Holistik,holografik

11 Ekim 2011

Yaşam Tasarımı Sisteminde, ikili Profil numarasının ilki büyükse, onlar neyi neden yaptıklarını gayet net biliyorlar,onlar için belirsizlik pek yok gibi, ama tersi olanlar ancak yaptıkları ettiklerinin izini sürmek yoluyla kendilerini öğrenebiliyorlar çünkü içlerinde her şeyi mükemmelen bilen bir rehberleri var. Geçenlerde burada konu ettiğim Gidenler ve Dönenler başlıklı yazının sistematik bi sunumu gibi bu sanki 🙂

**

Vücudumuzu titreşen bir odacık gibi kullanmak. Yargılamayı bırakmak. Kar sesini duymak… Bu hassasiyet derecelerini akıl almıyor sanki. En azından benimki almıyor, bir huşu yükseliyor içimden öyle böyle değil.

Lütfen vakit ayırın ve dinleyin: Tıklayınız

Bi çok yerinde performistin sağır olduğunu unuttum, eğer arada hatırlatmasa asla da hatırlayamayacaktım. İşte elimizdeki enstrüman -bedenimiz- hakkında hatırla-t-maya çalıştığım binlerce yazımın özeti burada. Şaştım ve kaldım.

**

Hepimizin ayrı varlıklar olduğu bilgisini korumak gittikçe zorlaşıyor. Bose_Einstein yoğunluğuna benzer bi şey bizi şiddetle BİR yapmaya çalışıyor! Fakat ben birliğimiz yanındaki biricikliğimizin farklılığını kaybetmek istemiyorum, çünkü işin zevki orda, çeşitlilikte..

Bunu belirtiyorum çünkü böyle bi durum vaki olursa, psiyatristlerin bana nazikçe yaklaşmasını diliyorum. Fakat buna ihtiyaç kalmamasını da gönülden diliyorum eminim ki gölgemle ışık arasındaki yeri muhafaza edebileceğim. 🙂

**

Yazılarımda ve sohbetlerimizde “birinci tekil şahıs” öznesini çok kullandığım ve kendi yaşam deneyimlerimden bol örnek verdiğim için, her zaman beni yadırgayan (yüzüme söylesin ya da söylemesin) arkadaşlarım oldu. Oradan nasıl göründüğünü biliyorum evet ben de görebiliyorum 🙂 Fakat sebepler hiç bi zaman tek değildir, bi çok etkileşeni vardır. Bu tarzı benimsemiş olmamın başka sebepleri olduğunu da duyumsuyorum; örneğin geniş zaman ve geniş özneler kullanarak her şeyi birden bağlamak/kesinleştirmek istemiyorum. Hepimizin her an değişen durumlarını ayrı ayrı görebilme özgürlüğü tanıyorum kendime ve başkalarına. Kendim için bile şu an ya da geçmişe dair cümleler kullanıp, geniş zamanlı tespitlerden kaçınarak tüm zamanlarımı kesinleştirmekten kaçınmaya çalışıyorum. Her zaman bir hoca olmadığımı, bende böyle vasıflar bulamadığımı söylemiştim, hala bu fikirdeyim. Birinci tekil şahıstan kullandığım her şey o ana ait fotoğraflardır, ne beni ne de başkasını incitmez diye düşünüyorum. Ezcümle, eleştirilen bu eylemimin ordan görünen sebeplerine ilaveten kendime ve dışımdaki herşeye duyduğum tarif edilemez saygının da rol oynadığını söylemek istedim 🙂

**

Kendime sordum güzellik nedir diye; “duruluk, pür sadelik” dedi

**

Pratik öneriler: Zaman zaman evinizde farklı yükseklikteki eşyaların üzerine çıkın, oradan odanın görünüşüne, detaylara bakın. Balkona çıkın pencereden içeriyi gözleyin. Özellikle geceleyin içerde loş bi aydınlık varken yapın bu gözetlemeyi. Bu evdeki eşyaları, bu evde yaşayanları merak edin. Değişik açılardan değişik zamanlarda bakın. Hele ev dubleks ise büyük avantaj. Olmasa da olur gerçi yüksek bir boyacı merdiveniniz olsun zaman zaman tepesine çıkın, başınız tavana değer gibi olsun. En üst basamağa tüneyin ordan odayı, pencereden görünen dışarıyı seyredin. Gölgelerin hangi duvara nasıl vurduğuna bakın. Sessizlik olsun bu arada. odanın 1.75 santim yüksekliğinde nasıl bir rüzgar var onu derinizde hissedin, nefesle içinize çekin. Benden bu kadar, iyi geceler, tatlı rüyalar.

**

Günaydın frekanslar… En kolay ve zevkli yaptığın şeyi bul ve onu yap, o senin başat işlevindir. Ayrıca neyin daha olgun bi şey olduğu, işlevin ne olduğuna değil o işlevin hangi seviyeden yapıldığı ile ilgilidir. Bunu iyi anlayasın. Ben anladım gayet rahatım 🙂

**

Hayat harikulade. Gecenin serinliği ve dinginliği, yaklaşan bi şeyin habercisi gibi hafiften dokunuyor, yalayıp geçiyor yanağı. Boş caddeler ne kadar baştan çıkarıcı. Seni ne çok sevdiğimi bildiğim ikicik lisandan değil gelmiş geçmiş, konuşulan unutulan tüm lisanlardan biteviye söylemek isteği ile doluyum ey hayat, iy insanlar, ey gece, ey mavi gözlü güzel dünya, ey ışıl ışıl taçlanmış gökyüzü, ey solucanlar, ey uyuyan kuşlar, havlamayan gözünü sevdiğim köpekler, ey mağma mı ne olduğu belirsiz çekirdek, harikuladesiniz.

**

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir