Evlilik kurumu eskidi mi?

18 Temmuz 2009

Son 10 yıl içerisinde yapılan araştırmalar, evliliklerinin % 50 sinin ilk 5 yıl içerisinde bittiğini, ilk 1 senede biten evliliklerin ise giderek arttığını gösteriyor. (Milliyet)

Sorularımız var:

1. Hala evlenmek isteyenler bunu gerçekten bilinçli seçiyorlar mı?

2. Eğer bilinçli iseler, savları nedir, bizimle paylaşmak isterler mi?

3. Yeni Dünya’da evlilik olsun mu? Olsun ya da olmasın seçimlerinin altını nasıl dolduruyorsunuz?

4. Toplumun oluşturduğu devlet yönetimi, kendinin geleceği olan çocuklara bu kadar ilgisiz ve sorumsuz olmayı nasıl ve hangi nedenlerle başarıyor? 

5. Çocukların toplum tarafından benimsenişi ve tüm sorumluluğun yüklenilişi modelini nasıl buluyorsunuz? Eğer bunun gerekliliğini düşünüyorsanız bizleri bunu sağlamakta acze düşüren sizce nedir?

6. “Gücü elinde bulundurmak” rüşveti ile kandırılarak hayat boyu hamal ve köle konumunda tutulması garanti altına alınmış erkekler; hala yorulmadınız mı? Biraz daha devam edelim mi, yoksa kurtaralım mı?

7. Ve son olarak; sevgi ve gerçek iletişim, sahiplenme toprağında çiçek açar mı?

Buyrun konuşalım ama önce aşağıdaki yazıya bir göz atalım:

Evlilik kurumu ilk kez hangi şartlar altında başlamıştı?

Evlilik kurumu, ilk köleci toplumla ortaya çıkmış. İlkel komün al toplumda, diğer deyimle anaerkil dönemde, kadın ve erkek ortak üretim içinde olduğundan iş bölümü netmiş. Kadın toplayıcılık ve idari işleri üstlenirken, erkek avcılık ve güç gerektiren av ve ev aletlerinin yapımını üstleniyor. Kabilede herkes söz sahibi ve doğan çocuklar annenin ve tüm kabilenin.
İlk üst kimliği bağımlı hissetme burada oluşuyor, ben kabileme aidim ve onlarsız hiçim! Evlilik kurumu yok, kadın ve erkek bir araya geliyor, bu da aynı çadırı, evi, mağarayı, paylaşmakla oluyor! Başkasını isterse kadın veya erkek ona gidiyor, zina yok, miras yok, gönüllü birliktelik. Üretim araçlarının gelişmesi ve üretim fazlasının oluşması ise sınıflaşma oluşuyor. İktidar yine kadın ile erkek arasında paylaşılmış, evden-kabile yönetimine kadar, güç gerektiren savaşa kadar, o dönemde savaş aletleri ok, yay, mızrak, sapan, balta, bıçak olduğunu unutmayın! Zenginleşmeyle birlikte sınıflaşan kabile ve kabile birlikleri, diğer kabilelerle yaptıkları savaşlarda edindikleri ganimetlere, insan da katılınca, kölelik ve onların ürettikleri üzerinde zenginleşmek, bu zenginliği devamlı kılmak için askerleri oluşturmak ile erkek iktidarında en önemli adım atılıyor.
– Özel mülkiyet oluşunca bunun hukuku oluşuyor, daha önce kabileye ait olan toprak, av alanı, mera, artık bireylerin elinde toplanıyor, sonrası ise miras için, aile kuramı ortaya çıkıyor! Aile kuramının temelinde, mirasın sonraki kuşaklara intikali sağlanarak, sömürünün ve gücün aileler elinde bulunmasının garantiye alınması yatmaktadır! Süreç içinde kadın hızlı şekilde iktidardaki gücünü kaybetmeye, deyim yerindeyse köleleşmeye başlamış! Soyun devamından sorumlu yapıya indirgenmiş, namus, ahlak söylemleri dinsel motifle süslenmiş. Soyun devamında bozulmanın önüne geçilerek, mirasın yabancı değil, gerçek ellere geçmesi teminat altına alınmaya çalışılmıştır.
– Burada da namus, ahlak, zinanın yasaklanması ve bunun en şiddetli şekilde cezalandırılması, soyun temiz kalarak mirasın doğru adrese ulaştırma kaygısından olduğunu görürüz! Evlilik dışı doğan çocuklarda bile, eğer soydan olduğunu ispatlaması halinde, mirastan pay alma hakkı bundan doğmuştur. Erkeğin çok eşlilik amacı, daha çok bu mirasın erkek evlat eliyle yürütülmesi, miras hukukunda, ya kadının mirastan hak almamasına, ya da erkekten az almasına olanak sağlamıştır!
– Evlilikte bekaret sorunu da, sadece basit bir zar sorunu değil, soyu devam ettirecek kadının bu soyu temiz tutacağının ilk teminatını görmek sorunudur! Erkek, doğanın bu ironik şakasını kendi sömürü ve edindiği kazanımları gelecek kuşaklarına aktarmak için kullanmış! İlk toplumlarda veya sınıfsız toplumlarda bu önemli bir şey değil, bekaret sorunu yok. Örneğin Amerikan Kızılderililerinde Latin Amerika yerlileri ile Afrika’da, Asya, Avustralya’da kadının daha üretken doğurabilmesi için kabilenin büyücüsüne gider, burada kadın olduğunu, doğuracak çağa geldiğini söylemek için, penise benzeyen

aletle zarı yırttırır ve ondan sonra cinsel yaşamını başlatır. Kadının cinselliği ve organları tabu değilmiş, bu sınıflaşmanın oluşmasıyla tabuya dönüşüyor! Eskimolarda, Afrika ve okyanusta ki adalarda cinsellik istediği ile yapılabiliyor.
– Eski Türk toplumu Şaman geleneğinde kadın seçicidir, Kaan ile birlikte hükmeder, yönetimde söz sahibidir. Soy, anaerkil yapılarda ortak olan anneden devam etmesidir, soyu babadan başlatan anlayış sınıflı toplum ile başlamış, güç babadan oğula devredilmiş! Şimdiye kadar gördüklerimizden, kutsal aile tezinin hakim sınıfların dayattığı tez olduğunu görüyoruz. Onu için mülkiyet kavramının özünde aile kavramı ile birleştiği nettir. Namus, bekaret hepsi bu kavram ile kutsallaştırılıyor.
– Osmanlı bunun en uç örneği; Osmanlı kadının iktidarda söz sahibi olmaması için haremi kurmuş, soyun temiz kalması için kadını padişah veya padişah soyundan gelen erkeklerin kullanımına hazırlayarak, soyu olabilecek en duru hale getirmeye çalışmıştır. Ortaçağ Avrupa’sında, bekaret kilidinin altında bu mantık yatmaktadır, dünyadaki örnekleri saymakla bitmez!
– Günümüzde ise aynı şey geçerlidir; kapitalizm kadını tekrar üretimin içine çekmiştir, bunu yaptığı andan itibaren sorun başlamış. Feodalitede kadının namusu kutsalken, kutsallık yıkılmaya başlamış, yerine yeni bir hukuk, yeni bir ahlak, yeni bir kadının kullanımı ortaya çıkmış oldu! Kapitalizm kadını sevdiği için, özgürleşmesini istediği için yapmadı. Lakin kapitalizm kadını, feodalizme göre oldukça özgürleştirdi! Üretime kattı demiştik, ilkel komin al sınıfsız toplumda kadın, üretimde olduğu için iktidar ve yönetimde de var. Kapitalizmde ise önce kölece çok az ücretle çalışan kadın, giderek üretimin önemli parçası haline gelmesiyle özgürleşti ve iktidarda söz sahibi olmaya başladı! Bu da namus anlayışını giderek reformize etmeye başladı! Bugün kapitalist ülkelerde yaşanan, kiliseye karşı, daha doğrusu feodaliteyi temsil eden Katolikliğe karşı, kapitalizmin reform ettiği Protestanlığın ahlak anlayışında netleştirebiliriz. Katolik evlilik kurumunu kutsal kabul eder, boşanmayı kesinlikle yasaklar, kürtajı ise lanetler, aforoz eder, evlilik dışı ilişkiyi saymıyorum! Protestan anlayış evliliği kutsar, boşanmayı kabul eder ve kürtajı gerekli olması ile kabul eder, evlilik dışı ilişkiye hoşgörülü yaklaşır!
– Kapitalizm kadını özgürleştirirken, onu cinsel anlayışla da kullanılabilecek resmi kurumlara dönüştürdü; porno film sanayisi, bar, pavyon genelevler kültürü, kadının reklamda cinsel obje olarak tanıtımı ile metalaştırdı! Kadın değişim aracı olmuştu, bunun teorik kültürünü de yarattı, feminist hareket! Kahrolsun erkekler. Beden benimdir, kullanmak hakkı da benimdir! Özgür kadın, eşit insan söylemi ile sosyalist düşüncenin kadın meselesini, önce sosyal demokratlar ve sonra burjuva partileri ile erkeksiz yaşamı yoğun şekilde oluşturmaya çalıştı! Feminizmi, insanlık tarihi kadar eski olan lezbiyenlik ile kurumlaştırmaya çalışırken, tüketim ekonomisinin gereği kadına, çalış, bedenen çalış, cinsel organlarınla çalış, güzelsen sinema, podyumlarda çalış, daha çok kazan, daha çok tüket sloganını benimsetmeye çalıştı! Kozmetik sanayi dünyanın en çok kazanan dallarındandır!
– Bizim ülkemizde bu çelişkilerin bu kadar net ve şu anda kafalarımızda karmaşık olmasının nedeni de bu! Biz geçiş dönemindeyiz; on sekizinci on dokuzuncu yüz yıl çelişkilerini biz, yirminci yüzyılın son çeyreğinde yaşıyoruz, çünkü ülkemize kapitalizm girdi. Ülkemizde feodalizm çözülmeye ve hızla tasfiye olmaya başlarken, onun tüm kurumları hızla çözülüp tasfiye oluyor! Köyden kente göç olgusu; kadının hızla üretime katılmaya başlaması, daha önceden Kemalist devrim sonrası alınan İsviçre medeni hukuku, miras hukukunun artık yaşama geçmeye başlaması, toprağın hazineden koparak özel mülkiyete dönüşmesi, sanayi üretiminin oluşması ile adı ister montaj, ister ağır sanayi olsun, banka ile sanayi sermayesinin ittifakı ve gelecekte iç içe geçmesi ile yeni bir 12 Martın gelme sebebi de bunlardır.
– Bizim ülkemizde de kadını özgürleştirdi, okur, yazar kadın oranının hızla artmasını sağladı. Bu Osmanlı’da, elit toplum dışında düşünülmezdi. Harem anlayışı yönetimde kadına izin vermiyordu, yöneticilerin kabul ettiği Sünni Müslümanlık ise hiç izin vermiyordu, tıpkı batıdaki Vatikan Katoliklerinin aynı izni vermemesi gibi!
– Kadının yönetim erki içinde bulunması için, seçme- seçilme hakkının verilmesi. Yasal olarak bu hakkı, dünya ölçeğinde ilk veren ülkelerdeniz. Mirastan eşit hak alınması, bu da yavaş olsa da yasal zeminden yaşam zeminine iniyor! Kadının aile içindeki yeri? Namus anlayışını sorgulamaya, oradan da yarı özgür kadına doğru ivme çiziyor!
– Bu olayı kapitalizm sistemi gereği oluşturuyor! Kadın üretime katılmalı, katılmalı ki tüketici de olabilsin! Olabilsin ki Pazar genişlesin! Pazarı genişlesin ki, tüm ülkeyi yönetebilecek güç ve sermaye yoğunluğuna sahip olarak, iktidarı eski yöneticilerden, şimdiye kadar yavaş ve geniş zamana yayılarak aldığı bu yapıdan kopartarak, nihai olarak mutlak güç olabilsin! İşte bugün tartışılan. Eski ve yeni kültür, ahlak, yaşam tarzı kavgasının altındaki yatan neden budur. Marxsın deyimiyle her şey mülkiyet kavgası, iktidar kavgası. Biz ise bu kavganın neresindeyiz?
 

  FATİH MEHMET YILDIRIM
FERİT VE TUTUŞTU ŞAFAK EYLÜL’DE
ROMANINDAN