Izdırabı feda etmek!

05 Ocak 2009
  1. İnsan hapishanededir ancak bunun farkında değildir. Farkına varan her aklı başında kişi hapisaneden kaçmak ister, kaçmak için tünel kazmak lazımdır. Bunun dört gerekli şartı vardır;
  • a) Özgür olmadığını, hapishanede olduğunu kabul etmek.
  • b) Evvelce hapisaneden kaçabilmiş kimselerden yardım almak.
  • c) Kaçış organizasyonu asla tek kişi olarak gerçekleştirilemez. Bir grup çalışması elzemdir.
  • d) Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir : “belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar”

22.İnsan yeterince yöntemli ve kararlı ise bir alışkanlığını değiştirebilir.          Ancak ; Bir kimse kendi üzerinde çalışıyorsa o kimse mümkün   olabilecek ek değişiklikleri hesaba katmalı ve bunları önceden düşünmelidir. (Kendi üzerinizde değişikliğe muvaffak olduğunuz her husus, değişmesini belki de arzu etmediğiniz alışkanlık ya da karakter özelliklerinizi etkiler ve siz farkına varmadan devreden çıkar ya da beklemedikleriniz devreye girer.)

  • 23.Ya da ! Değişmek isteyen fazlalıklarını “terk” etmelidir.
  • 24.İnsanların feda etmeleri gereken en önemli şey “ızdıraplarıdır”. İnsan öyle yapılmıştır ki ; ızdıraba olduğu kadar asla başka şeye o kadar çok bağımlı değildir. Zevklerden daha kolay feragat edilir.
  • 25. Izdırap olmadan birşey kazanılmaz ama ayni zamanda insan ızdırabını feda ederek işe başlamalıdır.

Çalışmamın tamamı için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=244

Acaba Gurdieff Hoca, ızdıraba bağımlı olmanın da bir zevk olabileceğini bir yerlerde söylemiş miydi? Çünkü bunu düşünmemiş olmasını tahmin edemiyorum. Biliyorum bu fikrimi muhtelif yerlerde dile getirdiğimde sıkça şiddetli itirazlarla karşılaşıyorum, hatta “sen izdırap çekmemişsin, acı nedir bilmeyen bir müreffehsin!” diyenler oluyor. Saygı duyuyorum, belki de öyledir ya da oradan öyle görünüyordur.

Basit örneklerden yanayım ben; kimileri tatlı yemeye düşkünken kimileri de zehir gibi acıya düşkün oluyorlar, bunu neden yapıyorlar? İnsan ağzını dilini, boğazını neden yakmak ister ki! Bu bir zorunluluk filan değil. O halde geriye zevk aldıklarını kabul etmek kalıyor. Aynı şekilde sadece korku filmi izleyenler var, kesik organlar havalarda uçuşuyor, ortalığı kan götürüyor, hep daha çok korkabilmeye çalışıyorlar, neden peki?

Sanırım bütün bunların adrenalin salgılamasıyla bi ilişkisi var.

Bu arada, “şikayet mekanizması” başlıklı yazı da sanırım bu konuyla oldukça ilgili görünüyor, göz atmak isterseniz, bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=136

4 Yorum

  • Sibel 06 Ocak 2009, 18:41

    Bence zırh zaten oluşmuş, oluşmuş da “acı” denemeleri bu zırhın ne kadar sağlam olduğunu denemek için mi yoksa zırhtan vazgeçmek için mi bilemiyorum. Sanırım bu bir süreçtir, herkes bu yolculuğun farklı noktasında olabilir 🙂

  • orlando 06 Ocak 2009, 17:53

    yadaaa..gene çok çok hassas oldup, bunun epeyce zahmetini çekip ve çekmekte olup, bu nedenle ve burada kendilerine bir kalın zırh oluşturmaya çalışıyor olabilirler mi?bunun antremanlarını da, zırhı deneme çalışmalarınıda yani, adrenalin salgılarıyla oynayarak yapıyor olabilirlermi?

  • Sibel 06 Ocak 2009, 15:52

    Bu harika yorum için teşekkürler. Adrenalin konusunda şöyle bir teorim var: Belki bu insanlar (korku ve acı ile adrenalin üretenler) önceki hayatlarında, ya da genetik atalarında çok çok hassas yapıdalardı, bunun epeyce zahmetini çektiler ve kendilerini korumak için bu kez kalın bir zırhla geldiler! Bu sebepledir ki adrenalin üretimi için yoğun ETKENler gerekiyor (aksi takdirde zırhın altına nüfuz etmiyor)
    Olabilir mi?

  • orlando 05 Ocak 2009, 21:40

    Korku ve gerilim filmlerini çok seven- ama kollar bacaklar havada uçuşan, asmalı kesmeli filmleri asla – biri olarak adrenalinle ilgili yaklaşımına katılıyorum.İnsan neden daha çok adrenaline gereksinim duyar dimi?..Bu arada, hocamız gurdjieff in hayatımıza dair verdiği hapishane örneği hatırlatman için sonsuz teşekkürler.keşke bazı şeyleri hiç unutmasak dimi..ölüm gibi..yaşam gibi..kendimize neler yaptığımız/ yapmadığımız gibi..hapishaneden çıkmak için önce mahkum olduğunu bilmen gerekir.kendini mahkum gibi hissetmeyenler, hapishanelerinde kendilerini evlerinden daha özgür hissedebilirler.hem insan kendi hapishanesini, her taşını, her duvarını, kendi elleriyle taşıyıp döşediyse ve kurulduysa en sonunda içine – hepimizin yaptığı üzere-, yada kendinden öncekilerin, atalarının , genlerine inşaa etmeye başladığı hapishane duvarlarını tamamladıysa aynı özenle, artık bir hapishaneden söz edilebilir mi artık? belki de, o özenle inşaa ettiğimiz hapishanelerimiz,bir süre sonra sıkıcı gelmeye başlıyor bazılarımıza..belki de çoğumuza.Ancak sadece bir kısmımız kaçma planları yapmaya başlıyor.Sanıyorum ki yapamayanların ya yeterince cesareti yok yada dışarda “başka bir yer” olduğuna dair inançları..çıkmayı ölesiye isteyen bir gurdjieef öğrenicisi olarak, onun tüm insanlığa hediye ettiği bu kılavuz ve hazine değerindeki bilgiler için, sonsuz minnettarım..İleten, aracı olan herkese de..Hep beraber toplu firar yapacağız dostlar:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir