Kuantum Denemeler -2

25 Ekim 2010

Kuantum Denemeler -2

İlk kısım için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=203

26. Hücre zarları kendilerini B_E Yoğunluğuna getirecek yeterlilikte titreştiklerinde, doğada en tutarlı düzen şekli olan bozulmamış bütünlüğün düzenini yaratırlar. Bu belki de yaşamın, termonidamiğin ikinci kanununu (entropi) çiğnediği mekanizma olabilir.

27. Son derece bütünleşmiş zihin/beden ilişkisinde dalga/parçacık ikiliği iyi bir metafor oluşturur. Fakat bilincin, beynin kuantum sistemindeki tutarlı sanal foton düzeninden (B_E Yoğunluğu) doğduğu fikrine bakılırsa bu, metafordan daha fazla bir şeydir.

28. İki ya da daha fazla parçacıkla herhangi bir kuantum sisteminde her parçacık, hem “şeylik” hem de “bağıntılılık” özelliğine sahiptir. Birincisi parçacık olmasından, ikincisi de dalga olmasından kaynaklanır.

Örneğin Newton’un bilardo topları birbirlerine çarpıp, durum ve momentumlarını değiştirirler, ancak bu “dışsal” bir ilişkidir. Davranış biçimlerini etkiler fakat içsel özelliklerini değiştirmezler. Aralarında ceryan eden güçlere rağmen, yuvarlaklıklarını, sıçrama özelliklerini koruyup her biri kendi kütle, durum ve momentumuna sahip olan ayrı birer blardo topu olarak kalır.

29. Bu çeşit”içsel” ilişki ancak kuantum sistemlerinde vardır ve buna ilişkisel holizm denir.

Bilinci bu yoldan görmenin ilginç yanı, insanın genel şeyler planındaki yeriyle ilgili önemli bir şey söylemesidir.

30. İnsan beynindeki dalga düzenlerinin korelasyonuyla, basit bir kuantum sistemindeki iki proton ya da elektronun dalga yönleri arasındaki korelasyon aynıdır. Çok önemli bir anlamda bilincimiz temel kuantum parçacıkları arasındaki ilişkinin büyük ölçekte yazılmış halidir.

31. Bilincin özü olan ilişkisel holizm aynı zamanda sanat ve hakikatin de özüdür. Böyle bir bütünlükle fiziksel dünya arasındaki köprü, sonunda her birinin dalga/parçacık ikiliği içinde kökenine inilerek anlaşılabilir.

32. Bilince, maddenin temel bir parçası gibi davranarak kökenine inilmez; çünkü ortada iki ya da daha fazla parçacığın ilişkisi söz konusudur. Bilinç özünde ilişkiseldir (bağıntısal) ve oluşabilmesi için en azından iki şeyin bir araya gelmesi gerekir.

Tango yapmak için iki kişi gerekir.

33. Doğada parçacıklar iki temel çeşitte vardır: Fermionlar ve Bozonlar. Fermionlar maddeyi oluşturmak için birleşen parçacıklardır (elektron, proton ve nötron) ve bunlar anti sosyaldirler. Bunların dalga fonksiyonları kısmen birbiri içerisine geçer ama asla tamamıyla bir geçiş sağlamazlar, yani bir dereceye kadar kendi başlarınadırlar.

34. Diğer taraftan Bozonlar (fotonlar, W parçacığı ve nötr Z parçacığı, gluonlar ve gravitonlar) ilişki parçacıklarıdır. Bunlar evreni birbirine bağlayan gücü taşıyan parçacıklardır. Dalga fonksiyonları öylesine iç içe geçer ki, birbirlerinin kimliklerini paylaşıp kendi bireyselliklerinden vazgeçerler.

35. “Ben” diye ifade ettiğimiz kendimiz, yani kuantum benlik, yeterince gerçek fakat zaman zaman net olmayan ve düzensiz değişen sınırlara sahip, bir yerden bir yere kayan bir şeydir.

36. Parfit, insanın geçmişini, her biri birbirine ”fiziksel ve psikolojik bağlılık” derecesinde bağlı ardıl özelliklerden oluşmuş bir zincir olarak görür. Bir beyin durumuyla öteki arasındaki yakın sinirsel bağların beslediği fiziksel bağlılık kısa ömürlüdür. Çünkü beyni meydana getiren atomlar değişir.

37. Benler arasında hafızanın beslediği psikolojik bağlılık fani bir şeyin merhametine kalmıştır. Ve hafızayı azaltarak ya da yok ederek benlikler arası bağlantıyı azaltıp yok ederiz.

38. Psikologlara göre “şimdi” en fazla oniki saniyeye kadar geçen zaman dilimidir ve farkındalığımızın bir birleşik bütün olarak hazmedebileceği deneyimin genişliğini temsil eder.

39. “Şimdi” geçmiş içinde yok olup giderken o zaman “ben” olan benlik, beynin uzlaşımsal hafıza sistemine “geçmişte bir anı” olarak kaydedilir. Kuantumcu görüşe göre; bir an önce ben olan benlik, her yeni deneyimin sonucunda oluşan yeni dalga fonksiyonlarının kendi dalga fonksiyonu ile çakışması yüzünden, aynı zamanda hem bir sonraki “şimdi” hem de gelecek benliğimle bağlantılıdır.

40. Geçmiş anıları yeniden yaşarken kuantum benlik iki cephede yaratıcıdır. Bir yandan geçmişe yenilenmiş hayat ve anlam vererek onu canlandırır, diğer yandan da her an kendini yeniden yaratır.

41. “Biz”in fiziksel olarak nasıl olup da hem “ben” hem de “sen”in bir bileşimi hem de kendine ait özellikleri olan yeni bir şey olabildiğini görmemiz gerek. Böylesi birey bileşimlerinin klasik fizikte yeri yoktur ama bunun kuantum fizikte bir kural olduğunu biliyoruz.

42. Kuantum sistemler birbirlerinin içine girip Newton’un bilardo topları için söz konusu olmayan türden yaratıcı ve içsel bir ilişki oluşturabilirler. Kuantum sistemleri “buluşur” ve bu buluşmalar yoluyla evrim geçirirler.

43. Evrenin evrimini sağlayan tek şey maddenin dalga yanı ve yeni bireylerin yaratılışıdır.

44. Dalga/parçacık ikiliği içinde parçacık ve dalgalar arasındaki gerilim, olmakla oluşmak arasındaki gerilimdir. Bu kendi içimizdeki “ben” ve “ben olmayan” arasındaki, kendimizi kendimize saklamak ve mahrem ilişkilere girmek arasındaki gerilim, olduğumuz gibi kalmakla yeni bir şey olmak arasındaki gerilime benzer. Her ikisinin de anahtarı kuantum dalga mekaniğidir.

45. Kişi olarak her birimiz kuantum alt-benlikler topluluğu olmakla beraber tek bir benliğizdir. Kendi alt-benliklerimizle içsel diyalogumuzu, benliklerimiz ve ötekiler arasındaki bir diyalogla karşılaştırdığımızda bunu görürüz.

46. Dünyaya gelen bir bebek, çekirdek bir benlik olarak gelir, hiçbir deneyimi yoktur. Kuantum dilinde bebeğin dalga fonksiyonu annesininkiyle hemen hemen tamamıyla çakışmış durumdadır ve yansımalı özdeşlik ilişkisi içindedir. Bebek annenin ipliğiyle kendi benliğini örmeye başlar. Annenin dış dünyaya yanıtlarını, algılarını, duygularını, kaygılarını alır ve kendi kuantum hafıza sistemine dahil eder. Bunlar onun yapı taşlarıdır ve beyindeki sinir yollarının oluşumunu etkilerler.

47. Bebek bütün yaşamı boyunca annesini kendinin bir parçası olarak içinde taşıyacaktır, tıpkı bir zamanlar annesinin onu rahminde taşıması gibi.

48. Bebek büyüdükçe içgüdüsel davranış desenlerine duyuları aracılığıyla dış dünyadan aldığı bilgiyi ekler ve çevresine göstermek üzere bir “tepki repertuarı” oluşturur.

49. Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır.

50. Temel parçacıkların atom-altı seviyede kalıcı kayboluş anlamında ölüm yoktur. Her şeyin temelinde yatan kuantum vakum sonsuza dek var olur. Şiirsel olarak vakumu “varlığın kuyusu” diye tanımlayabiliriz. Tüm temel özellikler bu kuyuda muhafaza edilir, hiçbir şey asla kaybolmaz.

51. Parçacıklar tek tek vakumdan dışarı yükselip kısa bir süre var olurlar, daha sonra diğer parçacıklarla birleşip ya yeni bir şey oluştururlar ya da çıktıkları kaynağa geri dönerler. Fakat bu kısa ömürleri boşuna değildir.

52. Eğer iki temel parçacık buluşup tek vücut olurlarsa, her biri kendi başına var olmaya son verir, fakat oluşturdukları yeni parçacık onların kütlelerinin özüne sahip olacaktır.

53. Eğer bir nötron dağılırsa onun kütlesi, yükü ve dönmesi; elektron, proton ve sonuçta oluşan antinötrino içinde olduğu gibi korunur.

54. Biz insanlar ise kendimizi, ailemizin, okulumuzun, milletimizin, yıldızımızın biz göçüp gittikten sonra da devam edeceği düşüncesiyle avuturuz. Sonumuzun kaçınılmazlığı yaşamımızın hiçbir gününde bizi rahat bırakmaz.

55. Kadın-erkek hepimizin kadın tarafı, “dalga yanı” var. Bu yan, kavramak yerine teslim olur. Çekirdek benliğin etrafına sınırlar çekmekle uğraşacağına, kendisini onun ötesindeki şeylere bırakır. Eğer yalıtılmışlığı ve bunu izleyen gereksiz ölüm terörünü aşmak durumundaysak, dalga yanımızı işlemek, onu daha verimli kılmak zorundayız.

56. Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sanrılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.

57. Benim bu “olası düşünceler”  dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan “ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir seçim yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlık beni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı seçimlerimden herhangi biri giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.

58. Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır! Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir.

59. Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.

Sibel Atasoy

11.10.2010

Kuantum Benlik kitabı özet çalışması

Devamı için tıklayınız

3 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir