İnsan bilinci spirali ya da dört kapı 40 makam

16 Kasım 2010

Osmanlı belki de gerçekten Türk köklerini geri atmak, dilini, dinini ve kültürünü değiştirirken iyi niyetlerle, daha kapsayıcı bir bilinç yapısına geçmek için bir tercih yapmıştır. Şüphesiz her uygulama onu yaşatanlarca aynı anlaşılamıyor ve farklı anlayış düzeylerinden işlem görüyor. Bunları  yerli yerince görebilmek lazım, işte bu sebeple “taraf” olmanın dehşetengiz sonuçlarını ara sıra gündeme getiriyorum. Bişeyci olursanız kendinizi onunla özdeşleştirip ona dışardan bakamaz duruma gelirsiniz ve böylece aslında pekala görebileceğiniz kötü uygulamaları görmeyi reddeder beyniniz.

Öz eleştiri yapmak hem kişiler hem de toplumlar ve kavramlar için vazgeçilmez bir aşamadır. Fakat “taraf” olana öz eleştiri ölüm gibi gelir. Sonuç olarak hem osmanlı hem de TC olarak iyi niyetlerin yanında (gölgesinde, iyi kötüsüz gezemez) hatalar da yapılmıştır. Her birimiz kendi şahit olduğu çevresinde yakinen gördüğü olumlu ya da olumsuzlukları hatırlıyor ve çocuklarına empoze ediyor. Bu işler böyle sürüp gider. Mevcut güncel din söylemlerinin zamanında yaşananların çok uzağında olduğunu anlamak için alim olmak gerekmiyor. Bir kaç bilge ulemanın çalışmalarını alıp okuduğumuzda durumun hiç de göründüğü gibi olmadığını, aslında entegral bir bilince çok yaklaşmış olduklarını görebiliyorum. Bir olguyu sanki onu yorumlayıp yaşayanlar aynıymış gibi görmemize neden olan taraflaşmayı işte bu sebeple şiddetle reddediyorum.

Önemli olan yola talip olmaktır, hangi yol olduğu da önemli değil herkes birbirinin desteğidir, desteği olmalıdır. Anlamsız çekişme ve tartışmalar, sadece insanın mevcut konumundan daha üst bilince sıçraması için gerekli ölümcül kararı verememesinin vicdan azabıdır.

Türkiyede şu anda oluşan kamplaşma ve gerilimin sebebi “din” olgusu değil, inançların güç ve para elde etmek için kullanılıyor oluşudur. Üstelik karşı duruş (laiklik vs) bile bu kötü niyetle organize ediliyor, çünkü taraflaştırdığınız kesim birbirlerine bakamaz aralarındaki anlayış  farkını göremez hale getiriliyor. Eğer “karşı taraf” olmasa birbirlerine bakacaklar ve gördükleri sebebiyle kabuslar göreceklerdir her gece.

Bir an için Sufilerdeki dört kapı kavramını ele alalım. Yani Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat. Şimdi siz eğer bu sınıflamanın yalnızca islam dini mensupları arasında olduğunu düşünürseniz büyük bir yanılgı olur. Sözü edilen bu aşamalar dünyadaki tüm insanlar için geçerli bilinç aşamalarıdır, onlar hangi yoldan giderlerse gitsinler bu eşikleri geçecekler. Dünyanın her yerinde, her farklı kültürde bu gözlemler yapılmış, belki farklı isimler verilmiş ama ne fark eder?

Uzun zamandır Ken Wilber’in öncülük ettiği insan bilinci spiralini (bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=130 ) anlatarak özümsemeye çalışıyorum. Biraz dikkatli bakılırsa sufilerin dört kapısından hiç bir farkı olmadığını benim gibi sizler de göreceksiniz. Velev ki ufak farklar olsun, bin yıl fark var arada, fakat niyeti anlayabilecek kadar benzeşiyorlar. Niyet, dünya insanının sonsuz bir gelişim spiralinde dönenip durduğunu ve bu yolculuğun her kademesinin mümkün olduğunca barış içinde sürdürülebileceğinin ispat edilmeye çalışılmasıdır bana göre.

Bu durumda siz nasıl olur da “dinciler” diye bir bloktan bahsedebilirsiniz? Bunun yerine siz tüm dinler ve dinsizler için bir şeriat kapısından ya da mitik düzenden bahsedebilirsiniz. Spiraller ve onu oluşturan dalgalar ilelebet baki olacaktır. Bunların hiç biri birbirine alternatif olamaz. Üç yaşında bir çocuk her zaman olacak, 25 yaşındaki de, 65 yaşındaki de olacak, hayat varoldukça tüm aşamalar birbirini takip  eder şekilde var olacaklar. Umudumuz, bütün bu aşamaların sevinçle, mümkün olduğunca acısız geçilebileceği, genel bir mutabakat içine girebilmektir.

Dünyadaki tüm tarafgirlikler bu bakış noksanlığından ortaya çıkıyorlar, savaşacak gerçekten bir şey yok.

Gelelim yanlış anlaşılan bir başka konuya;  zaman zaman gündeme getirdiğim, kök kültürlerin varlığını kabul, teşekkür ve elde edilmiş bilgi birikimini kapsamak olarak algıladığım “soy” kavramını, bazıları milliyetçilik, ırkçılık, kafatasçılık ve ayrımcılık olarak görüyorlar. Belki böyle algılamalarına sebep olacak deneyimler geçirdiler, ya da ilk elden böyle  bilgilendirildiler. Az önce yukarda genişçe anlatmaya çalıştığım gibi, insan doğar doğmaz bilge haline gelmiyor, geniş açılardan bakmak her birimiz için özel bir gayret gerektiriyor. Özel deneyimleri genelleştirmek her daim yapılagelen bir uygulama, çok insani, hatta bilim bile aynı genelleştirmeyi kullanarak bizleriı mutlu ediyor ve fakat birçok şeyi ihmal etme pahasına kazanılıyor bunlar.

Kökleri reddetmekle iş bitmiyor. Çünkü onlar genlerimizin içinde. Bizler, bizatihi atalarımızın oluşturduğu ağaçların meyveleriyiz. Bu her türlü sağlık; kişisel, toplumsal ve dünyasal sağlığımız için ihmal edilmesi olanaksız bir unsur. Kökleri reddeder onunla iletişim kuramazsanız günden güne solar cılızlaşır ve büyüyemeden ölürsünüz.

Cılızlık aşamasında olan ulusumuz gerek dahilde gerekse uluslararası mecralarda hissettiği aşağılık kompleksini gizleyebilmek için anlamsız, tutarsız, kabadayı ya da tam tersi silik, korkak ve köleleştirilmeye müsait görüntüler oluşturmakta. Bunlar kendine güvenen insan ya da ulus göstergeleri değil. Evet ama köklerinizi yitirmişseniz safi güneş ışığıyla ancak bu kadar oluyor. Bir çocuğun en dengeli hali, anne ve babasının sevgi ile dayanışma içinde oldukları durumlardadır. Bizde ise baba var ana yok. Hem de ANAdolu olması gereken yerde.

İnanıyorum ki bu gerilimlerden akıl ve ruh bütünlüğümüzü koruyarak, sevgi ve saygıyla çıkabilme kapasitesine sahibiz.

sa

6 Yorum

  • Sibel 02 Aralık 2010, 11:10

    Şu masalımda söz konusu yanılgılar manzumesine biraz değinmişim : http://sibelatasoy.com/?p=3444

  • Sibel 02 Aralık 2010, 11:08

    Doğallığı bozulmuş kadınlar (tüm dünyada), oğulları üzerinden isteklerini yaptırmak için onların özgürleşmesine izin vermiyor. Kızlarını ise gelecekteki nesilin de aynı deformasyonda sürmesini garanti altına almak üzere kendilerine benzetiyorlar.

  • Turan 02 Aralık 2010, 10:31

    Söylediklerinde haklisin, yanliz annelerimiz kendilerine baski yapacak erkekler yetistiriyorlar galiba…

  • Sibel 01 Aralık 2010, 16:23

    Mesele kendine yeterli,bağımsız ve yaratıcılığı hadım edilmemiş çocuklar yetiştirebilmekte. Erkek kız fark etmez 🙂

  • TUran 01 Aralık 2010, 15:56

    “”Evet ama köklerinizi yitirmişseniz safi güneş ışığıyla ancak bu kadar oluyor. Bir çocuğun en dengeli hali, anne ve babasının sevgi ile dayanışma içinde oldukları durumlardadır. Bizde ise baba var ana yok. Hem de ANAdolu olması gereken yerde.””

    Annelerimizin olmayisi onlarin da babalarimiz gibi olmak istemeklerinden kaynaklaniyor olamaz mi? Mesela cesur ve güclü erkek cocuklari yetistirmek gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir