Kırılma Noktası

26 Kasım 2008

Don Juan içsel sessizliğin birçok tanımını veriyor, düşüncelerin devreden çıkması, gündelik farkındalıktan ayrı bir düzey, derin bir sükunet durumu, algılamanın duyulara dayanmadığı bir durum, dünyayı durdurmak yani çevremizdeki şeylerin olduklarından farklı olması, algılama hünerleri göstermeye yetenekli olmak, evrende denetimsiz olarak bulunan duyusal verilerin duyularımız tarafından yorumlanmasının durduğu an ve mutlak özgürlük. Bütün bunlar bizi “büyücülükteki herşeyin doğduğu yer”e götürür. Ancak bunun olması için devasa bir şeyin bizi “sarsması” bununla beraber bir “kırılma noktasına” ulaşmak için alıştırmalar yapmamız gerektiğini, o zaman içsel sessizliğin yavaş-yavaş birikerek çoğaldığını anlatır.

Bir gün don Juan ile birlikte Hermosillo’nun meydanında yürürken Castaneda çevresinin farkına farklı vardığını düşündüğü esnada don Juan “tanıdığım her büyücü eninde sonunda kırılma noktasına varır” dedi, bunun “bir sinir buhranı mı?” sorusuna karşılık don Juan kırılma noktasının bir sinir buhranı değil, yaşantıdaki sürekliliğin bir anda kırılması olduğunu, ve Castanedanın kırılma noktasının arkadaşlarını bırakması eylemi olduğunu söyler. Castanedanın bu olay için karşı çıkışı arkadaşlarının “dayanak noktası” olduğunu ve böyle bir şey yapmasının mümkün olmadığıdır. Don Juan da tam bunun için onları terketmesi gerektiğini ve bir büyücünün dayanak noktasının “sonsuzluk” olduğunu anlatır. Önerisi ise Castanedanın yaşadığı yeri terkedip berbat bir yere taşınması gerektiğini hatta odasının nasıl olacağını anlatır.

Don Juan “Bir büyücü böyle bir yeri ölmek için kullanır, fizik olarak değil birey olarak ölmeni istiyorum, bireyselliğin bedenle çok az ilşkisi var, birey zihinden ibaret ve zihin sana ait değil” dedi

**

Bu bana Fethiye’de yaşadığım bir olayı anımsattı. Çok sevdiğimiz (aslında sokak köpeği olan), insanların ve diğer hayvanların da sevip saygı gösterdiği, ona bebekken taktığım isim olan Zeus’u kat kat aşıp geçen bu kral köpek bi gün zehirlenmiş!

Olay aslında şöyle oldu; O sıralarda işlettiğim otelin bahçesindeydim, müşterilere sabah kahvaltısının verilmesine nezaret ediyordum. Çok yoğun olarak meşguldüm (o sıralarda dört kişilik çalışmaktaydım), bi ara karşıdan Zeus’u görür gibi oldum, zorla yürüyor gibiydi, dikkatimi ona veremedim, sonraki bi an onu otelin dış kapısının önünde görür gibi oldum, ayaklarının üzerinde duramaz gibiydi, adeta kendini sürüklüyordu. İçeri girip gözden kayboldu, bu normal değildi çünkü o içeri girmezdi hiç!

Elimdeki acil şeyleri bitirip ne olursa olsun deyip, misafirleri kaderlerine terkettim ve otele doğru koştum. Dış kapıdan içeri girdiğimde sahanlık gibi kısımda yer yer çiş görünüyordu, izleri takip ettim ve onun kullanılmayan bodrum katına inmiş olduğunu anladım. Hemen gece görevlisini uyandırdım, birlikte onu bulduk, Zeus ölmek için bi yer seçmişti! Çılgına dönmüştüm, hemen onu arabaya taşıdık, şehre götürdük (yirmi dakika ya da yarım saat sürdü bu işlem), Veterinerin muayene masasına yatırdığımızda sular seller gibi ağlıyordum, veterinere bağırdım; bu yaptıklarınızın ona bi faydası olacak mı? Öldü değil mi o? Hayatınızda hiç zehirlenen bi köpekkurtardınız mı?

Adam tuhaf tuhaf baktı bana, ben onu göremiyordum çünkü büyük bir yeise kapılmıştım, ağlamaktan boğuluyordum (çok soğukkanlı biriyimdir, bu gerçekten tuhaftı benim açımdan!)… Sonuç olarak veteriner gerçekten de onu kurtardı! Sınırda yetiştirmişiz.

Zeus’un hiç kimseye zorluk çıkarmayan, o kibar ve centilmen yapısı ölüm anında bile ortaya çıkmıştı, şikayet etmeden, son gücünü başkalarına yük olmadan öleceği bir yere erişmekte kullanmıştı.

O sefer böyle yeniden doğdu işte.

Tabi aslında DJ’nin anlattığı kırılma noktası ile ilgisi yok fakat nedense bu anıyı diriltiverdi bende. Burda sözü edilen kırılma noktasını ben birkaç kez yaşadım, küllerinden yeniden doğmak diye bir deyiş var, gerçekten de olayı gayet iyi anlatıyor!

Sizlerin de kırılma noktası oldu mu? Şimdi baktığınızda nasıl görünüyor?

8 Yorum

  • Sibel 01 Aralık 2010, 23:47

    Mükemmel bir deneyim. Söylediğiniz hal içinde sürekli kalınamasa bile bir kere deneyimlemek artık eski ve bildik oyuna kapılıp gitmeyi engelliyor.

  • nuray 01 Aralık 2010, 21:32

    29 yaşında bir bilgi işlem şirketinde çok yoğun bir projede çalışıyordum. beynimi o kadar çok çalıştırıyordum ki, sanki kapasitesinin çoğunu kullanıyordum. Başka konularda yaratıcılığım da acayip artmıştı. O noktada birden huşu (huşu doğru kelime herhalde) içine girdim. öğle paydosunda sokaklarda dolaşırken her şey olduğumu hissettim, yerdeki yapraklar, esen rüzgar, çop tenekleri… yani her şey. diğer insanlardan alacak bir şeyim ve verecek birşeyim kalmaması gibi bir özgürlük duygusu içinde idim. O sırada sezgilerim kırlara ve dağlara inzivaya çekileceğim bir yere gitmemi söyleyip durdu. eğer bir küçük kızım olmasa giderdim kesin. muhteşem bir özgürlük ve herşeyle bütünlük duygusu idi.

  • Sibel 11 Ocak 2009, 15:08

    Altın değerinde deneyimler 🙂
    Akılcılıktan deneyimciliğe mi transfer oldum nedir!?
    :)))

  • 9999 28 Kasım 2008, 13:38

    tansiyonum 24e çıkmıştı!?hastanedeyim..birden herşeyin bir düş oldugu hissi geldi, bu bir düşdü,izliyordum düşü,sadece izliyordum,uyandığımda yeniden düşe, bir daha eski 9999 olmayacaktım..

  • Sibel 27 Kasım 2008, 16:41

    mükemmel bir deneyim, tam da DJ nin söylediği gibi 🙂

  • xenix 27 Kasım 2008, 16:22

    İlk kırılma noktam, 23 yaşında oldu. Bir gün bir arkadaşımla sinemaya gitmiştik. Film henüz başlamamıştı. Normal sıradan günlük bir sohbet takip ediyorduk. Bir an bir sezsizlik oldu. Şu an ne düşündüğümü (yada düşündüğümü) hatırlamıyorum. Ama birden herşeyi bırakmam gerektiğine dair bir yargıya vardım. 2 dakika içinde hemen bunu arkadaşımla paylaştım. Eve gelip aileme durumu açıkladım. Ertesi gün okuduğum üniversiteyi dilekçe vererek bıraktım, evden ayrıldım, arkadaşlarımın çoğunu bidaha konuşmamak üzere sildim.

    Bu ilkiydi, ondan sonraki yaşadıklarımda da benzer durumlar oluştu. Ama çoğu zaman “kırılma noktası” farkındalığın karanlık denizindeki sessiz yüzüşten sonra geliyor.

  • orlando 27 Kasım 2008, 11:04

    okurken zeus gözlerimin önüne geldi..ah keşke kurtarabilseler dedim..öyle ümidi kesmiştim ki bir anda..ve son noktada..nasıl da mutlu oldum anlatamam..sanırım zeus için de bir kırılma noktasıydı bu:)

    sayılır mı bilmem ama..bende günün birinde, işe giderken, bir evin önünde ki çöplükte, muhtemelen, özellikle onun yemesi için bırakılan , zehirli birşeyleri yedikten sonra ölen, bir yavru köpek görmüştüm.o anda hissettiklerimi hala anımsıyorum..büyük bir korku hissettim..hemen yanıbaşımızda, komşumuz, mahalle sakinimiz dediğimiz insanların, böylesine küçük ve masum varlıkları, gözlerini kırpmadan öldürebilecek bir ruh yapısına sahip olmaları , beni gerçek anlamda dehşete ve inanılmaz bir yalnızlığa düşürdü..nasıl bir dünyada yaşıyoruz dedim..bu varlıkların sahip oldukları ruh hali, eğer şu tertemiz varlığı gözünü kırpmadan yokedecek kadar kötüyse(!), kimbilir bana, benim gibilere neler yaparlar..oysa biz nasıl da yumuşak karın dışarda geziyoruz dedim, tıpkı bir dart gibi tüm okların hedefinde…bu kötücüllüğü anlayabilseydim belki, o kadar etkilenmeyecektim..ama anlayamamış ve kavrayamamıştım..bilemediğimiz şey bizi korkutur..ve korkmuştum..bu dünyada, bu tehlikelerle dolu dünyada, nasıl da bir başına olduğumu , iliklerime kadar hissetmiştim..haftalar süren bir izole ve derin hüzün dönemiydi..asla o köpek yavrusunu görmeden önce ki ben değildim..hiçbir zaman olamadım da..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir