Kadın’ın yeni çağ eğitimi

09 Şubat 2009

Konu başı Exit–>Kadınlar yazısı için Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=863

Konu ile ilgili yorumlara cevaben:

Erkekler hiç bir zaman “kendi başlarına” olamıyorlar ki, yıkıcılıklarını onlara mal edebilelim. Dünyayı onlara  0-6 yaş aralığında iken büyük olasılıkla bir kadın öğretmiştir. Ne göreceklerini, ne duyacaklarını ve koklayacaklarını, nasıl yorumlayacaklarını o kadın belirlemiştir. Bu daha sonraki bilgilerle-eğitimle hemen hiç değişemez (bilimsel verilere dayanarak söylüyorum).
Ayrıca birçok anne, oğulları ile olan göbek kordonunun gerçeğini (fiziksel olanı doğumdan sonra hemen kesilir), hiç koparmaz, ölümüne kadar bu kordonla birbirlerine bağlı olarak yaşarlar. Bunun kız çocuklarla olanı nispeten düşüktür; çünkü kız çocuğu kendinde doğurma kapasitesi olduğundan bu bağı cesaretle kendisi kesebilir. Anne ile kordonu kesebilen erkeklerin bir çoğunun da bu misyonu eşine transfer ettiği gözlemlenen bir durum.
Bu konu gerçekten de çok önemli ve çok geniş bir konu, zaman zaman ele alıp yazıyorum, okuyanlardan fazla tepki almıyorum, belki de abarttığımı düşünüyorlar belki de yazdıklarımı hiç görmüyorlar 🙂

Neyse ki son yıllarda bilimsel veriler de bazı açılardan benim görüşlerimi desteklemeye başladı (bunun sebebi bazı konularda kritik kütleler aşıldı!), bütün bunları açıklayabilmek için bildik “gerçek”liğin hangi şartlarda nasıl oluştuğunun açıklanması lazım. Yani:
gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler” kuantum önermesinin nasıl çalıştığının anlaşılmasıdır.
Buradaki bilinçli gözlemci, insandır ve bunu kendilerinin pek de farkında olmadıkları bir yöntemle sürekli yapar, herşey olma potansiyeli içinden kendi istedikleri/korktukları gerçekliği BÜKERler. Bükme işlemi eski devirlerde büyü olarak nitelindirilebilirdi doğrusu.
İşte bu konuda kadınlar erkeklere oranla mühimsenecek düzeyde daha becerikliler. Bunun sebebi ise rahimleri olmasıdır. Şaman öğretilerde de açıkça belirtildiği gibi rahimden yöneltilen İSTENÇ uzantısı olayları usta bir yönetmen gibi düzenlemekte ve gerçekliği oluşturmaktadır. Bunlar (bu gerçekliği bükme işlemi) bildiğimiz iki gözümüzle görülmez ancak yine Toltec bilgeliğindeki ismiyle GÖRME unsuru (gözlerle yapılmayan) ile fevkalade izlenebilmektedir!

Tarihteki bütün inisiye sistemleri (dinler, felsefeler, eğilimler) hedef olarak erkekleri almıştır, yani hedef kitleleri açıkça bellidir; erkekler. Bunun neden böyle olduğunu hiç düşündünüz mü?

Durum hiç de feminist söylemlerdeki gibi, “kadınlar ezilmeye çalışılıyor, ikinci sınıf vatandaş yapılıyor” sızlanışı ile alakalı değil bana göre. Kadınların (dişil enerjisinin) evrendeki herşeyin içinden çıkıp geldiği karanlık ile ilişkisinin çok daha yoğun olduğu biliniyor. Ve aslında konuyu kısa kesmek için oldukça yüzeysel bir tespitte bulunacak olursam: Tüm öğretiler, erkeği kadından özgürleştirme, onun etkisinden çıkarıp, onunla uyum içinde akma yöntemini vaazediyorlar. Çünkü erkeğin kadına bağlı onun kölesi olarak yaşaması kadar, savaş açıp onu bastırma çabası da aynı derecede sonuçsuz kalan bir girişim oluyor. Kadın yani dişil enerji bastırılamaz, sindirilemez. Ona rağmen bi şeyde yükselinemez.

Bu söylediklerim sizce fazla havada kalıyorsa bilimsel alanlarda biraz araştırma yapın bu konularda, biyoloji, psikoloji, sosyoloji, antropoloji, tarih gibi, ister mikro alana isterse makro alana gidin, daha iyisi iki alana da gidip bakın lütfen. Spesifik bir örnek vermek gerekirse Jung’un çalışmalarını (arketipler/öz resimler), platonun ideasını okuyun.
Dolayısı ile kadınların eğitiminden bahsederken, günümüzdeki normal okul eğitiminden bahsetmiyordum. Kadınların bu özel becerilerini bilinçli sahaya çıkarmalarını sağlayacak deneysel uygulamalara dayanan bir yeni çağ eğitiminden söz ediyorum. Çünkü kadınlar bu becerilerini bilinçsizce uygularken harekete geçirici ivme çoğunlukla korku ve endişe olmaktadır! Bunun sonuçları ise şu an hiçbirinizin tahayyül edemiyeceği ölçüde vahim sonuçlara varmaktadır. (Cadıları yaktık, olay süt liman olmadı!)

Yeni Çağ eğitimi nasıl olmalı şeklinde soruluyor bana ve açıkçası ben bunu kendime her gün her saat soruyorum, cevabın çok yakında dünyanın her yanından adeta baharda fışkıran yeşil örtü gibi bilincimize dolacağını da biliyorum.

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir