Kimlik

03 Kasım 2008

Ümmetçilik ya da bir guruba dahil olma isteği, dünyanın her devrinde zaman zaman yükselen bazen de kısmen düşen bir seyir izliyor. Tabi konu hep kimlik arayışı ile ilgili, sanırım hepimiz bunu biliyoruz fakat yine de yapmadan duramadığımız anlar oluyor.
Kimlik kartınızı alın (nüfus cüzdanıydı bir zamanlar) şöyle sıradan bir bakın; ülkeniz en büyük damgayı vurmuştur, ardından numaranız adınız soyadınız baba ve ana adınız ve doğum yeri/tarihiniz gelir. Ve tabi bunları hemen medeni haliniz ve dininiz takip eder.
Şimdi bu sıralama Türkiye cumhuriyetinin bakış açısıdır, diğer devletlerinki de üç aşağı beş yukarı bu sıralamaya benzer.
Bu özellikler olmadan Dünya’da varolmakta büyük sıkıntı çekilir, bu konuda bazen düşünürüm de, bu derece kimlik edinme telaşımızın aslında kaybolup gitme endişesinden kaynaklandığını anlarım; fakat bu gerçekten bizde doğuştan var mıydı yoksa azmettirilmiş bir ihtiyaç mı emin değilim.
Tabi işin bir de güvenlik kısmı var; topluluk halinde yaşamak için düzeni hakça korumak adına polisiye tedbirler de kimlik kartının oluşmasında büyük rol oynuyor. Fakat işin ironisi de burda, “kötü adamlar” kimlik kartına hiç aldırmıyorlar, kolayca sahte kimlikler ediniyor, kendilerini bir yere aitmiş gibi gösteren bu kartları hiç umursamadan yaşayabiliyorlar.
Bu durumda kimlik kartı sadece iyi vatandaşları (ya da kendini iyi sanan) bağlayan/enterese eden bir unsur haline geliyor.
Kimliksizsen suçlu olma potansiyelin çok yüksek demektir!
Neden? Çünkü seyyalsin, hareketlerin izlenemez, üzerine maskeler geçirilemez! Kimliksiz biri ile karşılaştığınızda ona gerçekten BAKARsınız, onu tanımak için başka şansınız olmaz. Bi zahmet efor harcayıp ona bakarsınız. 🙂