Farkındalık ve cinsellik

06 Aralık 2008

Farkındalık döllenme anından itibaren gelişir. Sana her zaman cinsel erkenin çok önemli olduğunu dikkatle denetlenip kullanılması gerektiğini söylemişimdir. Sen bunu ahlaki açıdan anladın, bense erkeyi biriktirip başka tarafa yönlendirmeyi anlatmak istemiştim.

Kartal ın emri cinsel erkenin hayat yaratmak için kullanılmasıdır. Cinsel erke yoluyla Kartal farkındalık bağışlar. Yani hisseden varlıklar cinsi ilişkiye girdiğinde, kozanın içindeki yayılımlar farkındalığı yeni yarattıkları varlığa bağışlamak için ellerinden geleni yapar.

Seks eylemi sırasında, çiftlerin kozaları içine kapatılan yayılımların esaslı bir tahrik geçirdiğini ve eylemin zirvesinde her iki eşten gelen birer parça farkındalık parıltısıyla kozalardan ayrılan yayılımların birbiri içinde eriyip birleştiğini söyler.

Seks ilişkisi her zaman farkındalığın bağışlanmasıdır, her ne kadar bu bağış sağlamlaştırılamasa da. İnsanların kozaları içindeki yayılımlar eğlencelik ilişki diye bir şey bilmezler.

İnsanın yanılgısı varoluşun sırrına tamamıyla kayıtsız kalması ile hayatı ve farkındalığı bağışlamak gibi asil bir eylemi, kendi isteği doğrultusunda oyalanabileceği fiziksel bir dürtü sanmasında. Savaşçılar gerçekten sahip olduğumuz tek erkenin yaşam bağışlayan seks erkesi olduğunu bilirler. Eğer savaşçılar görmek için yeterince erke istiyorlarsa, cinsel erkeleri konusunda tutumlu olmaları gerekir. Castaneda, insanın doğal duyarlılığıyla ne yapılabilir diye sorar. Don Juan’ hiçbir şey’ der. İnsanın duyarlılığının yanlış bir tarafı yok .Yanlış olan, insanın sihirli tabiatı hakkındaki cahilliği ve kayıtsızlığı. Pervasızca yaşam bağışlayan seks gücünü harcaması ve çocuk sahibi olmaması hatadır ama çocuk sahibi olarak farkındalığın parıltısınıtüketeceğini bilmemesi de hatadır. Çocuk sahibi olduklarında ebeveynlerin farkındalık parıltısının sönüp, çocuğunkinin arttığı görülür. Çocuklar farkındalıklarını geliştirdikçe, ebeveynlerin parlak kozasında, parıltının alındığı yerin tam ortasında kocaman bir leke oluşur. 

Carlos Castaneda’dan derleme

Ben de dün gece aklıma gelen bir benzerliği dile getirmek istiyorum;

Cinsellik;
Birinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, hayatta kalma dürtüsü ile
İkinci çakra üstünden işlem gördüğünde, çoğalma ve zevk alma dürtüsü ile
üçüncü çakra üzerinden işlem gördüğünde, sosyallik ve güç elde etme dürtüsü ile
dördüncü çakra üzerinden işlem gördüğünde, sevginin paylaşımı dürtüsü ile
beşinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, kendini ifade ve bilgelik dürtüsü ile
altıncı çakra üzerinden işlem gördüğünde, bilgelikle donanmış sevgi, sonsuz bir şevkat dürtüsü ile
yedinci çakra üzerinden işlem gördüğünde, her şeyle bir olmanın doğallığı ile
 
enerji aktarımı sağlıyor. Tarafların farklı çakralar üzerinden işlem gören cinselliği, enerji hatlarının karışmasına, çakralarda tıkanmalara neden olmaktadır deniyor (RA bilgilerinde böyle bir bahis vardı). Cinsel partnerinizle farklı çakralardan birleşmenin göstergesi ise; doyumsuzluk, cinsel açlığın had safhada artması ve tabi bunlara bağlı gelişebilen psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar şeklinde sayılabilir.
Şu başlığa da bi göz atmakta yarar var:
http://sibelatasoy.com/?p=439

13 Yorum

  • metin 09 Kasım 2009, 23:12

    nurgülü ve onun her söylediğine hakveren sibeli ibretle okudum.

    acaba anlayamadım mı diye bir kere daha okuyup başka yazışmalara da gözatmak ve hem kendim için hem bütün bu söylenenler için yeni bir değerlendirme yapmak istiyorum.

    yanlış anlamış olmayı umudetmekten başka bir çabam yok şu anda.

  • nurten 02 Mart 2009, 10:44

    Her neye dokunursak dokunalım :enerji dir.(katı enerji-sıvı enerji-gaz enerji:ki bunlar enerjinin 3 boyutsallığı sadece )
    Beden de enerjinin katı hali(madde):5 duyumuzla algıladığımız(bilimsel ölçülerde).
    Dolayısıyla Beden Ruh Umuzun katılaşmış (somutlaşmış)bir uzantısıdır.
    ‘HER NEYE DOKUNURSAK DOKUNALIM (soyut veya somut)BÜTÜNÜN PARÇASIDIR.’
    VE HER DOKUNUŞ BİR ALIŞ-VERİŞ tir:DEĞİŞİM-DÖNÜŞÜM:YARATIMDIR:YENİLENMEDİR.
    VAR OLAN VEYA OLMAYAN HER ŞEY KUTSALDIR 🙂
    sevgiyle,nurten

  • Sibel 01 Mart 2009, 20:53

    Söylediklerinizin hemen tümüne katılıyorum, dilinize sağlık diyeyim, belki yorgunluğunuza değer 🙂

  • Nurgül 01 Mart 2009, 19:34

    Sibel hanım cevabınızı yeni gördüm,enerji nedir,enerji bir kelimedir o nedenle sözlükler diyor ne olduklarını,peki gerçekten nedir enerji kelimesinin taşıdığı anlam?

    Kelimeyi duyduğunuzda otomatik olarak aklımıza bir soyutluk,anlaşılamazlık,içsellikle ilgili bir durum bir tür bilinmezlik ve görünmeyenlik geliyor olmalı.Tanrı kelimesini duyunca da aynı şeyler oluyor,böyle bizde herşeyi bir öteye bilinmeze bağlama hastalığı var,ilginci bilmediklerimizden de korkuyoruz,korktuğumuz şeye olayları bağlamak da tuhaf bi seçim bence bana eksikliği çağrıştırıyor bilmiyorum size neyi çağrıştırır.

    Daha basiti elektrik nedir,onu da görüyoruz o da sözlükteki tanımınca bir enerji türü ya da ısı da enerji,neden enerji kelimesi yerine spesifik olarak elektriğe bağlıyorum herşeyi ya da ısıya diyomiyorsunuz?Bence o şeyler bilinir hale gelmiş ondan, bi şeyi bilinmez olana bağlarsanız,bilinmeyene olan korku ve üstünlük atfeme durumu nedeniyle bu yaptığınız inkar edilemez olur.

    Örneğin ben herşeyi tumototomoya bağlıyorum.Tumototomoyu gören birisi şöyle düşünecek büyük genellik ve olasılıkla; mistik öğretilerdeki tanrılardan biri herhalde ismi çağrışıtırıyor,aman o zaman basit bi şeydir,kendini doğu mistisizmine kaptırmış biri daha diyecek,ben herşeyi galaktik madde ötesi varlıklarla ilgili bi isme bağlasam,uçmuş bu bizi uzaylıların yarattığına inanıyor diyecek,ben herşeyi Allah ismine bağlasam artık bildiği bi şey olucam bağlayan çok fazla var ya,ilgisine bile çekmicek belkide.Ben herşeyi enerjiye bağlayınca,hem modern,hem bilimsel,hem rasyonel,hem akla hem bilinmezliğe hitap eden biraz daha bütünce bi iş yaptığım için onaylanma olasılığı da artmış olacak.

    Ama görüldüğü üzere tek yaptığım her seferinde bir bilinmeze(korku ve merak,yönelim ve yücetlmeye sebep olan) bağlamaktayım.

    Bunu yapmak yerine keşke herşeyi bildiğim tek bi şeye bağlasaydım kesin olarak bildiğim tek şey,doğduğumdan ve varlığımı bilincimde anımsadığımdan beri terk etmeyen bi şey yani kendim yani ben,o zaman hem rasyonel,hem gerçekçi,hem pragmatist,hem bilinmezi kullanarak manipüle etmeyen,hem amacında kararlı ve öteye dayanarak değil doğrudan elindeki en kesin şeyle hareket eden olurdum bu da kimsenin ilgisini çekmezdi çünkü kimse kendisine bakmıyor hep kendisinden uzakta bi şey olmalı herşeyin sorumlusu diye düşünmeye meyilli.O yüzden bende en güzeli herşeyi enerjiye bağlıyım,döngü bozulmasın:)Saygılarımla yoruldum yazmaktan

  • Nurgül 01 Mart 2009, 19:19

    Şöyle düşünelim yemek yemekten psikolojik olarak çok fazla soğusaydık tüm insanlığın ilgisiyemek yemeye,cinselliğe,isteklerini gerçekleştirmeye arzusu sönükleşseydi ne olurdu?

    Üretim azalırdı dolayısıyla istihdam da azalırdı bunu tüm insanlığın yaptığını varsayıyorum,dünya da büyük ihtimalle savaş olmazdı,nüfus da çoğalmazdı,insanlar artık siyasi olayları,medyadaki güncel gelişmeleri kısacası dış dünyayı ve dış dünyanın gerektirdiği gelişim çabasını terkederdi.

    Ne kadar saçma dimi bunun olması nerdeyse imkansız diye düşünüyoruz,oysa bunun böyle akıp gitmesi o sistem-oyun içindeki bir tek kişinin işine geliyor hep,siz yemek peşinde koşuyorsunuz,sizin bu koşuşturmacanız,Sabancı ‘tek’ ini besliyor,siz dışardaki kalabalığın yaptıklarından geri kalamazsınız medyayı ve güncel dünyayı takip etmenin,bilgi deposu olmanın peşinden koşuyosunuz kimi besliyor bu Aydın Doğan ı,bakın sadece insan olduğunuzu kabul etmeniz ve bunu redettememeniz insanlıktan a veya b şekilde çıkabilen,ekonomik gücüyle,’insan üstü ‘çabası ve azmiyle, ya da insanlık dışı dalavereciliğiyle şekil farketmiyor insanlığı terk et yeter,onu o sistem içinde tek kılıyor ve herşeyi kendisine hizmet ettiriyor.

    En büyük sistem içinde de en küçük sistem içind de de siz bu şeyleri oldukları gibi kabul ettiğinizde yani dokunmak güzeldir,yemek normaldir hiç bi şey arasında fark yok bi şey tarafından sömürülüyor kullanılıyor ve ölüm aracılığıyla tüketilerek kendinizi o tek şeye aktarıyor olmaktasınız demektir.

    Yapılması gereken basit kimsenin doğanın,oluşun,varlığın,tanrının her ne ad veriyorsak hatasını kabul etmemek ve gerçekten vazgeçmemek,ben hiç hatırlamıyorum insan olarak doğmak istediğimi başka bi şeyin hatası ve seçimi beni bağlamaz ben benim diyerek en baştaki hatayı reddedip kendizini aramaya koyulmak.

  • Nurgül 01 Mart 2009, 19:03

    Eğer bir başkasına dokunmak istemekler başkasına dokunmak istemek arasında bir fark yoksa cinsel birliktelik için neden bir çok prosedüre katlanmamız gerekiyor?

    Yemek yemek için ücret ederden dışkısından kurtulmak için ücret neden ödenmiyor?

    Birbiri arasında fark olmayan hiç bir şey yoktur,herşey birbirinden farklıdır,insanın birleştirme ve bütünlükten yoksunluk durumu,bu birbirinden tamamen farklı şeyleri aynı görerek bir tür kurgusal ve illüzyonatif bütünlük yaratma ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir mi?

    Eğer öyleyse bu bir aldanış oluyor yani tam olarak dediğiniz gibi şeyleri bir görerek farklı bir algı yaratmak ve anlamlandırmak isteğinizden kısacası insani yetersizliğinden.Akıl ve anlayıştaki düşüklüğümüzden.

    Şunu iyice anlamalılıyz bence dünya ve yaşam eksiktir biz onu kendi içimizdeki bütünlükten ötürü ürettiğimiz ‘farklılıkları bir görme ve anlamlandırma’ nedeniyle yarabantları yapıştırarak gerçekte eksik olmasına rağmen iyi gibi görmeye çalışırız,bu bizi evimizde hissettiriyor.

    Benim yöntemim daha basit bütünlüğü doğrudan içimde bulmak,dışımdaki dünyaya uygulayarak değil.Yani insan olmadığımı kabullenerek ve bu hata için yanlış bir dünya algısına yer vermeyerek.

  • sonsuz 01 Mart 2009, 13:05

    Enerji nedir?
    http://www.sonsuz.us/?q=node/448

    Nurgül hanım, başka bir insana dokunmak, dışkı, üzerimize giydiğimiz kıyafetler vs siz de kötü birer obje (veya durum) olması iyi-kötü ayrımı yaptığınız için mi?

    Doğada bir insanın kendine dokunmak istemesi ile başkasını dokunmak istemesi arasında fark yoktur.

    Doğada yemek ile dışkı arasında da fark yoktur.

    Bu farkları ve anlamlandırmayı yapan insanlardır.

  • Sibel 01 Mart 2009, 00:19

    Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç, erke
    (Lât. energia) Canlı organizmada katabolizma sırasında meydana gelen iş görme kapasitesi.

    Sözlükler böyle diyor. Sizce nedir?

  • Nurgül 28 Şubat 2009, 22:52

    Enerji nedir?

  • Sibel 28 Şubat 2009, 20:20

    Merhaba Nurgül Hanım, en üst seviyeden bakıldığında insanların sadece cinsellik konusunda değil, her an her yaptıkları ile saçmalamakta olduklarını biliyoruz. Siz bütün insanların aptal olmalarına bağlıyorsunuz bu durumu, ben enerji yetersizliğine bağlıyorum. Enerji insan olduğunu red edebilecek düzeye gelene kadar çeşitli yollarla taksitlendirme yapmak durumunda kalıyoruz.
    Ne mutlu size ki, insan olmadığınızı biliyor ve eminim zaten bunu da yaşamınızla destekliyorsunuz.
    Darısı bizlerin başına 🙂

  • Nurgül 28 Şubat 2009, 17:06

    Cinsellik ister castenada ister don juan ister gurdijeff isterse tanrı isterse görünen gerçeklik söylesin farklındalık aktarması,ihtiyaç giderimi,türün devamı(o niye gerekiyosa o da ayrı mevzu) vb sayılabilecek tüm nedenler için olsun,sadece ve sadece bir hatanın ürünüdür.

    Tek bir insanın zaviyesinden düşünün her bir insan için ayrı,gerçekten ama gerçekten bir insan neden başka bir insana dokunmak istesin?

    Yine tek bir insanın zaviyesinden düşünün bir insan dışkıya dönüşecek olan yemeği gerçekte neden yemek istesin?

    Tek bir insan zaviyesinden diyorum bir insan ölecek olan bir bedeni neden giyinmek istesin?

    Aptal olduğu için hepsi bu,daha akıllı çok daha akıllı olduğumuzda cinsellik yemek çakralar vs kalmıcak kimse insanı tanımlamaya ve anlamayada çalışmakla meşgul olmıcak bunun bir an önce başlaması için sadece hata yaptığınızı farketmeniz gerekiyor siz insan değilsiniz olmadığınız bir şeyi tanımlamak için kitaplar yazmak anlamlar yapıştırmak uyku içinde uykular yaratmaktan öte olmıcaktır.

  • Sibel 10 Aralık 2008, 12:59

    Bu güzel izah için teşekkürler Burhan, ben de buna çok yakın gözlemlerimi “Bir Kadını Öldürmek” kitabında seslendirmeye çalışmıştım fakat o kitabı yazalı beş sene oluyor ve tabi artık ben o kişi değilim, belki senin de katkılarınla şimdiki bene ait izlenimleri aktarmaya başlayacağım.

    Bu arada yukardaki konuyla ilgili sevgili Canu arkadaımızdan gelen bazı sorular olmuştu, onları bir nebze cevaplamaya çalıştım:

    1.Çocuklar farkındalıklarını ebeynlerinden aldıkları için mi leke oluşmaktadır? Bu leke aurada tespit edilen bir leke midir? Farkındalık, bir varlıktan diğerine transfer edildiğinde veren tarafta oluştuğuna göre:

    2-Ebeveynler dikkatlerini çocuklar üzerine yönlendirdikleri ve kendileriyle ilgilenemedikleri için mi farkındalıkları sönmektedir?

    3-Çocuğun farkındalık geliştirmesi (yukardaki ifadeye göre) doğuştan olmadığına göre ebeveynlerine mi bağlıdır? Farkındalık bireysel olarak zamanla ve deneyimlenerek elde edilemez mi?

    1. ve 3.cü sorular için şöyle söyleyebilirim; Toltec bilgeliğinde görücüler insan kozalarında çocukla ilişkili bu değişiklikleri görüp not etmişler, bana da ikinci sorunuzla ilişkili olarak ve dünyadaki neticelerini incelediğimde gayet makul görünüyor.
    Çocuk dünyaya geldiği anda neredeyse tamamen nagual’dir yani tanımlanamaz bütünlükle BİRdir, Kendi ve başkaları gibi bir ayrım yapamaz/duyumsamaz. İnsan yavruları tek başına büyüyemeyen bir tür biliyorsunuz, onlara kim bakıp kendine yeterli duruma getiriyorsa (insan ya da hayvan), onların farkındalık bilgi/duyularını ediniyorlar ve bu anladığım kadarı ile neredeyse dört yaşında sona ermiş oluyor.
    Farkındalık yine Toltec’lere göre koza içinde parlak bir bant olarak görülebilmekte imiş, tabi varlığın zamanla ve belki çabaları ile bu bandı genişletmesi hatta kozanın tümünü bu parlıklığın sarması (içten gelen ateş) mümkün ve hatta insan tarihinde erişilebilecek en büyük saadet ya da emel diyebiliriz.
    2. Sorunuza gelince, evet ebeveynler, çocukları olduktan sonra kendileri adına bir ruhsal/bilinçsel büyümeyi akıllarına getirmez oluyorlar, tüm güçlerini çocuklarına yönlendiriyorlar ve bunun adına (maalesef) sorumluluk diyerek yaptıklarını yüceltiyorlar. Oysa benim bulunduğum yerden bu hareket tam bir tembellik ve aymazlık gibi görünüyor. Çünkü; her nesil aynı şeyi uyguladığı için insanlık sayısal anlamda büyüdüğü halde farkındalık açısından ancak sıfıra yakın bir büyüme gösterebiliyor.

    İnsanlar kendi çocuklarını kendi devamları, varoluş içindeki yokedilemez uzantıları olarak içsel bir bilişle donanmış durumdalar, haksız da sayılmazlar ve fakat burada “kendi” kelimesi, öylesine ayrımcı biçimde uygulanıyor ki, zaman zaman insanın içi acıyor.

    Çakralarla ilgili olarak evet cinselliğin yansıması, insanın aktive etmiş olduğu çakranın bulunduğu anlam ile yakından ilintili. İşin bu kısmını aura görücüler rahatlıkla izah edebilir ve hatta gerekirse tedavi yapabilirler. Yukarda adresini verdiğim; “cinsel enerji aktarımı” başlıklı yazımda anlayabildiğim kadarını aktarmaya çalışmıştım; fakat siz de takdir edersiniz ki söylediklerim epeyce eksik olacaktır; çünkü çeşitli kaynaklardan edindiğim bilgileri gözlemlerimle yoğurduğum, deneyimlerimle netleştirebildiğim oranda ortaya çıkarabildiklerimdir. İnsanın -Toltec deyimiyle- bir büyücü/görücü olmadan önce bu tür durumları net olarak bilmesi pek imkanlı değil.
    Sebebi ise kör olduğumuz halde görüyor olduğumuzu varsayarak yaşadığımız ve sonuçlar/yargılar ortaya koyduğumuz için diyebilirim.
    Yani hem kekeme hem gevezeyim/yiz diyebilirim.:)

  • burhan ersan 08 Aralık 2008, 23:04

    Cinsellik güdüsünün temeli , hepimizin bildiği gibi türün devam ettirilmesinden kaynaklanır. Burada insanların çoğalması ve yok olmasının önlenmesiyle ile ilgili bir durum söz konusudur. Türün devamı ve bunun en doğal sonucu olarak özgür ilişki , süreç içinde soyun devam ettirilmesi biçiminde bir başka yapay duyguyla karışmıştır. Yani bir canlı türü olarak insan aynı zamanda farklılığının bir kanıtı olarak kendi soyunu öne çıkaran bir seçiciliğe de yönel(til)miştir. Bu nokta eril egemen cinselliğin başlangıcı olmuştur.(Eril deme nedenim erkeğin bu süreçle beraber aslında giderek erkek olma özelliklerinden uzaklaştığı şeklindeki düşüncemden kaynaklanmaktadır.) İlk üstünlük duygusunun oluştuğu yerdir bu. Salt kadınlara yönelik olmayan erkeklerin de birbirleriyle rekabetini de beraberinde getiren bu iki (türün ve soyun devamı ) dürtü artık içinden çıkılmaz bir biçimde birbirine karışmış ve bugüne gelmiştir.
    Bu sürecin en can alıcı noktası kadınların güçsüz bırakılmasına yönelik adımlardan oluşmuştur.
    Bu adımlar çok daha detaylı incelenme gerektirmekle birlikte özünde kadınların dış dünyayla ilişkilerini kesmek olarak tanımlanabilir. Bu dönem hiç de kolay olmamışa benzer ve oldukça kanlı olmuş olma olasılığı yüksektir. Bu aynı zamanda eş cinselliğinde başlangıcıdır. Çünkü ilk cinsel dürtünün yerini farklı bir cinsel anlayış almış ve insanın iki yanı birbirinden uzun bir zaman kavuşamamak üzere ayrılmıştır. Doğal çekim alanlarının başka değerlerce işgali kaçınılmaz olarak doğal olanı aramak eylemini de peşinden getirmiştir. Bu konuda bir şey söyleyip söylemediğini bilmemekle beraber Don Juan’ın söz ettiği kocama lekenin buralarda bir yerde oluştuğu konusunda bir sezibile sahibim. Şöyle ki bütün savaşçılık söyleminde Don Juan insanların bir yerlerde kaynağından saptırılmış olduğundan ve bu biçimin yeniden kurulabilme yönteminden söz eder. Bu sapma noktasından önce kendini bütün insanlıktan ayrı düşünmeyen ve kendini önemsemeden uzak dişi ve erkeğin hiçbir karıştırma olmadan gerçekleşen cinsel eylemi , hiçbir olumsuzluk barındırmazdı. Sadece çekim alanlarından oluşan doğal ve bu nedenle özgür bir cinsellik oluştururdu. Ancak özel olarak kendi soyunun devamı ile ilgili ortaya çıkan yeni konum bunu tamamen engeller bir durum yarattı. Ve böylece cinsellik salt bir güç gösterisine dönüştü ancak bu güç cinsel eylemin istediği ve karşı tarafı baştan çıkarma üzerine kurulu olmaktan uzak olmak zorundaydı ,bu güç gösterisi süreklilik taşımalı ve bir biçimde esir düşen kadınlara her koşulda anımsatılmalıydı. Bu güç nesnelerle desteklenmeli ve gösterilmeliydi. Cinsel eylemin kendini anımsatma birbirini hissedebilme isteğinden öte şiddetle tanışması da böyle başladı. Kadının erkeğe bağımlılığı üzerine kurulu bir nesneler dünyası .Erkeğin güç simgelerini zorunlu kabulleniş. Cinsel eylemin özünden koparılması ve büyük doyumsuzluk. Altın üzerine düşünürsek bunu görebiliriz. Bu durum kendi ideolojik yapısını da donattı. Ve artık bütün toplum esir düşmüştü, kadınların tutsaklığı diğer yarının erkeklerinde tutsaklığı oldu ve insanın düz enerji alanları içinden çıkılmaz bir biçimde düzensizleşti. Yeni şekillenen toplumsal yapı üç sınıf yarattı soylular , özgür yurttaşlar , köleler … Kadınlardaki karşılığı ise ,soylu kadınlar, cariyeler , ve kölelerdi … Ancak erkekler sınırlı
    özgür alanlarında , bu durumdan kurtulmak için her yolu denediler ve bunların dışında fahişelerden (başlangıçta rahibeler) ve oğlanlardan bir seçenek yaratmaya çalıştılar. Ancak doğallığından koparılmış bir içgüdü onarılamazdı ve hala onarılamadan sürüp gidiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir