Her şey neden Böyledir 2. Kısım

14 Ocak 2009

 Oyunlarda sezgisel bilgi çok önemlidir.

Önceki ile sonraki an arasında bir aralık vardır.

Bu aralık düşünce sürecinin bir parçası değildir. Bu aralıktan sezgi yoluyla “yeni” BİR malzemeleri çıkar.

“Yeni” oyun malzemeleri, kapsayıcı üst oyunlardan gelen “dokungaçlar” yoluyla olabileceği gibi yine kaza eseri oyuna düşmüş de olabilirler.

Böylece çıkan YENİler düşünce evreninin ham hamuru olur.

Bu aralıktan birşeyler girebileceği gibi bir şeyler de çıkabilir.

Dünya diline çevirecek olursak, bu bir nevi koruma kalkanının kapsamadığı daracık bir yarık gibidir.

Yeri neresi diye sorarsanız;

Tekrar eden her iki şeyin arasındadır. İki notanın, iki sayının, iki film karesinin vs… ve aslında ALDIĞIN/VERDİĞİN NEFES aralığındadır.

 Bu aralıktan içeri çekilen YENİler şimdiye kadar hiç madde olmamış olduklarından bizim dünya oyunumuz için öylesine HAMdırlar ki, onlarla istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Bu bir oyundur fakat sorumluluk sahibi oyuncular gerektirir.

Sorumluluk bilincine ulaşmamış kişilerin KAZA ile eline geçen YENİ, çevre için felakete neden olabilecek düşünce/madde lere dönüşebilir ya da en hayırlısı o kişiyi deli eder.

 Oyunda uyanarak oyuncaklıktan oyunculuğa geçmiş bir kişinin gözünden örneklemeler:

 Bu oyunun en ilginç belki de en hoş tarafı; tam her şey bitti artık dediğinde, hızla dibe vurduğunda, yeni bir “seviye” ile karşılaşmak!

Tamamen yeni bir enerji ile dolmak ve önüne gelen yeni seviyeden bilinmezler…

Poker oyunundaki gibi sermaye bitti çekiliyorum diyemiyorsun, sürekli yemleniyorsun.

Kaybedenin kazanan olduğu ilginç bir durum bu!

Fakat işin ince tarafı “eh iyi o zaman, ben de herşeyi kaybederim” diyememek. Önce her  şeyi acıyla kaybedip, yeni kozayı ısıtacak ısıyı yaratmak zorundasın. Eğer bunu kendi isteğinle yapmazsan o zaman arzun hilafına otomatik pilot bu işi yapıyor. Yine anlamazsan bi daha, bi daha, bi daha yapıyor.

Peki biz bu tekrarları göremeyecek kadar nasıl ahmaklaştık?

Ahmaklaşmamızda başka bir şeylerin de payı var mı yoksa bütün şeref bize mi ait?

Biz kaybederken kim kazanıyor?

(Bizden kasıt dünya insanıdır)

 Bu aynen petrol örneğindeki gibi olmalı

Petrolü çıkardığındaki karışımı/yoğunluğu, her inceltilme işinde ortaya incelmiş yakıt ve doğaldan daha kabalaşmış artık bırakmıyor mu?

Bu durumda birileri bizim omzumuza basmak pahasına inceliyor olmalı!

Aynen ekonomi  dünyasında olduğu gibi…

Fakat bu incelenlerin suçu değil tabii. Çünkü onlar kendilerini genele adıyorlar zaten. Ne kadar vermeye çabalarlarsa o kadar inceliyorlar.

  …

 Her şeyin dille bağlantısı var. İnsanın “şu an” dışında şeylerle uğraşabilmesini DİL sağlıyor, yani simgeler (harf, rakam, resim gibi) vererek içimizdeki ve dışımızdaki şeyleri İŞARETLİYORUZ. Bu bir çeşit, köpeğin her dolaştığı yeri işeyerek işaretlemesi gibi olabilir.

 Bu simgeler olmasaydı yalnızca “şu anda” yaşıyor ve yalnızca gerçek ihtiyaçlarımızı ediniyor olurduk. Ve bu durum, “şimdi” ye muazzam bir dikkat yönlendirmemizi sağlayacağından aynen bir büyücü gibi maddeye hükmedebilirdik.

Bu oyunda, enerjimizin çok büyük bölümü fiziki bedeni faal halde tutmak için harcanır. Geriye kalan küçük miktar enerjiyi de kelime ve bilgi leşlerini anlamaya/anlatmaya çalışarak şu an’ın dışına harcarız. Yani geçmiş ve gelecek oyunları inşa ederiz. Sanki çok lazımmış gibi!

“Şu an ve burada” için maalesef çoğunlukla hiçbir enerji kırıntısı kalmamış olur. O zaman insan kendi oyuncaklığını hangi enerjiyle bulup çıkaracak? Enerji yoksa iş de yok!

İnsana gereken geçmiş ya da gelecek değil; çünkü oyunun sürmesi bir anlam ifade etmiyor, üstelik zorunlu da değil.

İnsan şu an’da olanı görebilmek için gayret göstermeli. Belki şanslı bir anda oyundaki beyhude varlığını yakalayabilir. Sabır ve dikkatle dinleyip/beklemesi için enerji ve “şimdi”ye ihtiyacı var.

 Ne yapmak lazım? Artık olan olmuş, bilinçli ego devreye girmiştir ve bu dağ aşılmak zorunda.

Benim tavsiyelerim naçizane şunlar olabilir;

* Yavaşla

* Daha da Yavaşla

* Ölmeyecek kadar yavaşla

* Tekrarlara azami dikkat göster

* Maddi manevi bütün ağırlıklardan kurtul.

* Sezgilerine kulak ver.

* Tüm konularda sadeleştirme işlemi yap

* Geriye kalana bir bak!

  …

 İnsanın mı doğayı yarattığı yoksa doğanın mı insanı yarattığı sorularında ben bir zıtlık göremiyorum; çünkü her ikisi de TAM bir ifadedir. Bu cümlede insanın doğadan koparıldığını da göz ardı etmeyelim tabii. İnsan ne ki doğa ne olsun?

 Fakat bu her iki tam ifadenin yoğunluklu olarak gerçekleştiği zamanlar farklıdır. (“Yoğunluklu”ya dikkatinizi çekerim; çünkü her ikisi de her zaman ve şimdi olmaktadır. Ancak birisinin daha yoğunluklu olduğu devirler olmuş gibi görünüyor.)

 Dünya’nın ilk oluşum zamanlarında madde henüz şimdiki formunda değilken, insansılar da bildiğimiz katı bedene sahip değildiler. Onlar düşünmüyor ve biriktirmiyorlardı, henüz simgeleştirmeyi de bilmiyorlardı, fakat buna rağmen halleri şu anda bildiğimiz hayvanlar gibi de değildi.

İşte o zamanın insansıları çok ama çok yıllar süren bir süreçte enerji-bulutumsu bir şeyin içinde jöle kıvamında bedenleri ile yaşadılar. Sonra başka dış tesirlerinde etkisiyle belki yavaş yavaş dünyanın maddesini yaratmaya başladılar; çünkü işaretlemeye başladılar. Onların işaret ettikleri katılaşma eğilimi gösteriyordu. Onlar bulundukları AN’ı yaratabiliyorlardı.

Oysa şimdilerde biz insanlar geleceği ve geçmişi yaratabiliyoruz. İşlemde ciddi bir değişiklik oldu. Yaratma süreci, direkt algılama dan düşünce/hayal şekline dönüştü.

 Özetle;

İnsansılar “şu anda” yaşarlardı ve bulundukları anda yaratırlardı.

İnsanlar ise (farkındalıksız olarak) geleceği ve geçmişi yaratıyorlar.  

 Bütün bu süreçlerin oldukça karmaşık bir yapısı var, anlamak da anlatmaya çalışmak gibi neredeyse imkansız.

Her şey birbiriyle ilintili. Ayırmaya çalıştıkça içinde kaybolacağınız denli içsel sonsuzluğu var.

Bu sebeple, herhangi bir şeye yaklaşırken; anlayabilecek kadar yakında, yutulmayacak kadar uzakta durmak gerekiyor

  …

 Her şey zaten BİRdir.

Fakat bunu anlamamız biraz zaman alacağından BİRleşmeye çalışarak yola girebilir, kişisel egoları kitleye aktarabiliriz. BİRleşme BİR olduğuna aymanın yavaşlatılmış sürecidir. 

Bu bir yanılsamalar OYUNu. 

Bir bilgisayar oyunu (beş yaşındaki yeğenim bile elinde kılıç, ya da tüfek ha bire canavar öldürüp PUAN alıyor!)gibi düşünün, ya da film içinde, orada olan biteni dert ediyor musunuz? İyi gitmeyen şeyler olmasaydı iyi gidenleri nasıl ayıracaktık?

Sizin içinizi titreten o kötü adamlar/kadınlar ve iyilik timsali olanlar hepimiz oyuncuyuz.

Sahip olma isteği, OYUNun başlatma butonudur. Bu bir yanılsamadır.

 

Sahip olmak isteyen kim? BEN…

BEN kim? zaten herşey olan BİR

Bu savaş Donkişotu bile gölgede bırakır!

Kendine karşı bir savaş yürütmek olası değil.

Çok ayrıştırmak sonuca değil tükenişe götürür.

Yorar, bitirir.

Maddeyi sonsuza kadar bölmeye uğraşır, her yeni bulduğunuzu (kuark) son zannederek avunursunuz. Üzücü bir durum.

  …

OYUN Kuramı- Herşey Neden Böyledir1 için Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=187

Bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir