Kabul Görmemek

26 Şubat 2012

İnsanın kendi toplumu, kendi ailesi tarafından kabul görmemesi büyük bi acı. Belki bu sebeple baldıran otunu içen Sokrat’ı, Nesimi’yi, kendi vatanından kovulan kızılderiliyi, afrika yerlisini, aborginiyi ve şimdi aklıma gelmeyen hepsini her dinlediğimde ağlarım ben.

Jung’a göre gölge, bilinçaltı bir komplekstir. Bilinç ve benliğin karşıtı, tersidir. İstenilmeyen, KABUL GÖRMEYEN tüm kişisel özelikler gölge kompleksine dâhil olmaktadır. Örneğin, kişi kendini ince olarak tanımlıyorsa onun gölgesi kaba ve katıdır. Acımasız birinin gölgesi çok ince ve şefkatlidir. Kendini çirkin olarak tanımlayan kişinin gölgesi güzel olmaktadır. Jung’a göre gölgenin içindekiler kötü olmak zorunda değildir. Gölge ne mutlak iyi ne de mutlak kötüdür.

Hala çalabilen bütün zilleri çalın
Kusursuz adaklarınızı unutun
Bir çatlak var herşeyde
Sızabildiği içeri ışığın (çeviri Aydın Sakar)

Ring the bells that still can ring
Forget your perfect offering
There is a crack in everything
That’s how the light gets in. (Leonard Cohen)

**

Çoğu kez başımıza hoşa gitmeyen (kökeninde çoğu kez kabul görmeme vardır) bi şey gelir ve kendimize güvenimizi yitiririz. Üstelik bu yitirişin de farkında olmayış çok acıdır. Sonrasında başlarız neden isteklerimiz gerçekleşmiyor şikayetine ve araştırmasına.
Deva zaten teşhisin içindedir her zamanki gibi; yitirilen kendine güvenin yeniden kazanılması. Bunun için mahir bi avcı gibi davranmak lazım. Önerim şudur ki, iste versin Google’da bi avcının özelliklerini aratın, deneyimli avcıların gözlemlerini ve kitaplarını – hiç saniye geciktirmeden-bulun ve okuyun.
Ya da mahir dedektifleri bulun, onları gözlemleyin;çünkü korkup bi yerlere saklanmış olan “kendine güveninizi” yeniden avlamak zorundasınız.

**

Alllahtan hayırlısını dilemek (inşallah) biz doğu kültüründen insanların bilgeleri vasıtasıyla öğrendiği bir gerçeklikti aslında çünkü o bilgeler AĞ BAĞLANTISINI görmüşlerdi ve bunun içinden çıkmaya muktedir olmadıklarını da biliyorlardı. Böylece Ağ bağlatısı tarafından DESTEKLENECEK niyetlere sahip olmayı diliyorlardı.

Batılılar en azından son bin yılda bu davranışımızı siliklik, pasiflik ve hatta ilkellik sanıyorlardı ve onların kelimesi şuydu: “kesinlikle”!
Derken durumu onlar da farketti ve son otuz yıldır onlar da “kendimin ve bütünün hayrına olsun” demeye başladılar. Biz bullunduğumuz bu muazzam bilgelik coğrafyasından onların değişimini çocuğunun adımlarını hafif bir gülümsemeyle seyreden ebeveynler gibi izledik. Evet oturup izledik. bir anlamda bekledik.
Kızılderililer de bunu biz asyalılar gibi binlerce yıldır biliyordu tabi ancak kıymetleri bilinmedi. Kendi canınız ve terinizle elde etmedikçe bişeyi gerçekten bilemiyorsunuz.

İşin “inşallah” kısmını belirtmeye gerek görmedim ama o da ikibin yılına yakın GÜNEYLİ bir ayma olmuştu. Tarih, bu tür aymaları, bilmeyenler üzerinde tahakküm uygulamakta kullananların nasıl birbirlerini kırdıklarının hikayeleri ile dolu, hala da devam ediyor. Bu tür entegral kavrayışları insanları köleleştirmek adına kullanamazsınız, deneyebilirsiniz ama sonundabi sabah uyanır ve üç beş kat aşağıya yuvarlandığınızı acıyla fark edersiniz.
Artık çoğunluk coğrafyalar ağ bağlanntısının farkına vardı. Bakalım bundan sonra neler olacak?(az buçuk tahminlerim var ama sürpriz olmasını tercih ediyorum (tamamı için tıklayınız)

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir