Kaybedenlerin 15 özelliği

28 Mart 2009

İş Yaşamında Kaybedenlerin 40 Özelliği

  İş yaşamında kaybedenlerin 40 özelliği başlıklı bir yazı görünce 40 maddeden dikkatimi çeken ve sık sık dönüp bakmak istediğim 30 kadar maddeyi buraya not etmek istedim. Bunlara acaba başka neler eklenebilir yahut (eklendikten sonra da) bunlar daha da damıtılıp 10-15 temel maddelik bir liste oluşturulabilir mi acaba? En kritik 10-15 problem şeklinde.

Hedef yok: Ne orta vadede, ne de uzun vadede iş dünyasında ne yapmak istediği ile ilgili net hedefleri bulunmaz. Bir iş bulmuş, çalışmaya başlamış ve maçı idare ederek günü kurtarmaya devam ediyordur. Yıllar sonra, kendisiyle aynı dönemde işe başlayan bazı kişilerin çok daha başarılı olduklarını görünce “eyvah” der. Ne mezun olduğu branş ile ilgili, ne tutkunu olduğu meslek ile ilgili hedefi bulunmaz. Ya da hedefi olsa bile sadece lafta kalır.

Tembeldir: Lafa gelince, çok hırsa gerek olmadığını söyler. Mağaza vitrinine bakınca da “ah param olsa” der. Ama para kazanmak, hedeflerini gerçekleştirmek için “doğru ve gerektiği” kadar çalışmaz. Sonra da “olmadı, kahretsin” der. Daha da ümitsizliğe kapılır. Zaman planını tekrar tekrar, saniyelerine kadar gözden geçirmez.

Vizyon sıfır: Hedefi olmayınca kendine bir vizyon da çizemez ve vizyoner insanları da örnek almaz. Geleceği görmeye, trendleri anlamaya çalışmaz. Uzun vadeli stratejiler ortaya koymaz. Verdiği her kararın on, yirmi yıl sonrasını nasıl etkileyeceğini düşünmez.

  – Proaktif değil: Elindeki doneleri iyi değerlendirerek, analiz yaparak sonraki aşamalarda karşışına çıkabilecek zorlukları düşünmez. Ve önceden çalışmalar, hazırlıklar yapmaz. Tedbirli olmak onun için korkmaktır. Fazla kontrollü olmanın yaşamını zindana çevireceğini düşünür. Önceden harekete geçmez, olunca telafi etmek için harekete geçer. O da işe yaramaz. Yaptığı mesleğin, hedefindeki işin dünyadaki trend yelpazesinde nerede durduğunu araştırmaz.

 – Okumaz, araştırmaz, üretmez: Sadece işini yapar, emir kuludur ya. Farklı, yaratıcı, geliştirici, innovatif fikirleri bulmak için okumaz, araştırmaz, beyin fırtınaları yaparak projeler üretmez. Ne şirketine, ne de kendi yaşamına katma değer sunmaz. “Sallarım başımı, alırım maaşımı” diyerek ortalarda gezinir durur.

  – Tevazu yok, burun havalarda: Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben uygularım havalarındadır. Ekip yoktur, her şeyi kendisi yapmıştır zaten. Küçük tepeleri bırakın bir toz taneciğini bile kendisinin yaratmadığını kısa bir süre sonra anlatır birileri. Her şeye mantıksal yaklaşır. Başkalarının algısı ve düşünce dünyası ile olaylara bakmaz. Herkes, kendisi ile aynı olsun ister. Duygusal zeka onun için aptallık gibi bir şeydir. Karar verir, mümkün ise zorbalıkla uygulatır.

 – Alıngandır, her şeyi gurur yapar: Her uyarıdan, her tavsiyeden alınır, kendini aşağılanmış hisseder, konuyu “kişisel” algılar. Aslında müdürünün de kendisinin de para için çalıştığını, sonuçta “iş”i konuştuklarını unutur. Sabırla kendisini iyileştirmeye çalışmaz, aksine yönetimi değiştirmeye çalışır.

Arkadan konuşur: Dedikodu yapar, herkesi çekiştirir, kötüler. Kimsenin karşısına çıkarak uygun bir dille yanlışını söyleyemez, yönlendirmez. Bilmez ki bu kadar rahat bir insanın arkasından başkalrı da çok rahat konuşur ve kuyusunu kazabilir. Türlü türlü dolaplar çevirmeden, ayak oyunları yapmadan kariyer yaşamında yükselemeyeceğini saplantı halinde beynine kazımıştır. Halbuki, sadece işini en doğru şekilde yaparak ve sunarak ve duruşunu bozmayarak başarılı olabileceğini bir türlü fark etmez. Aslında insan zulmeder, kadere hükmetmeye çalışır. Ama asıl adaletli olan kaderdir, insan değil.

Özel yaşam-iş yaşamı birbirine karışır: İşten çıkar evde müdürlük yapmaya devam eder, ya da işe gelir eşiyle kavga ediyor gibi çalışanlarına saldırır. Aslında özel yaşamın çok daha önemli bir “iş” olduğunu unutur. İki kategoriyi de bir bütün olarak görmek gerek ama birbirlerine negatif etkisi çok az düzeyde olmalıdır.

Tutkularına sarılmaz: Kendisini mutlu eden, huzur veren tutkularını, hobilerini gerçekleştirmeyi günlük telaşlar içinde unutur. İşine tutku ile bağlı olmayabilir ama yaşama dair tutkularını da kaybederse iş yaşamında da başarısız ve huzursuz olur.

 – Negatif enerji saçar: Sabah gülen bir ifade ile günaydın demek, akşam çıkarken iyi akşamlar demek dahi bu insanlar için zor gelir. Çevresini görmezden gelir. Bilmez ki, doğuştan görmeyen insanların dahi gülen ve somurtan insanı ayırt edebildiğini. Her şeyi olumsuz algılar ve etrafına negatiflik saçar. Ümitsizdir, çözümsüzdür, başlangıçlara değil bitişlere odaklanmıştır. Kimseden de yardım istemez, almaz.  Mavi, beyaz, gri” yaka diyerek çalışanları kategorilere ayırır. Herkesin aynı gemide olduğunu, herkesin yaptığı işin bir değeri olduğunu unutur ve saygı duymaz. Birileri aşağıdadır, birileri yukarıda. Ona göre davranır ve tabii ki sevilmez.

“Ekipten” olamaz, ekip yönetemez: Bencildir, tek başına hareket etmek ister. Şirketin, ekibin çıkarını değil de önce kendi çıkarını düşünür. Kendine saygılıdır ama başkaları için hep kaygılıdır.  Konuşmak, paylaşmak, birlikte eğlenmek, tanışmak, iletişim kurmak, bağlantıda olmak, sosyal ağını genişletmek için çaba sarfetmez.   İlişkilerimizi, bağlantılarımız kontrol etmek adına büyük faydalar sunan internetteki sosyal networklere yabancıdır. Bu gibi aplikasyonları kullanmayı gereksiz görür. Vefasızlık yapar, unutur ve unutulanlardan olur.

Radikal değişim kararları almaktan korkar: Statükocudur, yeni olanı yıpratırcasınıa sorgular ve uygulamaktan korkar. Değişimin hep negatif etkilerini düşünür ve karşı çıkar. Ve aynı sorunlar tekrar tekrar karşısına çıkar.

 – İnsiyatif almaktan çekinir: Tek başına karar almaktan korkar. Danışmak, tavsiye almak iyidir fakat bu kişi hep destek ister. Önemli kararların altına imzasını atmaktan korkar. Bu da işi iyi bilmediği ve yönetemediği anlamına gelir.   Bilgiyi, tecrübeyi, kazancını paylaşmaz, yaymaz.  Organizasyon kurmaya önem vermez ve başkalarına güvenmez. Hata yapmalarından korkar. Halbuki en büyük hatayı sorumluluğu paylaştırmayarak kendisi yapmıştır.

 – Hep yönetimi suçlar, kendine bakmaz: Değişmesi gereken tek tarafın yalnızca “yönetim” olduğunu düşünür. Kendisini onların yerine koymaz. Suçlar, eleştirinin dozunu kaçırır, iletişimi yanlış yerlere çeker. Bilip bilmeden, araştırmadan hep karşı çıkar, muhalefet yapar. Yapıcı olmaktan çok yıkıcı ve bezdirici yöntemlere başvurur. Kendi içini kararttığı gibi başkalarına da bu karartıyı bulaştırmaya çalışır.

 Emre Sevinç

http://ileriseviye.org/blog/?p=1829

Not: Ben de kendi deneyimlerim ışığında listeyi onbeş maddeye düşürdüm (Sibelin notu)

2 Yorum

  • Hightech 29 Mart 2009, 12:51

    Bu özelliklerden çogunun kaybedenlerin
    olduğu kadar kazananlarında olduğunu
    görebilirsiniz.
    Çevrenizdeki yönetici kısımlarına
    bakarsanız bu onların ortak özelliğidir.
    Başarıya gden yolda herşey serbestir
    sözü onların atasözü gibidir.
    Bu yolda kalırsanız onlar gibi olmak mecburiyetındesiniz.
    Bu yolda bugünün kaybedenleri
    yarının kazananlarıdır.
    Sevgiler.

  • Emre Sevinç 28 Mart 2009, 22:14

    Ha gayret, el birliği ile 10’a düşürebiliriz belki 😉

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir