Eski ve yeni Dünya-3

25 Ocak 2010

Gelelim akıl ve zihne, bunları günlük hayatta birbirlerinin yerine ikamet edercesine kullandığımızı görüyorum, hatta bir de zekâ ve mantık kelimeleri var, hepsi de oldukça belirsiz şeyler. Akıl, bana göre bir denge mekanizmasına benziyor. İnsana dair tüm veçhelerin uygun değer sağlayacak şekilde ilişki içinde olmalarını sağlıyor. Bu sebeple de varlığı en az duygular ve beden kadar kıymetli. Genelde konuşma lisanımız içinde “mantık” kelimesiyle birlikte ya da birbirlerini ikame eder şekilde kullanılmasını çok da yerinde bulmaz gibiyim. Mantık, ölçü birimleri cetveli gibi görünüyor bana. İçinde farkında bile olmadığımız sayısız ölçü değerleri var ve bence –kullanış şeklimize bakılacak olursa- akıldan çok daha ilişkili olduğu kelime zihin olmalıydı.

İnsan psişesinin tamamını iki atlı bir araba gibi görecek olursak; akıl, psişenin sürücü makamını işgal ediyor diyebiliriz. Psişeyi salimen bir yerden başka bir yere götürme ehliyeti ve sorumluluğu, aklı gerçekten de önemli bir unsur haline getiriyor. Peki akıl bu sorumluluğu yerine getirirken bazı ölçüler kullanacak mıdır, yani mantığa ihtiyacı var mıdır? Bu soruya cevap vermeden önce başka bir soru geliyor aklımıza: Bu ölçü cetvelini kim oluşturdu? Öyle ya, her insan başlı başına bir dünya ise onun psişesini yönetmek için aklın ölçüye ihtiyacı olacaksa bile, bu listenin kimin tarafından oluşturulmuş olduğunu da sorgulamak gerekmez mi?

Bu sebeple “mantık” kelimesine itibar edebilmek için, bu ölçüler cetvelinin kimin tarafından ve hangi amaçla hazırlandığını bilmem gerekiyor, aksi takdirde onu insan bütünlüğünün içinde önemli bir mevkie koyamayacağımı hissediyorum. Zihin ise yine benim gözümden bir çeşit “sanal bellek”, aslında henüz bize ait olmayan bilgiler, kavgalar ve sevişmelerin, ezcümle hayat provasının yapıldığı alan. “Düşünce” dediğimiz eylemin evi. Bu hali ile internete de benzetilebilir. Eğer biz insanlar zihnimizdeki şeylerin kendimize ait olmadığını bilseydik bence hiç sorun kalmazdı. Fakat tam tersine sanki zihnimizdekilerle kendimizi aynı tutuyormuşuz gibi davranıyoruz (galiba cidden buna inanıyoruz!),  böylece özün sözü desteklemediği milyarlarca insandan oluşan bu kalabalığa dâhil oluyoruz.

Zihnin yabancı bir aksam olduğunu söyleyen öğretiler bile var, öyledir ya da değildir, ben sonuca bakıyorum ve zihnin “manipülasyon” amacıyla kullanıldığını görebiliyorum. Daha önceki yazılarımdan hatırlayanlar olacaktır, bildiğimiz Eski Dünyadaki her türlü eğitimin de manipülasyon olduğunu iddia etmiştim. Böylece orada eğitim dıştan takma zihin aracılığı ile yapılıyordu. Bunun ne gibi faydaları zararları vardır biraz düşünelim:

Bir kere yaşamı sanal platforma taşıyarak kişinin bedenini olası tehlikelerden koruduğunu söyleyebiliriz. Ama nedir bu tehlikeler? Kişilerin ani duygulanımları sebebiyle kendilerine ya da başkalarına zarar vermesini önlemek mi? Özellikle artan nüfusu ve büyük yerleşim merkezlerinde birlikte yaşama zorunluluğunu dikkate alırsak, bir dereceye kadar gerçekten bu işlevi gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Fakat bu koruma işlemi sadece kişinin fizik bedeni için geçerli oluyor. Öyleyse “zihin”, insanların fiziksel varlıklarını çok önemseyen bir merciin ürünü olmalı. Oysa zaten dünyada oldukça kalabalığız.

Eski Dünya’da Dualitik varoluşumuzun farkında olmaksızın yaşadık. Bunu belki filozoflar ve birkaç ileri bilinç sahibi insan biliyordu (özüne almıştı) fakat diğerlerimiz bu fiziki gerçeklikten habersiz yaşadık o bin yılları. Bu ne demek oluyor şimdi? Az önce zihnin varlığını fiziki bedenin korunması anlamına geldiğini varsaydığımızda, bu korumanın aynı zamanda bilginin sanal değil gerçek belleğe geçişini de engellediğini es geçmiş olduğumuz anlamına geliyor. Gerçek bellek, bedenimizin içinde, genlerimizin, her bir hücremizin içinde, bunu biliyoruz aslında. Bedeni korumak, bedeni sınırlamak ve sonsuza kadar özgürleşme potansiyelinden men etmektir. O halde biraz şüpheci davranmama izin verin lütfen, zihinle korunmuş bu bedenler, et kütlesi olarak bi işe yarıyor olmalılar?!

Biliyorum konu biraz dağılacak gibi görünüyor ama bu tehlikeden haberli olarak başladık yazıya ve azıcık tali yoldan devam edip ilk sapaktan kendi yolumuza çıkabiliriz diye umuyorum. (Ana yola çıktığımızda insan bedeninin merkezlerine göz atmamız lazım, bu çok önemli; çünkü neden dinleyemediğimizi de açıklayacak)

-devam ediyor, lütfen sizler de görüş bildirin-

Not: Yarın (Salı) TV8 de 17.00 den itibaren Nükhet Hanımın konuğu olacakmışım.  Herhalde konu genel olarak yine rüyalarlla ilgili olacak, umarım KIRK YAMA’dan da behsedebilme olanağı bulurum..

3 Yorum

  • Sibel 29 Ocak 2010, 16:16

    İnsanı canlandırıcı şevk verici sorular yöneltmişsin, ben ne yazdığımı bi daha okuyup yazıya devamla cevap bulmaya çalışayım 🙂 Teşekkür ediyorum Turan

  • Turan 29 Ocak 2010, 10:10

    Disardan gelen ögretilerin fiziki bedenin korunmasina yaradigini söylüyorsun. Bu ayni zamanda demek oluyor ki biz “gercek belleki” yüz üstüne cikartmadan korkuyoruz. Yoksa fiziki beden neden korunmak istesin ki? Gercek bellek varken neden sanal bellekle ugrasalim ki?

    Baska bir sorum da bu senin adlandirdigin “gercek bellek” nedir? Burada neler umuyoruz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir