GO, Satranç ve Briç

29 Aralık 2008

Go : Bilim sanat ve bilgeliğin kesiştiği oyun

Bir oyun olmanın ötesinde Go, pek çok anlamları kendinde barındırır: yaşamla eşdeğer bir yaratılış, yoğun bir meditasyon, insan kişiliğinin bir aynası, soyut düşünmeyi geliştirmede bir alıştırma, ya da, iyi oynandığında, siyah ve beyaz taşların tahta üzerinde zarif bir dengeyle dans ettiği güzel bir sanat eseri.

Hala oynanan en eski tahta oyunu olan Go’nun temelleri 4000 yıl öncesine dayanır. Peki insanlar nasıl oldu da bu oyunu oynamayı bu kadar zamandır devam ettirebildi? Yıllar boyunca değişen kültürlerde yaşamayı sürdürdü? Umarız bu yazıyı okuduktan sonra cevabı kendiniz vereceksiniz.

Go oyununu Trevanian’ın Şibumi adlı kitabında okumuş, ya da Akıl Oyunları, Pi gibi fılmlerde oynandığını görmüş olabilirsiniz. Go, kurallarının azlığından ötürü belki de dünyanın öğrenmesi en basit oyunlarından biri kabul edilebilir. Buna karşın, oyun ilerledikçe içerdiği karmaşıklığın ne büyük boyutlarda olduğu anlaşılır.

Go 19 yatay, 19 dikey çizgili kare şeklinde bir tahta üzerinde ince kenarlı mercek şeklindeki siyah ve beyaz taşlarla oynanan iki kişilik bir oyundur. Oyundaki amaç kendi taşlarınızla rakipten daha geniş alanlar oluşturmaktır.

Bunu yaparken tabi rakibiniz de aynı amaçla alanlar oluşturmaya başlayacak, ve oyunun ortalarınıa doğru birbirinizi de çevirmeye başladığınızı anlayacaksınız. (Go adı da aslında buradan gelmekte: Çevreleme) Çevrelenen taşlar esir düşmüş olacak, ölüm-kalım mücadeleleriyle, çarpışmalarla dolu bir oyuna başlamış olacaksınız.

Go’nun Bulunuşu:

Bir efsaneye göre Çin imparatoru Yao (M.Ö 2357-2255) Go’yu, oğlu Dan Zhu’yu aydınlatmak, bilgeleştirmek için buldu. Başka fakat benzer bir efsaneye göre Shun (M.Ö. 2255-2205) Go’yu pek de parlak bir zekaya sahip olmayan oğlu Shang Jun’u eğitmek amacıyla buldu. Brittannica Ansiklopedisi’ne göre Go, Çin’de milattan önce 2306 yılında bulunmuş.

Go’nun Özellikleri

Uzakdoğu dövüş sanatlarında olduğu gibi, Go size konsantre olmayı, dengeyi ve disiplini öğretebilir. Bu sanatlardaki gibi, Go’da da bir seviyelendirme sistemi vardır. Oyuncuların oynadıkları oyunlara göre seviyeleri belirlenir ve kendisinden güçlü bir oyuncuyla oynarken, zayıf oyuncuya belli bir sayıda taş avans verilir. Avans verilen taşlar tahtaya dizildikten sonra rakip oyuna başlar. Bu avanslara handikap denir. Böylece aradaki seviye farkı ne olursa olsun iki oyuncu da oyundan zevk alabilir.

Birisiyle bir el Go oynamak, onunla bir yıl yaşamaya eşdeğerdir der Koreliler. Karşınızdakinin karakterinin saldırgan mı ihtiyatlı mı, yoksa umursamaz mı olduğunu onunla Go oynayarak kolaylıkla anlayabilirsiniz.

Go, bir açıdan bakıldığında rekabete dayanan bir oyun gibi görünse de, temelinde hayati dersler veren bir uyum gizlidir. Her şeye sahip olmayı isteyen açgözlülük, sizi Go tahtasında fazla ileriye götüremez.

Qing Hanedanı döneminde yaşamış ünlü Go oyuncusu Shi Dingan (1710-1770) “Go’da ağırbaşlılık ve zarafet entrikalardan üstündür” demiştir.

Zhang Yunqi, Go oyununda gelişmek için gerekli olan özellikleri şöyle sıralıyor:

“Bir askerin taktik gücü, bir matematikçinin kesinliği, bir sanatçının hayal gücü, bir filozofun dinginliği ve güçlü bir zeka”.

Bu özellikler arasında en önemlisinin dinginlik olduğunu vurguluyor.

Go’da söylenmeyen söylenenden çok daha fazla yer kaplar: Çok az kural vardır, geri kalan her şey oyunculara bırakılmıştır.

19 yatay 19 dikey çizgi bulunan Go tahtasında 361 kesişim noktası vardır. Bu da Çin ay takvimine göre bir yıldaki gün sayısıdır. Tahtanın dört köşesi de, mevsimleri temsil eder. Ortası gökyüzü, kenarlar yeryüzüdür. Siyah taşlar geceyi, beyazlar gündüzü simgeler.

Üstteki fotoğrafta gördüğünüz 20 cm kalınlığında Japonya’da yetişen ender bir tür olan kaya ağacından yapılmış değerli bir Go tahtasıdır. Arka plandaki yazı Nobel ödüllü yazar Yasunari Kawabata’nın yazdığı bir kaligrafidir. Yazıda okunan Shin’o Yugen, ‘incelikli ve derin gizler’ anlamına gelmektedir. Bu sıfat Go oyununun büyüleyiciliği karşısında sıkça kullanılan bir söz haline gelmiştir.

M. Güney Çalışkan
Bilkent Go Kulübü Başkanı

Kaynaklar:

Elisabeth Papineau, The Game of Go: A Chinese Way of Seeing the World, MSO, 8 Mart 2001

Kiseido, http://www.kiseido.com/

Tübitak bilim ve teknik dergisinden alıntıdır.

Ve biraz da yorumlar:

Satranç için gerekenler; Zeka, matematik, öngörü, sabır, dikkat, bilgi, bireysellik, sezgi (ama daha çok deterministik bir yapı.)

Briç için gerekenler, sosyal zeka, empati, sorumluluk, ortaklık anlayışı, hesap, bilgi, ve bazen sezgi. (Olasılık uzayları içinde deterministik)

Go için gerekenler, bireysel zeka, bilgi, derinlik, sezgi, sabır, uzun vadeli planlar, yoğun konsantrasyon, deterministik olmayan bir yapı. (Her ne kadar gerçekte deterministik olsada insanın ve bilgisayarların çok üstünde bir hesaplanamazlık var)

xenix

Evet briçi diğerlerinden ayıran “ortaklı” bi oyun olması, GO’yu diğerlerinden ayıran sadelik ve kuralsızlığın dehşetengiz zorluğu! (tabi bizim gibi batı kültürü ile yetişenler için)
Satrancı diğerlerinden ayıran, aşırı bireyciliği ve katı kuralcılığı olabilir mi?

Agnia

satrancın bireyselliği ile go nun bireyselliği aynı. Satrançta da sezgi faktörü var fakat, günümüz bilgisayarları artık bu sezgi ile oynanan oyunu aşmış durumdalar. Bu yüzden hesaplanabilirliği daha mümkün hale gelmiş.

Go tahtasının büyük olması ve yapılacak hamle sayısının fazla olması hesaplanabilirliği azaltıyor. Meditasyon yapar gibi GO oynamak lazım.

Meditasyonun tam tersi yoğun konsantre olarakta satranç oynamak lazım.
xenix

http://www.sonsuz.us/?q=node/1125

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir