Evre’ler

20 Ekim 2011

Bi şeylerle karşılaşma sıramız evrelerimizle doğru orantılı. Hayatımızda somut ya da soyut bi şeyi belirginleştirdiğimizde onun uzantısı ve test edicileri için adeta davetiye çıkarmış oluyoruz.

**

Evreler iyi anlaşıldığında gerçekliğe, doğru ve yanlışa, iyilik ve kötülüğe takılmaz olursunuz. Bireysel, toplumsal, gezegensel ve yıldızsal olarak birbirimizden farkımız yok, her şey evrelere tabidir. “Ne oldum deme, ne olacağım de!” atasözü aslında evrelerin hayatımızdaki işlevini gayet güzel ortaya koyar fakat biz bu sözü daha çok (başkalarını da yaptığımız gibi) evreler açısından değil, ceza ve ödül açısından anlamaya yönlendirildik. Evre, bir ceza ya da ödül olarak değil fiziksel bir gereklilik, yaratımın spiral doğası gereği mevcuttur. (tıklayınız)

**

Özgürlüğün bedeli çok yüksektir…

Özgürlüğe ancak umut olmadan rüya görmekle her şeyi hatta rüyayı bile kaybetmeye razı olmakla ulaşılabilir….. (Florinda Donner)

**

Hava böylesine kapalı, yağmurlu hatta dahada yağmurlu olacakmış gibi görünmesine rağmen bu kadar çok insanın avrasya maratonuna katılacağını ummazdım. Her zaman bir otomobil denizi olan yolun şimdi ellerinde kırmızı balonlarıyla ve rengarenk giysileri ile insanlar denizi olduğunu görmek beni yabancılaştırdı! Yani farklı bir kalp atışı farklı bir algılamaya itti. İnşallah seneye çok sağlıklı olmak ve onlara katılmak bu kez seyreden değil eylemlemleyen olurum. Harikasınız, asyanın bilincini avrupaya doğru koşarak birleştirenler. Müthişsiniz.(16.10.2011)

**

Oyuna katılmayanlar için (hatta katılanlar da bunu tam çıkarsayamamış olabilir) BAK’ın sorulara nasıl cevap verdiğini anlatmak istiyorum. Bir çok oyun modere ettiğim için yavaş yavaş bende bazı gözlemler ortaya çıkabilmeye başladı. BAK, sorulan bir konuyu, rollendirilebilmiş etkileşimleri kanalı ile gelişimini resmediyor ve nihayetinde şu andaki son durumu eğilimler halinde gösteriyor. Gelecek henüz netleşmedi. BAK’ın bunu bilmesi mümkün değil, bilseydi özgür iradeden bahsedilmesi olanaksızlaşırdı! Tüm dünya üzerindeki en son eğilimin, önümüzde belirginleşmesi bence müthiş kıymetli bir veridir. Bunu seçim öncesi araştırmalarına benzetebilirsiniz. Olay yaklaştıkça, eğilimler netleşir! Buna rağmen değiştirilemez değildir. Yeterli sayıda yapılan Radikal bir seçim her şeyi alt üst edebilir. Bodrumda yapılan her iki BAK’ın da gelişim ve sonuç tablosu yazılı olarak mevcut, şimdiye kadar hiç bir BAK’ın böylesi bir kaydı yoktu, çünkü tahtaya yazıyorduk ve biz üzerinden geçtikten sonra siliniyordu. Gerçekten ilginç durumlar var. Bu oyunu anlamak için kuantumun basit ilkelerini öğrenmeyi öneriyorum Çünkü bu bizi büyüden bilime geçirir.  (BAK nedir Tıklayınız)

**

Bir ormanin büyümesini bir agacin yikilmasindan daha az duyabiliriz. (Tibet atasözü)

**

Hintli bir şair şöyle der: “Her ne kadar dünyevi bağlar beni esir alsalar da, onlardan kendimi kurtarmam anlık bir meseledir. Bu bağları yönümü değiştirerek koparıveririm”.

**

Sen dinlemeye hazır olduğunda (kendine fayda olacak bişey bulmak umuduyla değil), emin ol herkes anlatmak için sıraya giriyor.
Bu arada, “kendine faydalı olacak bişey bulmak” umuduyla dinlemek kötü bişey değil, insan bu aşamadan geçmek zorunda, kızamık giibi, 7 sinde yetmişinde ama bi zaman bu yoldan geçilir. Hala bitmediyse bitmemiştir. Bunlar evrelerdir. Zorla güzellik olmaz, zamanı geldikçe olur, hem de ne tatlı olur 🙂

**

Bizim kültürde bazı kelimeler sözlük anlamını aşar şekilde kötülenmiş ya da iyilenmiştir. Bunu pek tabi anneler yapıyor. (ana dili). Örneğin oyun kelimesinin, kandırma kelimesinin lanetlenmesi buna bi örnektir. Bu cümleden olmak üzere “fayda” kelimesi de bize bencillik anlamında kötülenmiş olarak girer (0-4 yaş arasında), sonra hayat boyu fayda sağlamak için teşvik görürüz! Oysa bunu sağlamak kötü bişeydir (içimize yer eden saklı anlam), böylece araya kısılırız. ve sonu gelmez acıma ve acındırma serenatları başlar. Oysa birey bilinci sağlanmadan, benlik (yana yana aşkla) oluşmadan, kendimizden muaf nasıl dinleyebiliriz? (dinlemek,sevmektir derim her yerde)

**

Bu durumu anlamak için yaradılışın İKİ öğesi olduğuna aymak lazım (anlamakla olmuyo). Birinci öğesi; herşey olmaya muktedir olan, aklımıza dahi gelmeyecek sonsuz potansiyeli içinde taşıyan (buna hamur demiş idim) ancak içinde niyetli/amaçlı eğilim taşımayandır. İkinci öğesi ise; OLduran dır, yani bilinçli gözlemci. O niyet ve amacı doğrultusunda birinci ilkeden parçalar koparır. Böylece oyun/hayat/rüya dediğimiz gerçeklik oluşur. İnsan, ikinci ilkenin sorumluluk ve onurunu kabul etmedikçe, üçüncü seviyeden mezun olamaz yani önce Bilinçli insan olma ön  koşulunu yerine getirmelidir. Ancak bundan sonradır ki (güneşi yuttuktan sonra), sonraki rüyaları/gerçeklikleri, kendini yüceltmek mi yoksa birlikteliği yüceltmek için mi inşa edeceği seçimi gelir. Bu seçim kendiliğindendir, bunu düşünüp dert etmeyin. Üstelik aralarında hiçbi fark da yoktur.

**

Acı ve sevinç OYUN ölçer malzemesidir.
Çok sayıda insan yutarak büyümüş bilgiler ACI sayesinde eritilir.
Eriyen bilgi SEVİNCE dönüşür.
Acı çeken insan BİLGİ eritmektedir. Sevinç ise kısa sürer; çünkü BİLGİ tam eritilmez özüne dönmez, bilgi leşi olarak dışa atılmaz. Bu sebeple eriyip tortulaşan BİLGİ yeni bilgiler oluşturup yeni insanlar yutmaya başlar.
Bu aşamadan her geçiş İnsanın kapsama oranını etkiler.
Bilgi edinmek değil bilgi eritmek kapsama oranına etki eder.
Az şey bilen farkındalığa giden yolda şanslıdır; ancak AVCIlara yem olma konusunda şanssızdır.
Sonuçta hepsi aynı yere çıkar. (Oyun Kuramı)Tıklayınız

**

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir