İnsanlığın Geleceği

23 Temmuz 2012

-Geleceğin Fiziği Kitabından alıntı-

Burada anlatılan teknolojik devrimlerin hepsi tek bir noktaya işaret etmekte: gezegen uygarlığının oluşturulması. Bu hedefe ulaşacak mıyız yoksa karanlığa mı gömüleceğiz bunu biz  belirleyeceğiz. İnsanoğlu 100 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıkalı beri belki de 5000 nesil geldi geçti. Fakat insanlığın kaderini bu asırda yaşayanlar tayin edecek. Bu yüzden tarihi açıdan çok önemli bir konumdayız. İnsanlığın geleceğine yönelik büyük bir sorumluluğumuz var. Doğal bir felakete veya aptallığımıza yenik düşmezsek, insan toplumunun tek bir uygarlığa dönüşme evresine girmesi kaçınılmaz. Enerjiyle ilgili tarihsel süreç incelendiğince bu net biçimde ortaya çıkar. Fizikçiler her şeyi tükettiği enerjiye göre sınıflandırır. İnsanlık tarihini bu açıdan ele aldığımızda, sadece el gücü ve basit aletlerin kullanıldığı avcı-göçebe düzende enerjimiz binlerce yıl boyunca sadece 1/5 beygir gücüyle sınırlıyken, 10 bin yıl önce Buzul Çağı’nın sona ermesiyle tarıma dayalı yerleşik düzene geçişle 1 beygir gücüne yükseldi. Tarlalar ve evcilleştirilen hayvanlar sayesinde insanların gıda stoğu arttı. Ormanların ovaların ortasında ilk köyler oluşmaya, ardından kasabalar şehirler kurulmaya başladı. Tarımın yarattığı refah fazlası, u zenginliği koruyup çoğaltmak için yeni yollar üretilmesine yol açtı.

Matematik ve yazı ile hesaplar tutulmaya, takvimlerle ekim ve hasat zamanları takip edilmeye başladı. Ordular, krallıklar, imparatorluklar, kölelik ve eski uygarlıklar ortaya çıktı. 300 yıl önceki Sanayi Devrimi

sırasında artan refah, yalnızca beygir gücüne dayalı olmaktan çıkıp makine gücüne dayandı. Seri üretimle müthiş bir gönenç oluştu. Fabrikalar, değirmenler, madenler kuruldu. İçten yanmalı motorun bulunuşuyla bir kişi yüzlerce beygirgücüne hükmedebilir hale geldi. Şimdi içinde bulunduğumuz süreçteyse bilgiden refah üretilmekte. Ulusların zenginliği fiber optik kablolar ve uydular aracılığıyla dünyayı dolaşan sonunda da finans merkezlerinde borsa ekranlarında dönüp duran elektronlarla ölçülüyor. Bilim, ticaret ve eğlence ışık hızında yayılarak dilediğimiz anda dilediğimiz yerde sınırsız bilgi sunuyor.

Tuhaf gelecek ama kültürel, toplumsal, siyasi koşullarını bilmemize imkan olmayan ancak ne olursa olsun fizik kurallarına uymak zorunda oldukları için uzaydaki diğer uygarlıkları da tükettikleri enerjiye göre sınıflandırmak mümkün. Zaten yeryüzünden ölçebileceğimiz tek unsur bu. Dünya dışı uygarlıkları enerji tüketimine göre sıralamayı 60’larda ilk ortaya atan Rus astrofizik uzmanı Nikolay Kardaşev, üç teorik tip önermişti. Aşağıda medeniyet tipleri, kullandıkları enerji ve somutlaştırabilmeniz için örnek olarak bazı bilim kurgu filmleri verilmiştir.

1. Tip medeniyet: Gezegen düzeyinde üzerine vuran güneş ışınlarını tüketir = 1017 vat

(Flash Gordon/Baytekin’in dünyası)

2. Tip medeniyet: Yıldız düzeyinde güneşinin yaydığı tüm enerjiyi tüketir = 1027 vat (Star Trek/Uzay Yolu’ndaki Birleşik Gezegenler Federasyonu)

3. Tip medeniyet: Galaksi düzeyinde milyarlarca yıldızın enerjisini tüketir = 1037 vat (Star Wars/Yıldız Savaşları’ndaki İmparatorluk)

Bu sıralamanın avantajı, muğlak ve dayanağı olmayan genellemeler yapmaktansa uygarlıkların gücünü değerlendirebilmemizi sağlaması. Gök cisimlerinin enerji randımanını bildiğimiz için uzayı tararken her birine sayısal sınırlamalar koyabiliriz. Bu sınıflandırmaya göre dünyamız

halen 0.7 Tip. 1.Tipe ne zaman yükseleceğimizi matematiksel olarak hesaplarsak; ortalama

ekonomik büyümeyi hesaba katarak, dünya medeniyetinin 100 yıl kadar sonra 1.tipe geçeceği söylenebilir. Birinden diğerine geçmekse gelişme oranı yılda %1 ise 1200; yılda %2 ise 2500 yıl sürer. İnsanlık açısından bu tarihi dönüşümün gerçekleştiğine dair kolektif bir farkındalık oluşmadı henüz. Fakat 1.Tip medeniyete doğru ilerlediğimizin kanıtını nereye baksak görebiliriz.

-Internet: Gezegensel iletişim-haberleşme sistemi. İleride daha fazla fiber optik kablo ve uyduyla küresel iletişim ve etkileşim daha da hızlanacak.

-Ortak diller: İletişim sayesinde ülkelerin dünya ekonomisine entegre olması ekonomik kalkınmayı sağlamakta. Başta İngilizce, ardından Çince ve sonra İspanyolca en çok konuşulan diller. İkinci dilde tüm dünyanın tercihi olan İngilizce bilim, finans, iş ve eğlence dünyasının ortak dili oldu bile. Halen dünya üzerinde konuşulan 6000 dil var. Önümüzdeki on yıllarda bunların %90’ının artık konuşulmayacağı tahmin edilmekte. Bu bir yandan üzücü ama bu diller bilgisayarlara aktarıldığı takdirde kaybolmamış olacak.

-Gezegen ekonomisi: Küresel ekonominin doğuşuna şahit olduk. AB ve diğer ticaret birlikleri

1.Tip uygarlığın oluşumuna işaret. Ülkeler ticari olarak birleşmeden rekabette kalamayacaklarını farkettikçe ekonomik birliklerin sayısı da artacak. 2008 kriziyle şok dalgasının nasıl tüm dünyaya yayıldığını gördük. Günümüzde dünya ekonomisindeki trendleri anlamadan tek bir ülkenin ekonomisini kavramak imkansız.

-Orta sınıfın yükselişi: Çin, Hindistan ve başka ülkelerde çok sayıda insan orta sınıfa katılmaya başladı. Bu insanlar dünyayı etkileyen kültür, eğitim ve ekonomi alanlarında bilgili. Ayrıca savaş, din veya ahlak kurallarından ziyade siyasi ve sosyal istikrarla tüketim mallarına odaklılar.

İdeolojik ve milli hırslar, maddi hırslarının yanında gayet sönük kalıyor. Eskiden oğullarını savaşa göndermekle gurur duyan anne babaların yerini en büyük dertleri çocuklarını iyi bir üniversiteye sokmak olan ebeveynler aldı. Diğerlerinin yükseldiğini karşıdan izleyenler ise sırasını bekliyor. Er geç başkalarının sahip olduklarına neden kendilerinin de sahip olamadığını sorgulayacaklar.

-Gücü Belirleyen Ekonomi: Artık süpergüç olmayı belirleyen silahlar değil ekonomi. Ülkelerin konumlarını koruması için tek yol ekonomik güç; bu da bilim ve teknolojiye dayalı.

-Gezegen kültürü: Sinemadan giyime, yemeden içmeye küresel düzeyde bir gençlik kültürü oluşmakta. Nereye gitseniz müzik, sanat ve modada aynı trendleri görebilirsiniz. Eskiden lüks sayılan pek çok tüketim malı yalnızca elit bir kesimin ayrıcalığı olmaktan çıkmış durumda.

Bunun benzeri II.Dünya Savaşı sonrası gençlik hareketinde görülebilir. Refahın artmasıyla para

harcayabilecek duruma gelen gençler, sokaklara çıkarak baskın kültürün değişmesini sağladı.

Şu anda da dünyanın pek çok ülkesinde meydana gelen ekonomik gelişme gençlere harçlık olarak yansımakta. Orta sınıf çocuklarının harçlıkları arttıkça bu gençlik kültürü yayılmakta. Bu sayede, gezegen düzeyinde ortak bir kültür ebedileşme yoluna girmekte. Ancak bu demek değil ki yerel kültürler, gelenekler yok olacak. Tersine çift-kültürlülük baskın olacak. Zengin kültürel çeşitlilik gelecekte serpilip gelişmeye devam edecek. İnsanlar küresel kültürel eğilimleri değiştirmekte etkili olacak. Küresel kültürler içinde yerel kültürler yan yana var olabilecek.

-Haberler: Uydu, cep telefonu, internet vb. teknolojiler sayesinde bir ülkenin haberleri tamamen kontrol etmesi veya sansürlemesi imkansızlaşmakta. Sıradan bir vatandaş çektiği kayıtları haber ajanslarına gönderebiliyor veya doğrudan internete aktarabiliyor artık. Eskiden iktidarlar için değerlerini zorla kabul ettirmek için sansür uygulama veya haberleri yönlendirme genel geçer bir uygulamayken artık epey zorlaştı. Hala kısmen mümkün ancak çok daha düşük oranda. İleri teknoloji sayesinde doğru haberlere ulaşılabiliyor. Artan eğitim düzeyiyle dünyada olan bitenle ilgilenenlerin sayısı da artmakta. Bundan böyle siyasetçiler,yapacaklarının sonuçlarını düşünürken dünya kamuoyunu dikkate almaya mecbur.

-Spor: Futbol ve Olimpiyat oyunları tüm dünyada ilgiyle takip edilmekte. Eskiden milli kimliği vurgulayan spor müsabakaları artık gezegen kimliği oluşumuna katkı sağlamakta.

-Çevre Sorunları: Çevre kirliliği ve diğer ekolojik sorunlar gezegen ölçeğinde ele alınmaya başladı. Devletler artık yarattıkları kirliliğin milli sınırları aştığının ve uluslararası bir krize zemin

hazırlayabileceğinin farkında. 1987 Montreal Protokolü ozonu delen kimyasalların kullanılmasını aza indirgemeyi başardı. Buna ek olarak, çoğu ülkenin katıldığı 1997 Kyoto Protokolü küresel ısınma tehdidi ve diğer çevre

-Turizm: En hızlı büyüyen sektörlerden biri olan turizm, halkların, farklı kültürlerin birbirine yakınlaşmasında aracılık etmekte. Uluslararası ulaşım fiyatlarının da düşmesiyle insanlar daha çok seyahat etme imkanına sahip. Her ne kadar turistlerin gezdikleri yerin yerel kültürünü anlamadan yüzeysel bir tanışıklık deneyimlediği şeklinde eleştiriler yapılsa da kültürlerarası alışverişin neredeyse hiç olmadığı, farklı milletlerin yalnızca savaşta karşılaştığı tarihsel geçmişle kıyaslandığında şu anki durum oldukça umut verici.

-Savaşın şekli: Demokrasi fikri yayıldıkça ve toplumlar birbiriyle iletişime geçtikçe savaşın yapısı da değişmekte. Ezelden beri toplumlar arası husumeti, düşmanlığı körükleyen yanlış anlamalardı. Genelde savaş ateşini kışkırtan demagoglar bunu düşmanı canavarlaştırarak yapardı. Şimdiyse uluslar birbirlerini daha iyi tanıdığı için savaş açmaları genel olarak zorlaştı.

Demokrasiyle yönetilen toplumlarda dinamik bir basın, muhalefet partileri ve savaş çıksa kaybedecek çok şeyi olan orta sınıfın bulunması nedeniyle nifak tohumları ekip savaş biçmek eskisi kadar kolay değil. Kuşkucu gazetecilik anlayışı ve evlatlarının neden savaşa gitmek zorunda olduğunu sorgulayan analar varsa, savaş ateşini tutuşturmak çok güç. Gelecekte de

savaşlar olmaya devam edecek ama şekli değişecek. Demokrasi yayıldıkça savaş tarzı farklılaşacak. Dünya zenginleştikçe ve demokrasi yayıldıkça insanların kaybedecek daha fazla şeyi olacağı için savaş başlatmak daha da güçleşecek. Hane başına çocuk sayısının giderek azalması da savaşı zorlaştıran başka bir etken. Bu özellikle demokrasiler arasında ve gerillalarla

savaş yapılmasını da güçleştirmekte.

-Ulus-devletler: 1.Tip medeniyet yolunda ilerlediğimiz bu süreçte kapitalizmin yapısı değişip ekonomik güç kademeli olarak ulus-devletlerden bölgesel güçlere ve ticari birliklere geçmekte.

Zayıflayacak olmalarına rağmen 2100’de hala varlıklarını sürdürecekler. Kanun koymak ve yerel sorunları halletmek için gerekli olacaklar ancak ekonomik büyüme önce bölgeselleşip ardından küreselleştikçe güç ve nüfuzlarını büyük oranda yitirecekler. Tarihsel açıdan bakarsak

kapitalizmin yükselişiyle birlikte serbest ticarete engel olan feodal gelenekler ortadan kaldırılıp gerekli düzenlemeleri getirmek üzere ulus-devletler kuruldu. Doğru adımlarla hızlı bir şekilde gezegen birliğine geçiş de mümkün olabilir. Bu illaki dünya hükümeti demek değil. Gezegen uygarlığı olabilmenin birçok yolu var. Göreceli olarak gücünü kaybeden ulus devletlerin yerini alacak yönetim iradesini, tahmini zor olan tarihsel, kültürel ve ulusal eğilimler belirleyecek.

-Hastalıklar: Hastalıkların dünya çapında kontrol edilmesi gerekecek. Nüfus artışı, şehirleşme ve daha önce balta girmemiş yerlere kurulan yerleşimler nedeniyle salgınların yayılma hızı ve oranı artmakta.

http://www.ozetkitap.com/images2/Gelecegin_Fizigi.pdf

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir