Etkileyici bi rüya!

14 Şubat 2012

“Milyonlarca insan, iç içe geçmiş dairelerde yan yana, bağdaş kurup oturmuşlar. Ben de diğer insanların arasında bir yerde oturuyorum; hepimiz griyiz, genel olarak ortam gri zaten. Önümde oyun tahtasına benzer bir şey var, üstünde daha önce hiç görmediğim anlamda bir oyun duruyor, âdeta hayat gibi bir şey; ve tahtadaki objeler renkli… Hepimiz sırayla kendi tahtamızda bir hareket yapıyoruz, kimse birbiriyle ilgili değil, dikkatimiz önümüzdeki tahtaya yönelik. Ben oyunda bir objeyi öyle bir hareket ettiriyorum ki, muzipçe bir duygu içindeyim; kimsenin bu hamleyi fark etmeyeceğini, belki on hamle önceden düşünülüp bırakılmış bir işaret ışığı gibi olduğunu düşünüyorum, bundan çocukça bir heyecan duyuyorum. Ben biliyorum ya, bana yeter gibi bir duygu içindeyim.

Sonra karşıda bir adamın -bizlerden biri, bağdaş kurmuş gri bir adam- beni izlediğini fark ediyorum, sanki yaptığım yaramaz hamleyi fark etmiş gibi bakıyor. Bunun belli belirsiz beni memnun ettiğini, egomu okşadığını hatırlıyorum.

Rüyadaki ikinci sahnede; yine daire şeklinde, önceki oturduğumuz yerlerin dışında, sanki kale dışına kazılmış bir hendeğin yanındayım; sırayla bu hendeği geçecekmişiz. Önümde, az önce beni fark eden adam var ve atlayışını yapıyor, karşıya tutunamadan hendeğin beton zeminine düşüyor. Çok sert bir düşüş! Sağ tarafımda esmer bir adam var, gözetmen gibi biri. O da düşene bakıyor ve bazı kişilere sesleniyor “onun durumu tamamlandı, şahadet getirmesine izin verin, sonra ölüme yolcu edin!” diyor. Ben o adamı üzüntüyle seyrediyorum, dudaklarının kıpırdadığını görüyorum ve şahadet getirdiğini düşünüyorum. Sonra atlama sırasının bende olduğunu hatırlıyorum, ümitsizce  bakıyorum; o geçemediyse ben hiç geçemem diye düşünüyorum. Fakat sağ tarafımdaki esmer gözetmen benim koluma giriyor, çok olumlu bir havası var, içimi ısıtıyor, bana moral veriyor sanki.

Üçüncü sahnede; bir şekilde o hendeği geçmişim, nasıl yapabildiğimi bilmiyorum. Ortadaki büyük yuvarlak bir platformda, yine gri insanlar olarak, bu sefer daha az sayıda bir kalabalık, ayakta duruyoruz. Yüzümüz dairenin dışına dönük; ve dairenin bitiminde hendek, hendeğin bitiminde ise çepeçevre üç katlı binalar var, bitişik nizam müstakil evler. Havadan zembille inermiş gibi milyonlarca insan indiriliyor, ellerinde bavulları, neşeyle ve hevesle evlere yerleşiyorlar. Onlar bizi görmüyorlar, bize arkaları dönük. Evlerin bulunduğu ortamda renkler var, fakat bizim durduğumuz yer gri. Biz bir şey bekliyoruz, az sonra gelecek ve gideceğiz. Korku ya da merak yok, beklerken evlerine yerleşen insanları seyrediyoruz. Gri üniformalar içinde sessiz bir kalabalık olarak duruşumuzla, sanki bir hayalet ordusu gibiyiz! İşte hepsi bu…”

2002 ·Günlükten

Anasının karnından dizisi

2 Yorum

  • Sibel 14 Şubat 2012, 16:04

    O yıllarda (ve öncesindeki tüm hayatımda) griyi renkten bile saymazdım. Bence renkler yalnızca gökkuşağının içinde olanlardı (bunun tek istisnası siyah).
    O zamanlar gri seven, giyen insanları hayretle karşılardım. (Bugünse, özellikle son zamanlarda en çok kullandığım renk olmaya başladı)
    İnsan ne oldum değil ne olacağım demeli diye atasözümüz var, iyi denk gelir buna 🙂

  • ibrahim 14 Şubat 2012, 15:48

    Ortamın ve insanların gri renkte olmasını merak ettim ne anlama geliyor 🙂 Rüyadaki renkler, bana bir görev tanımı gibi geliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir