Kontrat Bitti Öyküsünden

22 Şubat 2009

Boğazın karadenize bakan tepelerinde mütevazi, önü bahçeye açılan bir bekar evi.

Kadın küçük altın rengi arabasını yolun kenarına  park eder. Apartmanın kapısından içeri girer, elinde mavi bir heybe çanta ve iki küçük poşet vardır. Sağa aşağı, bahçeye doğru dönerek inen demir merdivenden dikkatle iner. İçerisi görünmeyen sağdaki pencerelere bakarak kapıya ilerler. Aynı anda kapı açılır. Çoğu beyazlamış beyaz sakalları olan uzun boylu bir adam, beklediği belli olacak şekilde parlayan gözlerle kadına bakar.

“Hoş geldiiiiiinnnn”
“Hoşbulduk canım”

Dostça muhabbetle sarılır bir süre öyle kalırlar. Kadının ellerindeki eşyalar öylece durmaktadır hala. Sonra ayakkabıları çıkarıp salona geçer sandalyelerin üzerine bırakır elindekileri.

“Ne yapayım sana? Çay, kahve?”

“Ahh kahve iyi olur, sıcak simit getirdim, kek de aldım.”

Bir süre mutfağa girer çıkarlar, sonra adam çalışma masasına, her zamanki yere oturup bacaklarını masaya uzatır. Kadın küçük yeşil ahşap masaya yiyeceklerini koyar ve tabureye kurulur. İştahla yemeğe başlar. Bu arada havadan sudan, yolun giderek kısaldığından söz ederler.

Kahveler biter, sigara izmaritlerinden küçük öbekler oluşur kültablasında. Hava kararmaktadır.

“Başlayalım mı?” der adam

“Evet” der kadın.

Boşları toplar, kül tablalarını boşaltır, kendine ve arkadaşına birer büyük bardak su getirir.

Kadın köşede, dipteki tek kişilik yatakla salonun girişi arasındaki yaklaşık on metrelik çaprazlama yolu ağır adımlarla arşınlamaya başlar. Adam hala aynı pozisyonda; bacakları masaya uzatılmış sırtı iyice geriye yaslanmış olarak gözleriyle kadını takip eder.

Aslında bugünün de diğer onlarca öncekinden pek farkı yoktur başlarda. Kadınla adam son iki senelerinde ayda ortalama iki kez “seans” adını verdikleri bu toplantıları yapmışlardı.   Seansların amacı “bilinmeyenden” mal aşırmaktı!

İyice loşlaşmış salonun bir ucundan diğerine yürümeye devam ederken, arada bazı hareketler yapar, bazen durup olduğu yerde sallanır, bilinmedik bir dansın figürleri gibi görünür karşıdan. Bazı sesler çıkarır, önemsiz gönünen bazı kelime ve cümleler. Hepsi olağandır bunların.

devamı için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=74

Beni çok etkilemiş bir öyküdür, yaşanmış olaydan aktarılmış olduğu için yazdığım ilk günlerde zaten deneyimin kendisi mühimsenecek ölçüde etkileyici olmuştu, aradan geçen yıllar şimdi öyküyü yeniden önemli kıldı benim açımdan; çünkü bu kez bir nevi kehanet görüntüsü oluşturdu. Zaten böyle olacağı da açık; çünkü herşey zaten ortada yalnızca onu ortaya çıkarmamızı bekliyor 🙂 Önemli olan onu hangi anlamı yükleyerek ortaya çıkardığımız! Hani Heroes’un sloganı gibi: “Onları kahraman yapan yetenekleri değil, seçimleri!”

Gözlenen-Gözleyen etkisini ve yaratımın birlikteliğini bir an bile akıldan çıkarmamak lazım.

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir