Gerçeklik Bağlantısı

20 Mart 2009


Şizofreni gerçeklik bağlantısının kaybolması ve bireyin hayal dünyasında yaşaması olarak tanımlanmasına rağmen ben şizofrenlerin özel insanlar olduğu inancındayım. Şizofrenlerin genelde çok zeki ve algıları açık, empati yetenekleri çok ileri seviyede olduklarını düşünürüm.

Genelde toplumda tehlikeli oldukları inancı yaygındır. Bana göre, şizofrenler kendi iç dünyalarında yaşadıkları ve toplumla ilişkiyi kestiklerinden diğer insanlardan çok daha az tehlikelidirler:))) Onları saldırgan yapan ise bilinçaltında yaratmış oldukları korkudur.Şizofreninin birçok tipleri vardır. Özellikle paranoid şizofrenler tehlikeli olabilmektedir. Bu da güven eksikliğinden ve kendilerine diğer insanların zarar verebileceklerini düşündüklerinden, nadir de olsa saldırgan olabilirler. Bu sadece kendilerini tehlikeli olduğunu düşündükleri kişilerden savunmaya yönelik bir davranış şeklidir.

Tıp şizofreninin nedenlerini tam olarak çözümleyebilmiş değildir. Ama beyin kimyasındaki bozukluklar, ağır psikolojik travma, genetik faktörler ve ensest ilişki sonucu gelişen travma olarak nedenlerini tanımlamıştır. Konuyla ilgili bir kaynaktan aldığım bilgiler ve tıbben yaklaşım ise şu şekilde olmaktadır.

Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır.
Bu ortamda hastalarda anksiyete artışı, heyecan ve korku sıktır. Bu duygulardan dolayı normal olmayan davranışlar sergilerler.
Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi, çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, dini uğraşılarda artma veya kara sevdaya tutulma gibi belirgin olmayan ve ilk bakışta şizofreniyi düşündürmeyen belirtiler görülebilir ve sıklıkla başka psikiyatrik hastalıklarla karıştırılır. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler.Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda uzun süre durma, bazılarında hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma veya aşırı hareketlilik görülebilir. Yavaş seyir gösteren şizofreninin yanında hızlı seyir gösteren şizofreni de olabilir. Bu hastalarda ise belirtilerin çoğu bir arada aniden ortaya çıkar.Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Şizofrenide görülen belirtiler iki başlık altında toplanır:

pozitif belirtiler ve negatif belirtiler. Her hastada bu belirtilerin tümü bir arada görülmez.

Şizofreninin tipine göre belirti kümeleri de değişir. Örneğin paranoid şizofrenide şüphecilikle ilgili belirtiler baskındır. Paranoid şizofrenlerde sık görülen temalardan bazıları şunlardır: kendisine kötülük yapmak isteyen kişiler veya güçler vardır, bununla ilgili sesler işitmektedir, bu nedenle evde perdeleri kapatıp oturmakta, yemek yerken zehirlenme riski olduğunu düşünerek yemeği kendi önünde hazırlatmakta veya kendi yaptığı yemeği yemektedir. Odasına dinleme cihazları yerleştirilmiştir, bu nedenle odasında temkinli konuşmaktadır, eşi kendisini aldatmaktadır, v.b. Basit şizofrenide ise toplumsal çekilme, içine kapanma, sosyal aktivitelerde azalma, kendine bakımın düşmesi gibi belirtiler dışında fazla bulgu olmayabilir. Pozitif belirtilerde; şüphecilik, işitme varsanılar ve garip davranışlar sıktır.Hastalarda düşünce ve konuşmada kopukluk görülebilir.

Konuşurken konudan konuya atlama, içerik olarak bir anlam ifade etmeyen sözcükleri birbiri ardına sıralama sonucu dinleyenler tarafından bir anlam ifade etmeyen sözcük salatası dediğimiz içeriği boş, anlamsız ve karmaşık konuşma biçimi görülebilir. Bazen de hastalar kendileri kelime uydururlar, bu kelimeler kendilerince bir anlam ifade etmektedir.Aslında anlamsız gibi görülen konuşmaya dikkat edilirse çokta anlamsız olmadığı içeriğinin olduğu görülebilir. Bu konuşma biçimi kişinin çağrışımlarının hızlanması ile ilgilidir. Düşüncede bu hızlanmanın yanında duraklamalar da görülebilir.

Hastalar konuşurken ani duraklamalar, bloklar genelde buna bağlıdır. Düşünceler genelde çocuksu ve büyüseldir. Hastalarda gerçekle bağlantısı olmayan inanışlar görülebilir. Bu hastalarda görülen bazı düşüncelere şu örnekler verilebilir; telefonları dinlemekte, insanlar kendisini takip etmekte, herkes düşüncelerini bilmektedir, kötülük yapmak isteyen kişiler vardır, hatta ev içindeki yakınları bile kötülüğünü istemekte ve kendisine zarar vermek için planlar yapmaktadır,televizyondan mesajlar almakta, herkes kendisine manalı manalı bakmaktadır, iç organları parçalanmış ve yok olmuştur, telepatik güçleri vardır, uzaylılar kendisi ile bağlantı kurmaktadır v.b.

Gerçekle bağlantısı olmayan sesler işitilebilir. Bazen bu sesler bazı komutlar vermekte, alay etmekte veya kötü sözler söylemektedir. Yine gerçekte olmayan hayaller görülür.
Garip şekiller, korkunç yaratıklar olabilir. Hastalar bu ses ve görüntülerin gerçekte olup olmadığını ayırt edemez. Çoğu zaman bunlardan rahatsız olurlar ve korkarlar. Bunları kendi beyinlerinin bir ürünü olarak kabul etmez ve genelde dışarıdan birileri tarafından yapıldığını düşünürler. Bazen bu seslere yanıt verir, konuşmaya başlarlar veya görüntüleri takip ederler.Hastaların bu hareketleri dışarıdan gözlendiğinde kendi kendine konuşuyormuş veya sabit bir noktaya bakıyormuş gibi gelir.

Negatif belirtilerde; toplumsal çekilme, içine kapanma, ilgi ve istek azlığı,kendine bakımda azalma, konuşma ve hareketlerde azalma gibi belirtiler görülür.
Duygulanımda azalma görülür. Hastaların jest ve mimiklerinin azaldığı görülür.Olaylara uygun tepkiler veremezler. Çoğu zaman yüzlerine maske giymiş gibi tepkisiz bir görünüm sergilerler. Bazen de uygunsuz tepkiler verdikleri görülür, ağlanacak yerde güler veya gülünecek yerde ağlayabilirler. Genelde hareketler azalmıştır.

Harekete başlama güçlüğü görülür. İleri evrelerde hareketsiz uzun süre durdukları görülebilir. Bu hareketsizliğin nedeni sıklıkla ileri derecede kararsız kalmakla ilgilidir. Bazen bu uzun süreli hareketsizliğin ardından ani beklenmeyen bir hareketlilik olabilir, hasta yaydan fırlamış ok gibi eyleme geçebilir. Hastalar
toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini genelde kaybederler. Toplumsal çekilme, okul ve işe devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür. Dikkat toplama güçlüğü vardır, hastalar bir konuya odaklanamazlar.

Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Yine alkol ve madde bağımlılığı olan şizofrenlerde saldırganlık görülebilir. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır. Hastaların %10’unda intihar girişimi görülebilmektedir. Hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek genelde güçtür.

Konunun uzmanı olmadığımı belirtmekle birlikte, çevremde çok sevdiğim beş arkadaşım şizofren. Bundan dolayı konuya ilgim artarak araştırdım. Hepsinde de ortak sorun insanlara güvenmemeleri ama değişik davranış şekilleri de gösteriyorlar. Neden olduğunu anlamış değilim ama,ortak özelliklerinden biri de yaşadıklarını bana güvenerek anlatmaları oldu.:)))

Bayan arkadaşlarım, agresif davranışlar sergileyerek çevrelerindeki herkesin onlara kötülük yapabileceğini ve herkesi güvenilir olmayan insanlar olarak algılamaları ön plandaydı. İleriki dönemlerde ise birileri tarafından takip edildiklerini, onların kendilerine tecavüz edebileceklerini zarar verebileceklerini düşünmeleri idi. Bazen aşırı derecede neşeli hayat dolu olabildikleri gibi bazende aniden dibe vurarak hayattan ve insanlardan uzaklaşarak içe kapanıp ihtiharı düşündükleri oldu. Geceleri sabaha kadar evin içinde dolanıp korktuklarını ifade ediyorlardı. Erkek arkadaşlarımdan biri kendinin özel bir insan olduğunu ve kızının çok zeki olduğundan ingilteredeki ajanlar tarafından araştırılmak için takip edildiklerini, onu korumak zorunda olduğunu söylüyordu. Zaman zaman sesizleşerek içe kapandığı oluyordu. Diğer erkek arkadaşım ise karısının kendini aldattığını ve öldürmek istediğini ve bunu onun konuştuğu bir varlığın söylediğini ifade ediyordu. Başka bir erkek arkadaşımda bir varlıkla yaşadığını onun onu yönlendirdiğini ve ertesi gün ne olacaksa hayatında hepsini bildiğii söylüyordu. Asla evde kimseye televizyon seyrettirmezdi.

Tüm bu davranış şekilleri zaman zaman hepimizde olabilmektedir. Aşırı şüpheci olabilmekteyiz ya da yaşadığımız sorunların ağırlığı bizleri agresif davranışlar sergilemeye itebilir. Bazen neden bu hayatı yaşıyorum diye hafif depresyonlara girebiliriz . Yalan söyleyebiliriz. Bu gibi durumlarda şizofrenmiyim diye düşünmek yanlış olur ama bu davranış şekilleri hayatımızda sınırı geçeçek kadar ileri derecede mevcutsa ve takip edildiğimizi düşünüyor ve kaçıyorsak, arkamızda hep birileri bizi öldürmek için bekliyor diye algılıyorsak , ciddi bir problemle karşı karşıyayız demektir. Kesinlikle uzman yardımı almakta yarar vardır.

Fakat ilginç bir noktada şu, bazı mistik güçleri fazla olan kişilerde değişik vizyonlar görebiliyorlar. Bunlar rasyonel akılla çeliştiğinden anlam verilemiyor. Bu nedenle bu kişilerin şizofren olabileceği düşünülebiliyor. Şizofreni ile bunların karıştırlmaması için kişinin kendini ve yaşadığı her ne ise onu iyi analiz etmesi gerekiyor. Yaşanılan durum gerçekmi yoksa sadece beynin kimyasının bozulmasından kaynaklanan psikolojik bir rahatsızlık mı? İşte burada uzmanlar yanılabilirler diye düşünüyorum çünkü toplumsal aklımız ruhsal aklı kabullenmekte zorlanıyor…

Medisis

http://sonsuz.us/?q=node/1743

4 Yorum

  • derya 19 Nisan 2009, 19:21

    Yukarıdaki yazıyı yazdıktan bir kaç gün sonra nette burada linkini verdiğim yazıyla karşılaştım ve çok mutlu oldum.

    http://209.85.129.132/search?q=cache:5mnBnnC99tsJ:www.aktuelpsikoloji.com/haber.php%3Fhaber_id%3D4210+stanislav+grof&cd=74&hl=tr&ct=clnk&lr=lang_tr

    Konuyu böylesine kapsamlı ve sağlıklı ele almasınıda takdir ettim.Sibelciğim tamamını okuduğunda seninde mutluluğumu paylaşacağını ve senin yeni dünya görüşüne bu yazınında çok uyacağını düşünüyorum.Sevgiyle…

  • derya 16 Nisan 2009, 16:04

    Castaneda kitaplarının tamamını okuyan ve spiritüel şeylere ilgi duyan, aynı zamanda da yakınında bir şizofreni olan bir kişi olarak buraya yorum yazmak istedim.Şizofrenide gelişen durumlar vecd hallerinde ortaya çıkan durumun nasıl ayırt edilmesi gerektiği ciddi bir soru.Aslında bilgiyle ve dikkatli bakarsak görülür ama bu maalesef her zaman kolay değildir.Bazen herhangi biri sıradışı bir deneyim yaşayabilir ve bu konularda bilgi sahibi olmadığı için vurdumduymaz bir doktorla görüşebilir.Doktorda ivedi beceriksizliğinde ona bu tanıyı koyabilir.Madalyonun diğer yüzüne geçecek olursak iki durum arasındaki fark şu.Bir vecd hali yaşayan kişi için bu durum bir düş görme hali gibidir.O deneyimi yaşar fakat bilinci yerindedir.Kafası karışabilir ama paranoya yapmaz.Başka bir zamana yada mekana gittiğini düşünmesi, yada başka bir canlıyla temasta olması hali onun bir anda bütün kişiliğini alt üst etmez.Burada daha sonra değineceğim bir ayrıntı daha var.Şizofrenide olan şey ise başlangıçta düşünce bozukluğu olarak başlar.Medsis semptomları çeşitli şekilde sıralamış olsa da eğer çok güçlü ve ani bir travma şeklinde ortaya çıkmıyorsa şizofrenide başlangıç olarak çevreden sesler duyma yada görseller görme gibi durumlar gelişmez.Bu hale gelene kadar hasta çok evreden geçer fakat hem toplumun genelinin hemde ailenin bilinçsizliğinden ötürü müdahale edilmesi gereken bir durum olduğu anlaşılmaz.Ne vakit kişiden geriye bir şey kalmaz, o zaman yardım aranır:(Başlangıçta şizofrenlerde aktif yada pasif bir anormalleşme süreci başlar.Bozulmaya başlayan kimya nöronlar arası iletişimi bozmaya başlamıştır.Pasif bir süreç yaşanıyorsa kişi yavaş yavaş içine kapanmaya, yoğun bir rahatsızlık ve endişe duymaya, sürekli başkalarının onun hakkındaki negatif düşünceleri hakkında paranoyalar yapmaya başlar.Belki tam olarak bu noktada tedavi başlansa psikoz hiç ortaya çıkmayabilir ama…Bu durumun doğası bir defa ortaya çıktığı zaman artık kendini besleyecek malzemeyi önüne koymuştur.Kişi gittikçe garipleşmeye başlar ve duygu-düşünce dünyası yıkılmaya…Bir noktada artık gerçekle bağ kopar (vecd hallerinde olduğu gibi değil) Bozulan beyin kimyası onu öyle bir cehennemde bırakır ki…Bu noktada durum beyinde rahatlıkla gözlenebilir ama maalesef özel laboratuar çalışmaları dışında hastanelerde kullanılmayan bir yöntem pahalılığından dolayı.Pozitif yönlü bir hastalık seyrinde de gerçekle olan bağlantı farklı yönde kopar.Bunları çok uzun açabiliriz ama sanırım bu kadarı konuyu aydınlatmak için yeterli. Bazende amatör bir doktor bu durumu (bipolar 1) manik depresif hastalığıyla karıştırabilir çünkü akut dönemlerde semptomlar fazlasıyla örtüşür.Ağır depresyon dönemlerinde de bazen psikoza gidebilir ve ağır mani hallerinde de sanrılara…Deneyimli biri iki durumu birbirinden ayırmak için hasta yakınından hastalığın seyriyle ilgili bilgi almalıdır.Eğer kişinin hastalığı aşırı depresif ve psikotik durumlardan aşırı dışa dönük ve saldırgan durumlara dönüyor ve devir gösteriyorsa manik depresyondur.Doktor ve hasta için daha önemli olan şeyse iç içe yaşanan hastalıklarda semptomları iyi anlayıp uygun ilaç kombinasyonunu iyi sağlamaktır.Yanlış tanı yüzünden 5 yıl şizofreni tedavisi gören ve daha sonra manik depresyon olduğu anlaşılan ve tedavisi değişen bir arkadaşım şu an oldukça iyi.Özetle bu iki durumu birbirinden ayıran şey şu: Eğer bir kişi şaşkın ve hayran yada endişeli bir şekilde sıradışı bir deneyim yaşadığından bahsediyorsa fakat akıl ve muhakeme yeteneği yerindeyse (bunu hayatında bir defa akut dönemini yaşayan şizofreni yada bipolar1 hastası gören herkes bir bakışta anlar) o kişi böyle bir deneyim yaşamıştır.Zaten orda da kalır.Aksi takdirde meditasyon, yoga, vs türevlerini yapan ve bir yükselme yaşayan herkesin şizofren olması gerekirdi.Pekala görüyoruz ki ortalamanın çok üstünde olacak kadar aklı başında kişiler.Burada sadece şöyle bir durum olabilir eğer bu deneyimi yaşayan kişi bunun hakkında fikir sahibi değilse biraz anksiyete duyabilir ama bu kişinin algısını dağıtmaz, istese de bu olamaz çünkü bunun doğası böyle değil.Belki yapı ve karakter olarak zayıf ve takıntılı biriyse kafa karışıklığı başka psikolojik sorunlara sebep olabilir.Şizofreni kişinin aklı başındayken sıradışı bir deneyim yaşayıp bunu paylaşma yada paylaşmama durumu değildir.Bir yerden başlayıp kişiyi tamamen çürüten, her konuda algı ve düşünme sistemini dağıtan bir hastalıktır.Bu iki konunun birbirine karışmasının tek nedeni sözde bu deneyimlerin bazı durumlarda anlık olarak ortaya çıkabildiği yanılgısıdır.Oysa birbirinden tamamen farklı durumlardır.Bu hastalığın en trajik yanıda şu ki: eğer kişi herhangi bir nedenden ötürü tedaviye geç kalırsa yada ilaç tedavisine başla bırak şeklinde düzensiz kullanırsa beyinde bir noktadan sonra yapısal hasar ortaya çıkar; ki o zaman tedaviden beklenecek verimde minimuma düşer.Bu yazıyı buraya yazmamın nedeni şu: Eğer yakınınızda duygu-düşünce-konuşma ve eylemlerinde ciddi bir bozukluk yaşayan insanlar varsa bunu spiritüel konularla karıştırıp uzman yardımından o kişiyi geri tutmanız o kişiyi yavaş yavaş öldürmeniz demektir.Tam tersine eğer birisi size heyecanla bir deneyiminden ve onun şaşılasılığından bahsediyorsa ama aklı başındaysa bir aydınlanma yaşamıştır.Efra rumuzlu arkadaşın yazısı maalesef iyi niyetine rağmen bu işin doğasından uzak.Şizofrenler bir gerçeği bilip onu ısrarla savuan kişiler değillerdir.Etrafında böyle birisi yoksa sadece bir gün bir psikiyatri kliniğine gidip oturma bölümünde 1 saat beklerse bunu anlayabilir.Sevgiyle efendim.

  • efra 01 Nisan 2009, 23:25

    Şizofrenik yaşantı süren kişilerin bir kısmı,sizin de söylediğiniz gibi özel denebilecek tarzda insanlardır..Onların(Bilim adamlarının daha çok mistik hezeyan tanısı koyduğu kişiliklerden bahsediyorum)bu tür bir yaşantıyı bir bakıma kendilerinin seçmiş olabileceklerini düşünmekteyim.Bu yolda yürümeye başlamaları da genellikle bir ‘giz’in peşine düşmeleriyle başlar;kendilerini felâha erdirecek bir Giz!Ama sizler de bilirsiniz ki,açıklanan bir giz artık giz olmaktan çıkar ve bizleri düş kırıklığına uğratmaktan başka bir işlev görmez yaşantımızda..yukarıda bahsi geçen ve toplum tarafından bu tarz bir tanı konmuş kişi,o giz’i ne pahasına olursa olsun insanlardan saklar;şayet saklamazsa çözülür ve bizler ona,’iyileşti artık’ deriz;şifaya kavuştu..ama o bunu yapmaz!
    Lakin her önüne gelen şey büyük bir giz değildir..adamın teki çıkar ve der ki:Ben Tanrıyım;benimle yürüyün.Sizce bundan daha büyük ve bundan daha insanı altüst eden bir giz olabilir mi?Ama sözünü ettiğim bu türde kişilerin gizi,sadece bir düş kırıklığı doğurur kendisinde..çünkü bunu insanlarla paylaşır paylaşmaz dışarıdan bakan bizlere minicik gözüktüğünün farkına varır ve tekrar münzevi hanesine-içine-kapanır.Bu paragrafta anlattığım kişi ile yukarıda bahsi geçen(Mistik Hezeyan geçiriyor diye damgalanan)kişi arasında çok küçük bir fark vardır;ama önemli bir fark.
    Ama yine de bir şeyler eksik gibi..bir boşluk,zincirin halkasından koparılıp alınmış ve düşlerimize sızması birsi-bir şey- tarafından engellenmekte olan bir Hiç’lik!.
    Selamlar..

  • Sibel 20 Mart 2009, 17:13

    Benim de hem ailemde hem de arkadaşlarım arasında şizofren ve paranoid şizofren oldu, onlarla yaşamak gerçekten çok güç. En zoru da paranoidin hasta olduğunu kabul etmesi, hatta bu imkansız diyebilirim. Zaten bu bir hastalik mı onu bilmiyoruz fakat en azından normlardan ciddi biçimde uzaklaşma olduğunu söyleyebiliriz.
    Yazınızda belirttiğiniz gibi yavaş seyreden durumlarda, başlangıçta eminim kişi de zaten gençtir ve belki alternatif hayat bakışlarını dinleyebilecek haldedir. Acaba bu durumdaki kişilere örneğin Castaneda öğretisi sunulsa bunu nasıl karşılarlar diye meraktayım. Çünkü gördükleri ve işittikleri o şeyleri başkalarının onaylamama durumu onları daha güvensiz hala getiriyor ve belki hastalığın tırmanması da bu yüzden oluyordur diye düşünüyorum. Oysa “birleşim noktası nın kayması” denilen kavramı bilseler (ki benim tanıdığım vakalar gayet zekiler)belki kendi durumları ile özdeşlik kurabilir, farklı sonuçlara giderler mi?
    Birleşm Noktası için bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=900

    İlave olarak;
    Jung, gerek çocukken gerekse yaşamının belli dönemlerinde farklı gerçeklikler olgusunu bilfiil yaşamış ve bunları kaydetmiş bir kişi olarak, sanırım şu an elimizde olan en güvenilir kaynakları da sağlamıştı.
    Kitabından özetlediğim: “Dünya başımıza gelen bir olgudur” pasajını okumak isterseniz: http://sibelatasoy.com/?p=1218

    Bana oldukça ilginç ve tatminkar gelmişti. Aslında benim Yeni Dünya ile ilgili dileklerim arasında şu da var: Psikoloji dalında eğitim alacakların özel bir sınavdan geçirilmesi, buna uygun parametrelerinin olup olmadığının belirlenmesi, hem gelecekteki hastaları hem de kendileri için iyi olur düşüncesindeyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir