Go Oyunu -2

04 Mart 2009

Her şey bir oyundan ibaretse bin yılların oyunu GO’ya biraz daha alıcı gözle bakalım derim.

Bu bilgileri de “Google”dan niyaz etmiş olduğumu anlarsınız tabii!

Go için ‘kökten gelişen ardışık bir taş oyunu’ denebilir. Go, 9×9, 13×13 veya 19×19 inçlik bir tahta üzerinde siyah ve beyaz taşlarla oynanır. Oyuna başlarken tahta boştur ve sırayla hamle yapılır. Zayıf oyuncu siyah taşları alır ve ilk hamleyi yapar. İki oyuncu sırayla taşlarını, tahtadaki çizgilerin kesişim noktalarına yerleştirirler. Oyunun amacı, tahta üzerinde en fazla alanın etrafını kendi renginizdeki taşlarla çevirmek. Bu esnada etrafı tamamen rakip oyuncunun taşları tarafından çevrilmiş taşlar esirdir ya da ölü sayılır ve tahtadan kaldırılır. Uzak Doğu sporlarında olduğu gibi kyu ve dan kavramlarını esas alan bir reyting sistemiyle, tüm oyuncular yaşamları boyunca süren ve gelişimlerini yansıtan bir seviyelendirmeye göre değerlendirilir.

Anonim bir özdeyiş uyarınca Go tahtası, anlar akıp giderken oyuncuların akıllarının bir aynasına dönüşür adeta. Bir Go ustası, oynanmış bir oyunun kayıtlarını incelerken, öğrencisinin hangi noktada aç gözlülüğe kapıldığını, ne zaman yorulduğunu, nerede aptallaştığını ya da güzel hizmetçinin odaya hangi hamle öncesinde çay servisi yaptığını söyleyebilir. (Adeta akaşik kayıtlar gibi! Bakınız  yukarılarda bir yerde anlattım)

Temel kuralları çok basit olduğu halde olasılıklarının sonsuz çeşitliliğinden dolayı ileri aşamalarında çok karmaşıklaşan bir sisteme sahiptir Go. İnsan zekasının sezgisel özelliği henüz makineler tarafından taklit edilememektedir. Bu nedenle günümüzde çok ileri düzeydeki bilişim teknolojisi sayesinde bile, satrancın aksine, orta hatta zayıf seviyedeki bir Go oyuncusunu yenebilecek bir bilgisayar yazılımı henüz geliştirilememiştir. Denir ki: “Tarihin derinliklerinden bugüne dek, yeryüzünde iki aynı Go oyunu oynanmamıştır.

Çin’de ‘weiqi’ olarak bilinen Go’nun ortaya çıkışı hakkında üç ayrı söylence vardır. Japonya’da ise sadece biri kabul edilir. Çin İmparatoru Shun (M.Ö. 2255-2206) aklı kıt oğlu Shang Kiun’un zekasını geliştirmek için bu oyunu icat ettiği anlatılır. Bu hikaye doğru ise Go’nun geçmişi 4 bin yıl öncesine dayanır.  

Go, Japonya’ya, M.S. 735 yıllarında Tenpyo Dönemi’nde, Japonya’nın Çin’e gönderdiği elçi Kibi Daijin’in bu oyunla geri dönmesi ile resmi olarak girmiştir.

 Rusya ile Japonya arasındaki savaşta komutanlar Go oyununda kullanılan stratejilerden faydalandılar. İkinci Dünya Savaşı’nın çıkış sebebi olan Pearl Harbor baskınının şaşırtıcı etkisi ve tahribatının arkasındaki soğuk mantığın temelinde basit bir Go manevrası (yalnız olan taşa saldır) olduğu bilinen bir gerçek. Uzak Doğu’nun yüksek tirajlı gazetelerinde Go köşeleri yer alır (Japonya’daki Asahi gibi). Go artık tüm Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da binlerce üyeye sahip federasyonları olan, kimi yüksek miktarlarda para ödüllü uluslararası turnuvaları yapılan, tüm dünyaya yaygınlaşmış bir beyin sporu. Uzak Doğu’da çocukların çok küçük yaşlardan itibaren gönderildiği Go okulları mevcut. Tüm dünyada saygın üniversitelerde Go kulüpleri var. Yapay zeka araştırmaları ve kognitif (davranışsal) psikoloji için ideal bir araştırma sahası olarak fark edilmesiyle birlikte, gelecek bin yılda da insanoğlunun kainattaki serüveninde önemli bir rol oynayacağına kesin gözüyle bakılıyor.  

Böylesine bir “hayat oyunu” için herkes bir şeyler söylemiş:

1945’te Japonya’ya atom bombası atıldığı sırada go oynayan iki kişi sarsıntının etkisiyle dağılan taşları toplayıp oyuna hemen kaldıkları yerden (107. hamleden) devam etmişler! (profesyonel oyuncular, bitirdikleri oyunları tekrar baştan sona hatırlayabilirler)

Satrançta olası değişik oyun sayısı 10 üzeri 120, go da ise bu sayı 10 üzeri 761 dir

Uzakdogu’nun en güzide sembollerinden olan iç içe girmiş siyah ve beyaz yarim-daire şekilciğini (yin-yang) taban alarak yaratılan oyunda; siyah ve beyaz sürekli olarak birbirlerini çevrelemeye çalışırlar. (İnsanın içinde sürekli birbirine galip gelmeye çalışan anima ve animusu çağrıştırıyor!) Oyun Tao’culuğun da bir sembolüdür ayni zamanda.

‘Chess is a game of destruction and go is a game of construction’ derler Yani satranç bir yıkım oyunuysa Go bir yapım oyunudur. Belki de batılıların, bu oyunu algılamakta zorluk çekmesinin asıl nedeni budur. Bizleri, asıl mükemmelliğin sadece katıksız sadelikte olabileceği olasılığı ile  göz göze getiriyor.

 

BKÖ’den alıntı

 

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir