki vardır. Bütün krallığımı dolaşmış değilim daha. Çok yaşlıyım, yürüyemiyorum, saltanat arabasına da yer yok buralarda.
Küçük Prens:
– Ben dört bir yana baktım, dedi ve uzandı, gezegenin öbür yanına da bir göz attı. Orada da kimsecikler yok…
Öyleyse kendi kendini yargılarsın, dedi kral. Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha zordur. Kendini iyi yargılamayı başarırsan, gerçek bilgeliğe eriştin demektir.
– Ben kendimi nerde olsa yargılarım. Buraya yerleşmem gerekmez.
Kral:
– Hım, hım, diye yutkundu. Gezegenimin bir köşesinde yaşlı başlı bir fare var sanırım. Geceleri tıkırtısı duyulur. İstersen o fareyi yargıla. İki de bir ona ölüm cezası verirsin, hayatı senin adaletine bağlı olur. Ama ölmesin diye de, her seferinde bağışlarsın, başkası yok çünkü…
– Ben, dedi Küçük Prens, ölüm cezası vermekten hiç hoşlanmam, gidiyorum artık.
– Hayır, gitme.
Küçük Prens yol hazırlığını bitirmişti; ama yaşlı kralı incitmemek için:
– Kral hazretleri emirlerini tam tamına  yerine getirmemi istiyorsa, bana akla yakın bir emir versinler. Örneğin bir dakika içinde buradan gitmemi buyursunlar. Sanıyorum ki koşullar uygundur.
Kral hiç cevap vermeyince, Küçük Prens bir an durakladı, sonra içini çekerek yola çıktı.
Kral da çabuk çabuk:
– Seni elçi yapıyorum, diye bağırdı ardından. Sesinde bütün otoritesi yankılanıyordu.
Küçük Prens yolculuğu sırasında: “Büyükler çok tuhaf insanlardır!” diye düşündü.

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir