GO Oyunu ve Murphy

04 Şubat 2009

Bir de ünlü karamsar filozofumuz Murphy’nin go yasaları var. Yasaları aşağıdaki gibi sıralamışlar, ben de her  birini kendi teorimle özdeşleştirdim ve yasaların altına ekledim.

1)    murphy’nin yasası: “eğer bir şeyin yanlış gitme olasılığı varsa, yanlış gider”

     · oyunu kazandığınızı düşündüğünüz anda kaybedersiniz.

     (Kaybettiğinizi düşündüğünüzde de kazanırsınız. Çünkü oyunda her şey karşıtı ile varolur. Mesele olasılıklardan birine bağlanmamaktadır.)

     · oynanabilecek bir çok kötü hamle arasından, zayıf oyuncu en kötüsünü seçer.

     (O zaten bu sebeple zayıf oyuncu unvanını almıştır!)

     · zayıf oyuncu uzun süre düşündükten sonra, taşlarının ölmesini sağlayan tek hamleyi oynar.

     (Demek ki düşünmek zayıflığa çare değil. Hamle yapmadan önce düşünmek yararsız. Burada sezgi ve duygulara daha çok iş düşüyor fakat hamlenin neticesi üzerine tarafsız bir yorum yapmak mümkün olabilseydi işte burada düşünmek işe yarayabilirdi. Oysa biz kendimizle ilgili konularda tarafsız olamayız. Bu sebeple düşünmek hiçbir yerde işimize yaramıyor.)
· her çözüm yeni sorunlar yaratır.

(Çünkü her çözümde  seçim yapar ve BİR malzemesini öldürürsünüz. Ölüler yaşayanlara dert çıkarır!)

· taşlarınız ölmüş gibi görünüyorsa daha fazla üzerinde durmayın.

(Dursanız da elinize bi halt geçmez! Ölüler giderek çürür, fena kokular çıkarır ve bir çok börtü böceği kendine çeker. Neden? Çünkü ölünün kendi bile tüketilip bir an önce yok olmak ister. O halde siz neden ölmüş taşlarınız başında ağıt yakıyorsunuz? Oyunda taş mı kalmadı yani!)

2)    gelişim yasası
· joseki çalışırsanız iki seviye gerilersiniz.

     (Emirle demiri kesmek gibi olur da ondan! Joseki, önceden hazırlanmış güzel şekiller. Yani hayatta ögrendiğimiz/öğreneceğimiz/öğrenemiyeceğimiz ne kadar bilgi varsa bunlar Josekidir. Kuru kabuklar! Bir zamanlar bir ağacın gövdesinde oluşmuş olan canlı deri. Fakat onlar oluştukları ağaçtan bir kere dökülüp rüzgarın önünde sürüklenmeye başladıklarında yalnızca ölüdürler. Her bilgi, kaynağında, bir insanın kanıyla, teriyle hayat bulur. Bu bir tecrübedir ve eğer o bilgiyi canından üretmiş olan kişi bunu başkalarıyla sözlü ya da yazılı olarak paylaşırsa artık o josekidir. Başka insanların bu josekilere oturdukları yerde çalışmaları, zihinlerine yazmaları beş para etmez. Bir josekinin değeri ancak onu zaten zamanında kendinden üretmiş olan birinin nostalji nedenidir. Bir başka yararı da halihazırda o tecrübeyi geçirmekte olan birine cesaret ve dayanma gücü vermesi açısından olabilir.)

      · meijin joseki bilmez.

(Meijin, dünyanın en iyi go oyuncusu unvanı olduğuna göre, o joseki bilmez, onun yaptıklarına başkaları joseki der.  Bir Meijin artık tesuji yapmayı bile bırakmıştır, O yalnızca oluyordur.)

· iyi başlayan bir oyun kötü bitecektir. Kötü başlayan bir oyun daha kötü biter.

(Bunun sebebi oyunu iyi-kötü şartlanmasına kurban etmektir. Oyun zevk almak için oynanmalıdır, sınıflamak için değil. Kimse kimseyi oynamaya mecbur etmiyor.)

· düşünmek, zayıf oyuncular için, uyumakla eşdeğerdir.

(Eğer uyumasalardı düşüneceklerine yaşayıp tecrübe edeceklerdi ve böylece zayıf oyunculuktan kurtulma şansları olacaktı. Hoş, oyuncu oyuncudur! Benim açımdan pek fark etmiyor. Fark eden tek şey oyundan ayrılmak istemektir.)

· taşları esir edebilirsiniz, ama oyunu kazanamazsınız.

 (Ana oyunumuz hayat ve tali oyunlarımız için geçerli altın bir kural var; dereyi görmeden paçaları sıvamayın. Kazanmak ve kaybetmek yalnızca oyuncu kimliğimizin zanlarından ibaret bir aldatmaca. Oyunda önemli olan kazanmak değil, andan zevk almak ki o zaman oyuna devam edersiniz, ya da oyundan bıkıp oyun dışı olmanın yollarını ararsınız.)

· rakibiniz sizden güçlüyse ve onun sinirlendirmişseniz, hiç şansınız yok demektir.

 (Ne rakibinizi ne de oyunların ilahesini sinirlendirmenizi tavsiye etmem, hatta siz de  sinirlenmeyin!)

3)     go oyununda dövüş yasası:
· kanlı bir dövüş yaşamadan oyun kazanan hiç bir usta yoktur.
(Oyunda bütün kanlı savaşlar bizatihi insanın kendi kendisi ile yaptıklarıdır. Zaten insanı sinirlendiren tek şey de içindeki susmayan sestir. Bu sesi zihni ile dışarı yönlendirir ve kendi hacminde bir rakip yaratır. Sonra bu rakiple kanlı savaşlar yapar! Oyunda eşleşmeler son derece adaletlidir. Güçleri aşağı yukarı denk olmayan taraflar arasında savaş çıkmaz çünkü bunlar hiç karşılaşmazlar.)

      · çoğu zaman yardım için kullanılan taşların kendisi bizim için birer engel oluşturur.

    (Aldığımız ya da almaya çalıştığımız yardımlar çoğunlukla bahanelerimizin ürettiği sanrılardır. Gerçekte biz korkağız, tembeliz ve açgözlüyüz. Bütün bunlar bizi oyunun piyonu haline getiriyor. Gereksinim duyacağımız hiçbir yardım dışımızdan gelemez. Tek ihtiyacımız sezgilerimizin önünü tıkamamak, duygularımızı sumen altı etmemek ve her kişinin kendine özel ve biricik yolu olduğuna gönülden kabul sunmak.)

· saldırı en iyi savunmadır.

 (Saldırı savunmayı, savunma saldırıyı davet edeceğinden bu ikisi aynı kapıya çıkar.)

· iki çeşit şans vardır: kötü şans (sizinki) ve iyi şans (rakibinizinki)

 (Oyunun sürmesinin garantisi yılmaz yıkılmaz egolarımız sağ olsun!)

· arka arkaya üç iyi hamle yapamazsınız.

(Ortalamaya çekilme kanunu! Oyundaki kişiliklerimizle ayrı bireyler gibi görünsek de aslında biz yalnızca dağınık ipeksi atalarımızın uzantısıyız ve birbirimizden çok uzağa düşemeyiz. Her türlü sıçrama iki yönlü olur, birisi üç iyi hamle yaptığında karşıdaki üç kötü hamle yapmış demektir ve aralarındaki uzaklık matematiksel olarak  kabaca altıya çıkar ve bu ayrılığın sonu gelmez. Bu sebeple hayat oyunu, uzun boylu ayrılıklara izin vermez, ortaya doğru çekiştirir.)

4)    murpholoji’nin go oyununa uygulanması:
· eğer size eğlenceli geliyorsa oyundur, size rahatlık veriyorsa hobidir. eğer sizi sinirlendiriyorsa bu go oyunudur.

  (Belli ki Murphy’nin ya da onun uyarlayıcılarının büyük oyundan haberleri yok! Eğlenceli, rahat ya da sinirlendiren tabirleri hayat oyununun en bildik enstrümanları olup yoğunluk açısından birbirlerinden hiç farkı yoktur. Bu hallerin hepsi insanın kendi gölgesiyle yarışmasından ortaya çıkar ve yalnızca bir yanılsamadır. Kedi yavrusu da ha bire kuyruğuyla oynar!)  
· oyun biter bitmez en iyi nasıl oynamak gerektiğini anlarsınız.

(Daha da önemlisi yeniden oynadığınızda nasıl oynamak gerektiğini yine hatırlayamayacak olmanızdır. İşin ironisi de burada)
· hiçbir hamle planlandığı gibi bir sonuç doğurmaz.

(Planlar, josekilere uygun yapılır, yani ölü kabuklar/bilgiler, oysa oyunun tarafı o bilgiyi canından sökmüş olan kişi değil sizsiniz, bu sebeple “elden gelen ya öğün olmayacak ya da vaktinde gelmeyecektir. İyisi mi siz kendi içgüdülerinize karşı duyarlı olun.)

· en yararlı tavsiye unutmuş olduğunuzdur.
· eğer yaptığımız hatalardan öğreniyorsak, go oyuncuları en çok öğrenen insanlardır.
· joseki çalışarak geçen süre gelişmeyle ters orantılıdır.
· fırsat her zaman en elverişsiz zamanda gelir.
· eğer iyi ve kötü tavsiyeyi ayırt edebiliyorsanız tavsiyeye ihtiyacınız yok demektir.
 

Yaa işte böyle… Eğer sizde hala GO ya karşı bir ilgi, şefkat uyandıramadıysam boşverin gitsin!

 

BKÖ’den alıntı

(Bir Kadını Öldürmek) http://sibelatasoy.com/?page_id=24

 

 

Bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir