İçimizdeki Maymun

27 Mayıs 2009

Yakın zamana kadar şempanze sanılmış bonobolar savaşmaz, sevişir. Primat dünyasının barışçıl ve anaerkil hippileridir onlar. “İçimizdeki Maymun”da bonoboları inceleyen Frans de Waal, insan doğasının bildiğimiz barbar şempanze ile pek bilmediğimiz erotik bonobonun sorunlu evliliğinden doğduğunu ileri sürüyor. Yani durumumuz, bir nevi Dr. Jekyll – Mr. Hyde durumu.

RANA YALVAÇ 

 

Primatologların rock star’ı Desmond Morris, 1960’larda insanı “çıplak maymun” olarak tanımlayarak büyük yaygara koparmıştı. Yüz binlerce saatini, bir sandalye üzerinde şempanzeler ile bonoboları izleyerek geçiren Frans de Waal ise 1982 tarihli ilk kitabı “Şempanze Siyaseti”nde, şempanze topluluklarında yaşanan iktidar savaşlarının gözleminden elde ettiği sonuçların, insanlar arasındaki çatışmaların çözümüne nasıl uyarlanabileceğine dair fikirleriyle devrim yarattı.
Bu çıkış öyle büyük ilgi gördü ki, dönemin Beyaz Saray sözcüsü Newt Gingrich, Arnhern hayvanat bahçesindeki küçük bir şempanze topluluğunun öyküsünü anlatan bu kitabı; 1994’te tüm yeni kongre üyelerinin okuma listesine dahil etti. Ancak bilim dünyasında de Waal’in o kadar da kolay kabul edilmediği; hatta bonobolar üzerine çalışmalarıyla bilimsel kariyerini bir parça tehlikeye attığı bile söylenebilir.
Vahşi hayat fotoğrafçısı Frans Lanting ile birlikte imza attığı ve bonobo maymunları üzerine ilk yayın olan “Bonobo: Unutulan Maymun” adlı kitabıyla birçok teorisyeni karşısına alan de Waal, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki sık ve nemli bataklık ormanlarından pek dışarı çıkmadıkları için 1929’a değin keşfedilmeyen ve uzun süre şempanzelerle karıştırılan bu yeni maymun türünden öğreneceğimiz çok şey olduğunu iddia ediyor ve ekliyor: “Bonobolar savaşmaz, sevişir. Primat dünyasının hippileridir onlar. 1960’larda bir ailenin, eve geri dönmek istemeyen uzun saçlı, ot tüttüren kara koyunla başı ne kadar beladaysa, bilimin de başı bonobolarla o kadar beladaydı. Işıkları kapadılar, masanın altına saklandılar ve davetsiz misafirin gitmesini umdular.”
II. Dünya Savaşı’nın getirdiği büyük yıkım sonrasında, biyologlar şempanzeler gibi insanın da doğasının saldırgan ve bencil olduğuna dair sağlam bir inanca sahipti. 1980’lerde bonobolar hakkında, araziden ilk davranışbilimsel veriler gelmeye başladığında ise bu yeni maymun türünün hiçbir klişeye uymadığı görüldü.ERKEKLİKTEKİ ÖLÜM
Yüksek libidolarıyla dikkat çeken ve neredeyse Kama Sutra’nın tüm pozisyonlarında (bizim hayal dahi edemeyeceğimiz, iki partnerin bir dalda baş aşağı asılı durduğu pozisyonlarda bile) sevişen; dahası seksi arkadaş edinmek, çatışmaları çözmek, hatta merhaba demek için bile, bizim el sıkıştığımız sıklıkta seks yapan canlılar olan bonobolar, üstüne üstlük bir de anaerkildi. Tüm yiyecek bölüşümünü dişiler üstlenmişti ve erkekler, zaman zaman yemek için dilenmek zorundaydı. Bu durum, kimilerine o kadar kabul edilmez gelmiş olmalı ki, akademik bir toplantıda bir bilim adamı dayanamayarak söz alıp “Bu erkeklerin de nesi var böyle?” diye sormaktan kendini alamamış; de Waal ise “Hiç, sadece keyifleri yerinde,” demekle yetinmişti. Gerçekten de, dişilerin kurduğu güçlü ittifak ve seksin karşı cinsler arasında olduğu kadar, hemcinsler arasında da yaygın kullanımı sayesinde bonobolar, erkek şiddetinden uzakta barış içinde yaşıyorlar. Bonobolarda dişi ve erkek dağılımı birbirine eşitken, şempanze topluluklarında dişi sayısının erkeklerin tam iki katı olması da dikkate değer. Bu da, şempanzelerde erkekler arasındaki ölümcül mücadeleler ve iktidar stresinin, erken ölümlere neden olduğunun bir kanıtı sayılıyor.
Frans de Waal, Türkçede yayımlanan “İçimizdeki Maymun: Biz Neden Biziz?” adlı kitabında; şempanzeler ile bonoboların davranışlarını, insan doğasını anlamak için birer metafor olarak kullanıyor. Yoksa içimizde hem bir şempanze, hem de bir bonobo mu var?DOSTA DÜŞMAN
İnsanları yeryüzündeki en “iki kutuplu” yaratıklar olarak tanımlayan de Waal’e göre bizler; şiddet konusunda şempanzelerden daha tehlikeli ve sistematik, empati ve sevgi konusunda da bonobolardan daha hassas ve zarif olabilen yaratıklarız. “Güce susamış, barbar şempanze; barış aşığı, erotik bonoboyla karşı karşıya! Bir nevi Dr. Jekyll ile Bay Hide durumu. Bizim doğamız, bu ikisinin sorunlu evliliğidir,” diye durumu özetleyen de Waal’e göre, bu ikili doğamızın bilincinde olmak çok önemli. Rekabetçi ve saldırgan tarafımız kadar; ahlaki ve sevecen tarafımız da, doğal seçilimin bir ürünü. Ve bizler, saldırganlığımızı kontrol etmek, hatta düşmanlarımızla bile empati kurarak çatışma çözümleri üretmek konusunda gereken evrimsel donanıma sahibiz.
De Waal çekirdek ailenin ortaya çıkışına ilişkin de aydınlatıcı bir teori ortaya atıyor. Çok eşli şempanzeler ile bonoboların aksine, insanların genel olarak tek eşli olmasını; ormandan çıkarak önce savan düzlüklerine, oradan da tüm dünyaya yayılmak üzere geliştirdiğimiz bir strateji olarak açıklıyor. Çekirdek aile yapısı sayesinde hem hayatta kaldığımızı, hem de diğer maymunlara göre daha çok ürediğimizi iddia eden de Waal, bu sayede, ortak fayda için birlikte çalışmanın insanlarda en üst düzeye eriştiğini düşünüyor. Hatta büyük ölçekli ortak teşebbüslerde bulunabilme becerimizin sonunda insanı; kıtaları kat eden demiryolları döşeyen, ordular, hükümetler ve küresel şirketler kuran bir tür olma noktasına taşıdığını öne sürüyor. Tabii, dünyaya hâkim tür olarak sorumluluğumuzu hatırlatmadan da edemiyor ve sözlerini şöyle noktalıyor: “Bu hayvan bütün diğerlerine baskın çıkmışsa, aynaya dürüstçe bakması ve hem karşısında duran can düşmanını, hem de daha iyi bir dünya inşa etmek için yardıma hazır baş müttefikini tanıması çok önemlidir.”

Psikolog, primatalog, etolog

1948 doğumlu Hollandalı psikolog, primatalog, etolog. 1975’te Arnhem Hayvanat Bahçesi’nde dünyanın en büyük şempanze kolonisi üzerine altı yıllık bir proje başlattı; bu proje pek çok bilimsel makale ve “Şempanze Siyaseti” adlı bir kitapla sonuçlandı. 1981’de Wisconsin Ulusal Primat Araştırma Merkezi’nin davetini kabul ederek ABD’ye taşındı; burada maymunların uzlaşmacı davranışları üzerine deneysel ve gözlemsel araştırmalar yürüttü. 1989 tarihli “Primatlarda Arabuluculuk” kitabıyla Los Angeles Times Kitap Ödülü’nü aldı. 1980’lerin ortalarında Yerkes Ulusal Primat Araştırma Merkezi’ndeki şempanzeler ve San Diego Hayvanat Bahçesi’ndeki bonobolarla çalışmaya başladı. Araştırmalarında primatlarda yemek paylaşımı, toplumsal ilişkiler, ve sorun çözme yöntemlerinin yanı sıra insan toplumunda ahlak ve adaletin kökenleri gibi konulara odaklandı. 1991’den beri çalışmalarını Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nin psikoloji bölümünde ve Yerkes Araştırma Merkezi’nde sürdürüyor.

 

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir