Düzen ile dengesizlik arasındaki köprü

01 Ekim 2009

Birbiriyle ilişki kurulmamış roller, bana rüya yaşantısını çağrıştırıyor. Orada da, her bölümü ayrı dizi filmler gibi birbirinden kopuk olaylar yaşarız. Tabi bazen bunları birbiriyle ilişkilendiren olaylar da olur ama genelde zaman-mekan ve kişilik devamlilığı kurulamaz. Hatta bu durum rüyayı çağrıştırdığı gibi ölüm sonrası yaşamını da andırıyor bana. Gidip geldin mi diye soracaksınız belki :))) Hayır, tabi şimdilik cevabım hayır ama öyle olabileceğini seziyorum. Hatta bir yazımda “ölüm sonrasını mı merak ediyorsunuz rüyalarınıza bakın” demişim! Öylece ağzımdan çıkmış, düşünüp de sonuca vardığım bişey değil.

Bu dünyada “devamlılığın” ne kadar büyük önem arzettiğini hepimiz biliyoruz. Devamlılık koparsa dünya ile de bağınız kopmuş oluyor, hala bedenen bu dünyada olsanız bile.

“Alacakaranlık bölge” kavramını kullanmıştım bir aralar, rüya ile devamlılık dünyası arasındaki köprü anları! Hatta Donah Zohar’dan alıntıladığım bir özetleme yapmıştım, şimdi arayıp onu buldum, sanırım konuya büyük ölçüde açıklık getiriyor:

Eğer bir an, bilinçli zihinlerimizin içine yavaşça bir ışık tutsak, bir dizi belirsiz düşünce, “olası düşünceler” görürüz. Bilincin bu sınır bölgelerine, bazı şairlerce “zihnin alacakaranlığı” denen bu bölgelere, tam uykuya dalmadan önce, meditasyonun en derin safhalarında ya da sansılandırıcı maddeler etkisi altındayken kolaylıkla girilir, ama bu bölgeler yoğunlaşma ediminin her zaman dışındadır. Gerçeklikleri bulanık, gelecekleri belirsiz, gerçekleşme anını beklerler. Bunlar olmadan ne şiiri düzyazıdan ayıran şiirsel anlam çokluğu ne de fantezi ve hayal gücünün besin kaynağı olurdu.

Benim bu “olası düşünceler” (Ya da Don Juan’a göre bileşim noktası oynadığında geçtiğim ikinci dikkat alanları-Sibel’in notu) dizisindeki hangi düşünceye yoğunlaşacağımı hiçbir şey belirleyemez; çünkü yoğunlaşma işlemini yapan “ben”‘in kendisi belirsiz bir kuantum dalga fonksiyonudur. Fakat yoğunlaşma eyleminin gerçekleşmesiyle bir seçim yapılmış olur. Bu tıpkı kuantum zilli kızının aynı anda her bir sevgilisiyle ayrı bir eve yerleşmesine benzer. Fakat bedenimde duyduğum rahatsızlıkbeni yoğunlaşmaya kışkırtacaktır, yoğunlaşır yoğunlaşmaz da gerilimimden kurtuluş yolunu seçip derhal o seçimin üzerine gideceğim. Bu koşullarda bir seçim “olası düşüncenin” dalga fonksiyonunu çökerten bir yoğunlaşma ediminden başka bişey değildir. Rahatsızlığımı seçimlerimden herhangi biri giderebilirdi. Rahatsız olma durumu yalnızca bir seçim yapılmasını gerektirdi. Seçimin kendisi özgürdü.

Bir seçim yaparken aynı zamanda o seçimi niye yaptığımız için bir neden de yaratırız. Daha sonra mantığımız bu nedeni seçimimizi açıklamak için kullanır!

Seçim, müthiş bir özgürlük anında yapılmıştır ve buna Kierkegaard “kader sıçraması” diyecektir. ( Don Juan ise buna Tinin işareti der- Sibel’in notu) )

Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar. Çok az dalga fonksiyonunu çökertir. Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir ve alışkanlıkla davranan yaratıklar çok az ruh yüceliğine sahiptir. Fakat belki de alışkanlıklar yaşamımızın  büyük bir bölümü için gereklidir. Belki her karar ve eylemi özgürlüğümüzü kullanarak yapmaya yeterli fiziksel enerjimiz yoktur ( erke noksanı-DJ-sibelin notu) ve bu sebeple bilincin kuantum doğası bizi alışkanlık edinmeye kışkırtır. Alışkanlık edinme, yaratıcılığımızı daha gerekli yerlerde (ve daha radikal bir sıçrama için olabilir mi-sibelin notu) kullanmak üzere bizi özgürleştirebilir.