İki kayık bi de helikopter

07 Haziran 2009

Bu fıkranın papazlı, hahamlı, keşişli,  her neviden versiyonu var, ben yeniden yazmayım diye imamlı olanı aşağıda paylaşıyorum:

Bir gün imama söylemişler sel olacak köyü terk ediyoruz sende gel, imam ben gelmem dinim bütün bana birşey olmaz demiş, herkes gitmiş imam camide sel başlamış hoca bakmış işler kötü minarenin ilk katına çıkmış hemen kayıkla gelmişler hocam gelin kurtaralım sizi, hoca yine demiş ben gelmem, ikinci kata çıkmış sel oraya kadar gelmiş yine bir kayık gelmiş hocam bak öleceksiniz gelin diye, hoca benim dinim bütün allah beni korur demiş.  Sular yükselince hoca minarenin üstüne çıkmış, helikopter gelmiş hocam bak gidecek yeriniz kalmadı gelin, hoca yine demiş allah beni korur. Derken sel minareyi geçmiş hoca ölmüş cennete götürmüşler, hoca meleklere ben tanrıya kızgınım ona okadar güveniyordum beni kurtarmadı demiş, tanrı yukardan seslenmiş ben o salağa iki kayık bi de helikopter gönderdim kendisinin suçu……..

Kıssadan hisse almak lazım. Ben bu fıkrayı seneler önce ilk duyduğumdan beri bayılırım. Maneviyatla ilgili herşey bu dünyanın varlığı ve tertibi ile ilgilidir, yani gösterge burdadır.  Başka bi yerde boyutlar ve cennetler beklentisi insanın elini kolunu bağlıyor.

Gizemle, mistisisizmle, dinle, maneviyatla ilgileniyoruz; çünkü bu dünyayı seviyoruz, onun iyileşmesini sevinç dolmasını arzu ediyoruz. Peki nasıl olacak? Olmayan‘la ilgilenmek insanın görüş alanını genişletmek amacıyla yapılır ise eğer, yani “olmayan” hedef değil sadece araçtır, özgürlüğe doğru bir araç, “ben” hapisanesinden kaçış planı! Bu durumda “Olan‘ı” tedavi etmiş oluruz 🙂
 Yukardaki fıkranın bir başka versiyonu Otostopçunun Galaksi Rehberi‘nde geçer; özgürlük arayışındaki yolcumuz, bu yolda büyük badireler atlatıp sonunda ünlü kahine ulaşmayı başarır ve ona giz‘i sorar. Kahin mağarasından çıkmış, saç baş birbirine girmiş, pislik ve pasak içinde, elindeki bi tomar kağıdı titrek ellleriyle bizimkine uzatır: “geleceğini biliyordum, sana hayatımda verdiğim kararların, seçimlerimin bir listesini hazırladım, al senin hepsi!” der. Bizimkinin gözleri kor parçaları gibi yanaraktan heyecanla: “Yani senin seçimlerinin aynısını yaparsam başarmış olacağım değil mi?” diye sorar. Kahin bıkkın bir sesle cevap verir: “gayet tabi, benim şu an bulunduğum konum başarıysa senin için, benim gibi olacağından şüphe etme!”

Gezegenden nasıl ayrılabileceğini soran insanlara anlatıp durmaktan yorulan yazar Douglas Adams aşağıdaki özet tarifi hazırlamış: Gezegenden Nasıl Ayrılabilirsiniz?

1. NASA’ya telefon açın. İşte onların numarası: (713) 483 31 11. Onlara buradan olabildiğince çabuk ayrılmanızın ne kadar önemli olduğunu anlatın.
2. Eğer sizinle işbirliği yapmaya yanaşmazlarsa,Beyaz Saray’da çalışan herhangi bir arkadaşınızı arayın -oranın mumarası: (202) 456 14 14- ve NASA’daki adamlara sizin tarafınızı tutan birkaç laf etmesini söyleyin.
3. Eğer Beyaz Saray’^da çalışan arkadaşınız yoksa, Kremlin’e telefon açın (uluslarası santrale bağlanıp 0107 095 295 90 51’i bağlamasını isteyin).Onlarında orada (en azından konuşabilecekleri) bir arkadaşları olmayabilir, ama azda olsa bir ağırlıkları vardır, o yüzden deneseniz iyi olur.
4. Eğer yine başarısız olursanız, yol göstermesi için Papayı arayın. Telefonu şu: 011 39 669 82 ve telefon santrali hata yapmıyormuş.
5. Eğer bütün denemeler başarısızlıkla sonuçlanırsa, tepenizden uçup giden bir ufoyu bayrak sallayarak indirin ve faturanız gelmeden önce bu gezegenden ayrılmanızın ne kadar da hayati bir önem taşıdığını açıklayın.
 

İnsanlara ulaşabilmek için, cami hoparlörlerinin seslerini ses hızını aşırtan  düzeyde ayarlayarak cansiperhane uğraş verenlere de nacizane şunu söylemek isterim: anlayana sivrisinek saz duymayana davul zurna az , bu anlamlı ve iyi niyetli gayretiniz sayesinde yakında kulak zarlarımız hepbirlikte içe çökeceğinden iç sesimizi daha rahat duyabileceğiz ve sizleri her daim dualarımızda anacağız.

Baştaki resmin tanımı: Hoparlör sözcüğünün Türkçedeki hali Fransızca Haut-parleurun okunuşudur, Fransızca “yüksek-konuşsan/ses yapan” anlamına gelmektedir. İngilizce karşılığı olan Loudspeaker ve Almanca Lautsprecher da aynı anlama gelmektedir. Sözcüğün İspanyolcası Altavoz “yüksek ses” anlamına gelir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Hoparl%C3%B6r

2 Yorum

  • Sibel 07 Haziran 2009, 20:51

    Böyle de bakılabilir. Burda ağacından bir erik vermeye imtina ediyorken kişi bi bakmışsınız öbür dünya (!) dan dönüm dönüm bağ bağışlıyor. Güzel taktik tabi 🙂

  • Turan 07 Haziran 2009, 15:19

    “Kıssadan hisse almak lazım. Ben bu fıkrayı seneler önce ilk duyduğumdan beri bayılırım. Maneviyatla ilgili herşey bu dünyanın varlığı ve tertibi ile ilgilidir, yani gösterge burdadır. Başka bi yerde boyutlar ve cennetler beklentisi insanın elini kolunu bağlıyor.”

    Hayir cennet beklentisi degildi hocayi görmemezlige sürükleyen sey. Hegel’e mal edilen su sözler cok anlamli:

    “Eger gercekler teorilerle uyusmazsalar, vay geldi gerceklerin haline.”

    (“Wenn die Tatsachen nicht mit der Theorie übereinstim men – um so schlimmer für die Tatsachen.”)

    Yani teorilere körü körüne inanmak gercekleri görmekten alikoyuyor, insanlari kör edebiliyor. O halde insanlari teorilerini degistirecekleri yerine “gercekleri” teorilere uydurmaya calisiyorlar. Teori ile gercek arasinda uyusmazlik var ise gerceklerde bir hal vardir meselesi….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir