Düşünce Okundu mu?

03 Mart 2009

ABD’li bilim adamları beyindeki düşünceleri yüzde 80 oranında okuyabilen bir tarayıcı geliştirdiler.

BİLİM dünyasında heyecanla karşılanan gelişme, Nashville’deki Vanderbilt Üniversitesi tarafından kaydedildi. Nature dergisinde yayımlanan gelişmeye göre, altı gönüllüye baktıkları resimlerle ilgili ne düşündükleri soruldu.

Kişilerin beyinlerinin monitör görüntüleri sayesinde ne düşündükleri belirlendikten sonra cevaplar alındı ve MRI beyin tarayıcının yüzde 80 oranında düşünceyi okuyabildiği görüldü.

Daha önce de California Üniversite’sinde benzer teknikler geliştirilmişti. Bilim adamları tarayıcının yüzde 80 oranında düşünceleri okuyabilmesinin insanlık için çok önemli bir gelişme olduğunu, ancak hastanın rızası dışında, kötü emeller için kullanılma ihtimalinin de “korkutucu” olduğunu söylediler.

Özel sırların açığa çıkması, gizliliğin kalmaması gibi rahatsız edici unsurlarla birlikte, beyin okuma tekniklerinin pek çok suç olayını açığa kavuşturacağı da vurgulanıyor.

Kendiliğinden yapabilmeye başladığımız bazı işlevler hemen ardından teknolojiye yansıyıveriyor, bazen de tam tersi oluyor. Son yıllarda telepati empati yetenekleri oldukça gelişti.

Yukarıdaki beyin okuma tekniğinin biraz daha gelişmişi Minority filminde denenmişti, oldukça da ses getirdi. İster doğal yoldan isterse teknoloji yoluyla olsun gizli bişey kalmaması fikri insanı korkutuyor belki, açıkçası bu bence sorun değil; fakat bir başka soru da; “peki  yanılma payları ne olacak?” olmalı.

Yanılma payı, yani sıklıkla bahsettiğim KAZA olasılığını nasıl dikkate alacağız? Bu ihtimali minimize edebilecek (minimize çünkü yokedilmesi bence imkansız ve bu imkansızlık evrime yol açıyor) ne gibi teknikler ve kurallar geliştirilecek?

Gerçi denebilir ki,  halihazırdaki adli sistemde hatalar zaten çoktu, kimizi haksız yere cezalandırılırken daha da çoğu suçlu olmalarına karşılık aklanabiliyorlardı! O halde yeni sistem her halikarda bu yanlışlık payını azaltacak, niye tedirgin olalım ki diyebiliriz. Fakat buna gönlümüz razı olmaz sanırım, hep daha fazlasını, mükemmele en yakınını bulmaya güdülüyüz sanki 🙂

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir