Haklı Çıkmak-%100 teslimiyet – PART TWO

23 Şubat 2012

2005. Günlükten

Tekvin’e bakarsanız; Adem topraktan yaratılmış ve tanrı onun içine can üflemiş. Havva ise onun etinden ve kemiğinden olmuş.

Yani Tanrı, Adem uykudayken onun kaburga kemiğini almış ve boşluğu etle kapatmış. O kemikten Havva’yı oldurmuş.

Erkeği kadınla sakatlamış!

Zaten ona ait olanı, göz görgüsü olarak karşısına dikmiş!

Ve binlerce milyarlarca ben’den görüp, tatmak, koklamak için onları ha bire çoğalmaya teşvik etmiş.

Demiş idik.

Az önce oğlum uğradı, az bi muhabbet ettik. Ona bu konudan bahsettim ve dedim ki:

“Aman oğlum, bir kızı öyle memnun et ki hayatında, o da sana kendini bütünüyle teslim etsin. Böylece eksik kaburganı yerine yerleştir, bu iş olsun bitsin Allah aşkına!”

Çok uzadı bu hikaye!

Biri için yaptığınızı zannettiğiniz bütün iyilikler kendinize…

Ve yaptığınız bütün kötülükler kendinize…

Böyle deha eseri bi sistem gördünüz mü hiç!

Çünkü bulabileceğiniz bütün “birisi” ler kendinizsiniz.

Cennetti cehennemdi, karmaydı kıyametti, her ne varsa burada ve şu anda.

Her yeni gün, nerdeyse her yeni saatte, bu gerçeği anlamış biriyle karşılaşıyor oluşum bi tesadüf değil, algıda seçicilik de değil (aynı kapıya çıksa da), içimdeki ışık telleri çatışmaktan vaz geçiyor! Dünya güzelleştikçe güzelleşiyor.

Çakmağa takla attırmak gerekmiyormuş!!!

Endişe etmeden, azmettirilmiş bilgilerin doğrultusunda iç çatışma yaratmadan, sadece oluşa bırakarak AKMAK, her an dünyayı değiştiriyor. Şu an zaten geçmiştir (tepkime zamanından ötürü-ışığın göze ulaşma zamanı). Ben takla atmayan çakmağı geçmişte görüyorum.

Bedenin bilgeliğine sığının, o olmadan düş gücünüz anlam kazanamaz.

Ve işte iddia ediyorum ki:

“çakmağa takla attırmak” gerçek bir ihtiyaç olduğunda hiç şüphesiz bi kaç takla atmaktan hoşnut olacak o! (fırıl fırıl bile döner, hele bi gerçekten gereksin)

Kendimi sınamaya ihtiyacım yok. Ben zaten mükemmelim.

Eksiksiz olanım. BİR oldugunu bilenim.

Her ne düşlersem düşleyeyim, duygu/düşünce bileşenimin kabiliyeti(ability) oranında yansıtmayı başarabildiğim dünyada yaşıyorum.

Duygularımın desteklemediği (%100 teslimiyetle), düşlerimin gerçekleşmesi zaman alacaktır.

Hayatımda şu ana kadar istediğim, düşlediğim her şey oldu/oluyor. Bazıları anında, bazıları seneler içinde oluyor.

Duygularımın hazır olmasını bekleyerek, başımın üzerine sıraya dizilmiş kaderim!

Duyguların hazır olması ne demektir?

Bence çatışmıyor olması demektir. EMİN olmak durumu.

Demek ki elimizde iki kıstas var.

1.Düşleyeceğiz (böylece onları geleceğimize dizeceğiz)

2.Duygularımızdaki çatışmadan arınacağız. (emin olacağız)

Bunları yapabilme oranında değişik boyutlarda tanrıyız.

Bilinçsizce tanrılık yerine bilinçli tanrılığı kim seçiyor?

Burada andığım “tanrı” kavramı; dinlerin bize haber verdiği tanrılardır. Onlar hem çok hem de birdir. Bir olduğunu kapsayıcı olan bilir.

BİR olmakla, BİR olduğunu bilmek aynı şeyler değil.

BİR olmak, tanrılıktan bile istifa etmektir.

(ek bilgi: Duygu/düşünce bileşeni = ERK )

2005. Günlükten

2 Yorum

  • Sibel 23 Şubat 2012, 16:38

    İçimizde bi çok ben var, hepsi değişik ölçülerde. “Normal” sayılabilmek için bunlardan birini (mutemelen annemizin uygun gördüğünü) patron olarak atıyoruz. Böylece yetkisiz kalan diğer benler sanırım çelişki üreten etkilerine hayat boyu devam ediyorlar. Belki şu yazıya da göz atmak istersiniz: http://sibelatasoy.com/?p=2943

  • HÜLYA 23 Şubat 2012, 16:30

    off..çok güzel anlatmışsınız..
    peki, neden duygularımız düşlerimizi desteklemez herzaman? nedir onu engellemeye zorlayan?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir