İkibinyirmi2

03 Kasım 2008

İkibinyirmi2

 

Bir Düğün Töreni – 1. Bölüm-

 

“Aşkım bundan emin misin?”

“Eminim Beyhan. Sen değil misin?” Gülücük işareti ardından hayret eden adam işareti

“Tabi, evet, eminim tabi. Ben ilk günden beri eminim sevgilim.”

“O zaman ne duruyoruz?”

“Haklısın Tansu. Çok heyecanlıyım. Dün gece annemleri arayıp söyledim.”

“Yaa… Ne dediler?”

“Aman ne diyecekler Tansu. Seni ne kadar sevdiklerini bilmiyomuş gibi soruyorsun” göz kırpma işareti.

“Bu gün başvuruyu yapalım mı?”

“Bugün mü?! Kalbim kuş gibi çarpıyo, bennn…”

“Seni seviyoruuuuuummm”

“Sana aşığıııımmmmmmm”

“İşlerimi bitirince hemen yanına geliyorum. Biliyosun başvuru anında birlikte olmamız şart.”

“Biliyorum. Tamam bekliyorum seni o zaman. Seni seviyorum tatlım.”

“Ben de bayılıyorum sana. Yok… Ölmekle bayılmak arasındayım. Hadi şimdilik bay bay, işe dönmeliyim.”

“Güle güle bitanem, mucukksssss”

 

Beyhan, ekrandaki küçük not penceresini kapatıp işine devam etti. Artık dünyada hemen herkes kendi tayin ettiği yer ve zamanda çalışıyordu. Bazı özel durumlar hariç, ofis ve çalışma saatleri tarihe karışmıştı. Bir saat sonra işini bitirip, yerinden kalktı. Küçük pencereden dışarıyı seyretti bir süre. Güzel bir öğleden sonra güneşinde, göz alabildiğine yeşil alanlarda bi kaç çocuk top oynuyorlardı. Onlara özendi. Biraz da heyecanını bastırmak için, spor ayakkabılarını giydi, dışarı çıktı. Tansu gelene kadar evde beklemek istemiyordu.

Hemen evin çaprazında küçük bir gölet vardı, hoplayıp zıplayarak kıyıya indi. Kuşlar ve ördekler için kenarda özel kutulara konmuş yemlerden avuçlarına sığabildiği kadarını aldı. Yürüdükçe kıyıdan kendini takip eden harika renkli ördekleri besliyordu. Meyve ağaçları, çamlar ve göz alabildiğine yemyeşil bayırlar içini dinginleştirdi. Hatta çocuklara yaklaşıp birlikte oynamayı teklif etti. Biraz yukardan bölgeye bakan yaşlı birisi buranın bir hobbit köyü olabileceğini pekala söyleyebilirdi. Kargaşa döneminden sonra dünyanın bazı bölgeleri gerçekten eski masalları kıskandıracak kadar güzelleşmişti.

 

Evler, ağaçların ve yumuşak eğimlerin aralarına serpiştirilmiş, kulübe büyüklüğünde saraylar gibiydiler. Eski göçebe çadırlarını andıran yuvarlak yapıları, her birinde pastel güzel renkler ile çeşitlendirilmişti. Evlerin ana malzemesi,  on yıl önce akla dahi gelmeyecek tamamen naturel, üstelik canlı şeylerdi. Bu bitki eski Japonya taraflarında bir adada bulunmuştu.   Evin yapılacağı yere iki yıl önce, plana uygun olarak dikiliyor ve büyümesi bekleniyordu. Daha sonra özel bir teknikle birleştirilerek yuvarlak kubbeler şeklinde örülüyordu. Suhan denilen bu bitki-ağaçlar ilk iki yıl hızla büyüyor ve üçüncü yıl büyümeyi durduruyorlar ve öylece kimbilir kaç yıl yaşıyorlardı. Şimdilik ömürleri test edilememişti. Yani insanlar Suhan’ın kucağına misafir oluyorlardı bi anlamda.

 

Kolundaki saat ışıltılı bi bip sesi çıkardığında, ter içindeki alnını kolunun yanıyla sildi. Tansu geldiğini haber veriyordu. Çocuklara, ağaçlara ve kuşlara teşekkür edip akşam kızıllığında küçük evine doğru yürüdü.

Daha o gün Bileşim’in (komün) bahçesinden koparılmış taze meyve ve sebzelerden oluşan yemeklerini atıştırırken, Tansu’nun işinden konuştular. Aslında sabırsızlıklarını gizlemek için yarış eder gibiydiler. Sonunda kahkahalar eşliğinde pes ettiler ve oynadıkları olgunluk oyununu bırakıp bilgisayarın önüne koştular.

Tansu online evlilik formunu dikkatle doldurdu, “işlemi başlat” tuşuna basmayı Beyhan’a bıraktı. Büyük ekranda kendilerine gülümseyen hoş bir hanım belirdi.

“Tebrik ederim” dedi, ağırbaşlılıkla yaramazlık karışımı bir ses tonu vardı.

“Teşekkür ederiz” dediler bir ağızdan.

“Şimdi lütfen şahit seçimini yapınız”

Ekranın altında “kadın” ve “üç erkek” şeklinde iki seçenek belirmişti. Tansu ve Beyhan bir an birbirlerine bakıp bir ağızdan “kadın tabii” diye bağırdılar. Ekrandaki kişi onlara anlayışla gülümsedi.

“Hımmm… O zaman bir bakalım, evet size en erken sekiz gün içinde bir şahit bulabiliyorum.” Durakladı ve hemen aceleyle devam etti “tabi erkek tercih ederseniz hemen yarın ilkini tahsis edebilirim”

Bizimkiler hiç duraklamadan “Hiç sorun değil sekiz gün sonra olsun” dediler.

Kadın şahitler daha çok tercih edildiği için bulmak bazen daha zor bile olabiliyordu. Kalan muameleyi hızlıca yaptılar. Şahitin kendilerini ziyaret edeceği gün ve saati bir kez de ekranın altında gördüler ve işlemi sonlandırdılar.

Evlilik prosedüründeki en önemli öğe şahitlerdi. Şahit, evlenmek isteyen çifti üç gün boyunca istediği sürede ve sıklıkta ziyaret edebiliyor, onlarla birlikte yaşayabiliyordu. Hepsi yeminliydi ve müstakbel gelin ve damadın akrabası ya da arkadaşı olamazlardı. Şahitin bu süre sonunda vereceği onay olmaksızın evlilik gerçekleşemiyordu. Ve şahitin onay vereceği konu sadece çiftin birbirine aşık olup olmadığıydı. “Aşık” ya da değil!

Son on yıldır, aşk olmayan evliliklere izin verilmiyordu. Aşkın varlığını en hızlı ve kolay farkedenler ise yabancı kadınlar oluyordu. Yani aileden olmayan kadınlar. Erkeklerin bu konuda yanılma payları olabildiği için ancak üç erkek şahitin çoğunluk oyu yeterli sayılıyordu.

 

Şahit onay verdiğinde, geriye yalnızca yine online bir evlilik protokolünün taraflarca imzası kalıyordu. Her evlilik protokolü dört yıl için geçerliydi. Bu süre sonunda kendiliğinden fesh olurdu. Süreden önce taraflardan birinin isteği ile de kolayca iptal edilebilirdi.

Dört yıl sonunda fesh olmuş protokol her iki tarafın isteği ile bir yıl uzatılabilirdi. Ve sonraki yıllarda bu işlemin tekrarıydı.

Yani “boşanma” sözcüğü yaşamdan çıkarılmıştı. Evli kalmak istiyorsanız her yıl yeniden evlenmek durumundaydınız. Bazı kişiler bunu yorucu buluyorlardı ama genel anlamda çoğunluk bu durumdan hoşnuttu.

Eski çağlarda evlilik kurumunda yaşanan en büyük zorluğun çocuklar olduğunu yazıyordu kitaplar. Ama artık böyle bir durum söz konusu değildi; çünkü çocuklar öncelikle Bileşim’in çocukları oluyorlar ve topluluğun tümü tarafından korunup, seviliyor, sorumluluğu tümü tarafından zevkle paylaşılıyordu.

 

“Sevgilim, düğünümüz için bi şeyler hayal ettin mi?”

Beyhan cevap yerine uzanıp bir öpücük verdi müstakbel eşine.

 

 

 

 

 

 

Bölüm 2

 

 

Ertesi sabah uyandığında Tansu çoktan gitmişti. Onun işi kendisine oranla daha çok ofiste olmayı gerektiriyordu. Bir bardak soğuk mengolan içti. Bu sıvı sekiz sene önce bulunmuş tropik bir karışımdı ve bir bardağı ile bir bütün gün geçirmeniz mümkündü. Hem gerekli vitamin ve minareller açısından yeterli, hem doyurucuydu. Aslında son on yıldır insanların yemek yeme alışkanlıkları toptan değişikliğe uğramıştı. İnsanlar artık ‘yemek’ kavramını pek gerekli hatta eğlenceli bulmuyorlardı. Kitap okumak gibi o da bir nevi nostaljik kavram olarak insanlık tarihindeki yerini almıştı.

Beyhan tam bilgisayarına oturmuşken kapı çalındı.

“Aaa Nihal!..”

“Yaaa beni beklemiyordun değil mi?” hafifçe etine dolgun yumuşak hatları oldukça sevimli sarışın genç kız, teklif beklemeden salona daldı.

“Evet doğrusu şaşırdım, sen tatilde değil miydin?”

“Evet fakat erken döndüm işte”

“Bi terslik filan yok umarım”

“Yok canııımmm. Gel otur şöyle, gamlı baykuş seni! Hahahahahaha”

“E herkes de senin kadar gamsız olmaz ya pembe şeker” o da güldü “Eee anlat o zaman neler yaptın? Uzay seyahati dedikleri kadar zevkli mi?”

“Tabi beklentilerine göre değişir be Beyhanım. Zaten televizyonlarda izliyoruz neye benzer bişey olduğunu, gitmeden bile biliyoruz ne olacağını gibi bi şey!”

“Herşey öyle değil mi?” sesi biraz kinayeliydi

“Biliyorum neden o kadar PUP verdim bu işe merak ediyorsun”

“E ediyorum, gizli bi şey değil bu”

“Bazıları uçmayı sever desek?”

“Yaa aracısız uçmayı bende severim.”

“Olsun, uçmak güzel, her haliyle güzel. Sen tembelsin HYY’ye oturup yaşamak sana yeterli geliyor.”

“Olabilir. Senin gibiler PUP veriyor, bizim gibi tembeller oturduğu yerden aynı geziyi, deneyimi yaşıyor.”

“Evet ama gözden kaçırdığın bişey var şekercim.”

“Neymiş?”

“Ben kendi duygularımı üretiyorum, sense benim gibi deneyimcilerin duygularını tekrar ediyorsun”

“Niye ki? Bende ne duygular uyandığının bir kısıtı yok.”

“Sen öyle san! Orada sen ne görüyorsan o şeyler deneyimcinin gözlerinden yansıyanlardır ve hangi duygularını uyandıracağını belirler!”

“O kadar kusur kadı kızında da bulunur. Neyse sen bu kadar PUP’u neye güvenip te ödedin onu söyle bakayım?”

Nihal kıkırdadı

“Hadi hadi nazlanma, söyle”

“Ama kimseye söylemiyeceksin”

“Neden? İllegal bişey mi?”

“Yok yahu, kara kızım baykuşum, nerden çıkarırsın böyle fikirleri bilmem”

“Ayy uzattın!”

“Önce söz ver söylemiyeceğine”

“Tamam tamam… Offff…”

“Hahahahahaha, meraklı baykuş. Bak şimdi mesele şu: Bir alıcı buldum, daha doğrusu alıcı beni buldu…”

“Ne alıcısıymış?”

“Ayy patladı bu! Anlatıyorum işte… Cık cık cık… Neyse işte bu alıcı, benim bundan sonraki beş yıllık rüyalarıma karşı 10000 PUP teklif etti”

“Nee?! Onbin PUP mu? İnanmıyorum. Ne varmış senin rüyalarında? Hem nerden biliyomuş?”

“Dur yavaş ol. Hani bu sene bi web sitesi yapmıştım, orda her gün rüyalarımı yayınlıyordum ya?”

“Evet?”

“İşte ordan bulmuş beni”

“E ne işine yarıyacakmış bu rüyalar onun da bunca büyük PUP veriyor.”

“Ben ne bileyim kızım! Üzümünü ye bağını sorma dedim kendime. Veee teklifini kabul ettim adamın, bayaa resmi anlaşma filan yaptık gitmeden önce”

“Anlamıyorum bi şey, rüyanın anlaşması mı olur? Annemler duysa gülmekten ölürler. Garantisi mi varmış kaç rüya göreceğinin, görsen bile kaç tanesini söyleyeceğin, söylesen bile tam doğru anlatacağının?”

“Offf be Beyhan! Kızım sen ne garantici, büyümüş de küçülmüş bi varlıksın yaa… Bak sen bunu Tansu’ya anlatsaydım o şıp diye anlardı!”

“Hem adam bu rüyalarla bakalım ne yapacak? Haa bi de niye kimseye söylemeyeyim bunu?”

“Tamamen bencilce, hemen bu konuda bi piyasa oluşmasını istemiyorum da ondan! En azından ben Uzay Hava yoluna sekizbin PUP’u ödeyinceye kadar, aramızda kalsın, sonra bakarız. Hahahahahah”

 

 

 

-devamı var-

 

PUP: Puan Para, Komündeki her kişinin hesabına otomatik olarak yatar, iş yapsın yapmasın, kişi doğduğunda başlar, ölene kadar devam eder. Ekstra PUP kazanmak kişisel beceriler gerektirir.

 

HYY: Hayal Yolculuğu Yap programı, aklınıza gelebilecek her türden deneyimi zihinsel olarak size yaşatan bir sistem.

 

 

 

 

 

 

Sibel Atasoy

21.10.06

Ortaköy

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir