Düşün ötesine, özgürlüğün içine

21 Ocak 2013

Şimdi, bu spiritüel düşler, bu büyük umutlar hakkındaki ilginç şey… İlginç olan şey, o kadar kirlenip sulandılar ki, çoğunuz onun ne olduğunu unutmuş vaziyettesiniz. İnsan psikolojisinde bu ilginç bir olgu. Sizi ayakta tutan bu kocaman hedeflere sahip olabiliyorsunuz, sonra ne olduklarını unutuyorsunuz. Ama o düşlerin, aslında ne olduklarını bile unutarak, sizi ayakta tutmasına izin veriyorsunuz.

Daha pratik bir örnekle açıklarsak, bazılarınız spiritüel bir merkez açmak hayaline sahip. Bazılarınız, çocukları iyileştirebileceğiniz büyük bir klinik işletme hayali kuruyor. Gerçekten mi? Bazılarınız gidip, mağaralarından ejderhaları çıkarma hayalini kuruyor. Sahi mi?! Bunu söylediğimde kulağa aptalca geliyor, değil mi?

Bazılarınız, içine koyduğunuz bilgelik sayesinde, tüm dünyadaki insanların okuyup, aniden uyanacağı mükemmel bir kitap ya da kitap serisi yazmanın hayalini kuruyor.

Bazılarınız o kadar çok spiritüel olmanın düşünü kuruyorsunuz ki, etrafta süzülerek gezinmek istiyorsunuz. Süzülüyorsunuz ve etrafınızda sizi çevreleyen bir ışık var. Ve sizin yanına gittiğiniz saksılardaki bitkiler çiçekler açıyor.  Ve sonra sokaktaki  o hasta köpeği görüyorsunuz ve onun yanından süzülerek geçtiğinizde köpek aniden ayağa fırlıyor ve iyileşiyor. Ve ölü bir kuş ve kuş aniden… (Kahkahalar) Ciddiyim. Kendinize gülebildiğinize sevindim.

Başka hangi düşleriniz var? Hadi ciddileşelim, çünkü biz… Ve biraz sonra, bu düşlerin sizi neden geride tuttuğunu ve bununla ilgili ne yapacağımızı açıklayacağım. Ve bu arada, burada olan bazılarınızı gücendireceğim – belki de hepinizi, bilmiyorum – ama artık, bu ana konulara değinme zamanı, çünkü düşler bir dikkat dağıtıcıya, bir yanılsamaya dönüştü ve birkaç dakikaya kadar, bu düşlere ne olacağını açıklayacağım.

…o hayaller aslında hep sana karşı çalıştılar ve yaşamında çok fazla enerji tuttular. Neden bir işe yaramadığını, neden bu kadar güç olduğunu merak ettiğinde, o hayallere bakabilirsin. Onlar suni bulutlar gibiler. Onlar, bir çeşit büyük dikkat dağıtıcıları, gerçeklikten uzaklaştıran. Gerçeklikten.

Şimdi, gerçekliği sadece orada olan olarak değil, yarattığın şey olarak düşün.

Bu hedeflere sahip olmamız gerekmiyor muydu? Bunlara sahip olmayalım mı? Bizden sadece hiçbir şey olmamızı mı istiyorsun?” diye soracaksınız. Hayır. Onları fantezi ve “Hiçbir yer” ülkelerinden çıkarıp, tam buraya koymak istiyorum. Sorun da baştan beri buydu.

O düşleri buraya koymak, şimdiye kadar büyük ve rahat bir yastık gibiydi (Bulut gibi bir şey çizer ve onu işaret eder) başka bir yerde, X boyutunda ve – eh, çöp adamlar artık yok (Bir insan çizer) –ve yaşamı yaşamak için hayaller oradayken, bir çeşit kristal tavanla ayrılmış haldeyken, onları orada ayrı tutmak içindi. Bu küçük bir numaraydı. Bu küçük bir tuzaktı. Bu şekilde gerçeklikle asla yüzleşmeniz gerekmiyor. İlginç.

Peki, peki ya o hayalleri dağıtsak? Ve onu bu gerçeklikte yaratmaya başlasak ve bir sürü uzay gemisinden de, yeni enerji kavramından da, çok daha büyük olsa? Onlar bile sınırlıydı. Onlar sadece düştü. Onlar derin düşünmeydiler. Peki ya zarafet, kolaylık ve basitlikle gerçek olmaya başlarlarsa ve sadece hayal etmek yerine, onları burada gerçekleştirmeye başlarsak? Hmm. Birazcık korkutucu aslında.

Olan hep şuydu; “Hadi onu hayal düzeyinde tutalım ki, hiçbir zaman gerçekleştirmek zorunda kalmayalım.” Peki ya onu buraya getirirsek? Ya olayları burada yaratırsak ve bu rüya halinden kurtulursak? Bolca endişe mevcut. Peki ya işe yaramazsa? Ya elinize yüzünüze bulaştırırsanız? Ya, bu da o başarısızlıklarınızdan biri olursa? Bunu söylediğimde kimseye bakmıyorum. Ya bunların hepsi makyo ise?

Her birinize yönelteceğim soru şu: Denemeye değmez mi? Hayali düşler ülkesinden vazgeçip, onları gerçekten burada yaratmaya değmez mi? Başarısızlık olasılığına değmez mi?   Bunun makyo olduğuna ve hiç birinin gerçek olmadığı olasılığına değmez mi? O kristal tavanı, sonsuza dek tuzla buz etmeye değmez mi? Bu büyük bir adım, ama küçük de bir adım.

Bu büyük bir adım çünkü kendi kendinizle karşılaşacaksınız. Büyük adım. “Şimdi tam zamanı” diyeceksiniz. “Bu, performans zamanı, yaratım zamanı, enerji zamanı”. Ve bu büyük bir lokma çünkü onu orada dışarda, hiçbir yer ülkesinde tutmak ve kötü bir gün geçirirken oraya gitmek biraz daha kolay. “Hayali düşlerimi düşüneceğim. Onların olduğunu hayal edeceğim – dünyayı kurtarmak, belki de tüm yunusları. Oh! Benim hayalim bu. Ve bana hayalim için biraz para verebilirlerse eğer bunu başarabilirim” Hayır, çünkü görüyorsunuz ya, siz para yoku yaratıyorsunuz. Çünkü bir şekilde, hayalin gerçekleşmesini istemiyorsunuz. Onun burada olmasını istemiyorsunuz. Onu orada tutuyorsunuz.

Şimdi, onlar diğer boyutlarda, Yakın Dünya âlemlerinde, bir yerlerde havada uçuşuyorlar. Pek çok boktan düş var diyebilirsiniz. Hadi onları oldukları isimle çağıralım – boktan düşler.  aptalca düşler. Belki başlarda aptalca değillerdi ama şimdi aptalcalar. Pekâlâ, Eski Enerji Düşleri. Bu kadar. Onlar Eski Enerji’de düşünüldüler. Eski Enerji’de düşlendiler ve şimdi uygulanabilirlikleri kalmadı çünkü uygun değiller.

Düşler. Artık orada geçerlilikleri yok. Elde edilemez bir halde tuttuğunuz düşler. Onları asla buraya getirmeyeceksiniz. Onlar birer spiritüel havuçtular. Dikkat dağınıklığı, kandırmaca ve bir bakıma sizi yaşamaktan alıkoydular.

Düşünüz neydi? Bir anlığına onu düşünün. Ya da düşler. Birden fazla olabilir. Neydiler? Çok pratik bir şey olabilirler. Bir masaj merkezi açmak. Bunun negatif olduğunu söylemiyorum. Tüm söylediğim, eğer şuan onu doğru dürüst bir şekilde yapmıyorsanız, eğer hayalinizi gerçekleştiremiyorsanız, bu onu başka bir yerlere kaldırmışsınız anlamına geliyor. Ulaşılamazdı ve inanılmaz miktarda enerji tutuyordu. İnanılmaz miktarda kalbinizi, kaynaklarınızı ve umutlarınızı bağlıyor.

Hayalleriniz neydi?

Ve biraz sisli olması ihtimali büyük. Biraz sisli. Ne olduğunu hatırlamayabilirsiniz. Bu düşler çok başka bir yerlerde olduklarında, bu denli ulaşılamaz olduklarında, olan şey budur.

Düşleriniz neydi? Büyük vizyon… Evet.

Herkes bir anlığına düşünsün. Düşleriniz neydi?

Birkaç bir şey önereceğim. Öncelikle, gelecek ay içinde o düşlerin neler olduğunun farkına varmaya çalışmanızı istiyorum çünkü çoğu öylesine kirlenmiş, üzeri örtülüp belirsizleşmişler ki, ne olduklarını hatırlamıyorsunuz bile. Bir şeyler var. Bir şeyler var, biliyorsunuz ama pek çoğunuz ne olduğunu unutmuş vaziyette. Oldukça pratik bir şey olabilir. Dünyaya ışık tutmak olabilir. Bu güzel bir düş ama… (Adamus biraz kıkırdar) Neden? Neden? Böylece dünya size bunu yapsın diye mi?. (Orta parmağını gösterir) İşte yapacakları bu. Işığınızı yansıtın ve sizi ters yüz etsinler. (Kahkahalar) “Ne yapmaya çalışıyorsunuz?! Hah!” (Bazıları kıkırdar) Evet. Bu çok doğru.

Sadece ışığınızı yansıtın. Dünya üzerine değil. Sadece ışığınızı yansıtın. Diğer bir değişle, gündeminiz olmasın.

Düşlerinizi orada tuttunuz. Onlar Eski Enerji’den temel alıyorlar. Yepyeni bir sayfa açıyoruz. Hadi bu düşlerin gerçekten çok fazla enerji içerdiğini söyleyelim, enerji umut ve ya umut kaybı olsun yâda olmasın, tatmin ve ya tatminsizlik içersin yâda içermesin. Ne olursa olsun, şu anda hepsi bir miktar enerjiden başka bir şey değil ve hepsi kapana kısılmış durumda. Onlar, orada bir yerdeler. Orası gerçekten sisli bir yer ve… Nerede olduğunu görmüyorsunuz bile.

O bulutun aşağıya yağmur olarak yağmaya başlamasına, enerjinin yaşamınıza girmesine izin vermenizi öneriyorum. Bu birkaç şey yapacaktır. Bulutu, gizemi, şeylerin belirsizliğini, sis örtüsünü dağıtır. Onu o âlemden bu âleme taşır. Ve ayrıca gelirken, orada var olan kristal tavanın temizlenmesine yardım eder ve onun eriyip gitmesini de sağlar. Kristal tavan şekerden oluşuyor ve kendiliğinden eriyecektir. Enerjiyi bu gerçekliğe getirecek – orijinal düşleri değil, enerjiyi getirecek  – çünkü bu yaşamda her şey onu buraya getirmekle ilgili. Orada tutmakla değil. Eğer düşünüzü orada başka bir yerde tutarsanız, bu yıl sık sık bunu size hatırlatacağım. Onu, tanrısallığınız da dâhil, buraya getirme zamanı. O konudan da bahsedeceğim.

Ama önce onun üzerinize yağmasına izin verme zamanı. Sizi hiçbir şemsiye koruyamaz.

(Adamus, mükemmel bir şemsiye çizer ve birisi “Aferin” der) Teşekkürler. (Bazıları kıkırdar) Şemsiye yok. Bırakın üzerinize yağsın ve kendinize onu hissetme iznini verin. Hatta duştayken hayal edin, burada o bulutun sembolünü kullanıyorum, bulutlar uzakta bir yerlerde olduğundan, bu sadece kafa karışıklığını değil aynı zamanda da kütle ve mesafeyi de temsil edecek. O bulutun tüm enerjisiyle üstünüze, aşağıya yağmasına izin verin, elde edilemez düşleri yıkayıp temizlesin ve onları bu gerçekliğe ulaşılabilir yaratımlar olarak getirsin. Eski düşler değil, sadece tutku.

Sonra “Şimdi, onu neyin yerine koyacağız?” diyeceksiniz. O anda olacak. Burada aşağıda bulutlar yaratmayacağız ya da yanınızda olsa bile ulaşamadığınız türden bulutlar yaratmayacağız. Onların, eski düşlerin ötesine hareket edelim.

Çok önemli bir nedeni de onun bolca enerjiyi serbest bırakması. Sizi özgür bırakıyor. Size artık bu gerçeklikte yaratma imkânı tanıyor. Çok büyük miktardaki özünüz, oraya bir yerlere yatırım yapmış durumda, artık burada yaşayamadığınız gerçeği noktasına. Nerdeyse artık burada hiç bir şey yaratamıyor olduğunuz bir noktaya geldiniz. İstediğinizde yaratılacak inanılmaz şeyler var. Yaratılacak basit şeyler. İstemiyorsanız, hiç bir şey yaratmayabilirsiniz de. Tamamen size kalmış. Ama bu artık burada gerçekleşecek, orada değil.

Düşleri çıkarıp atıyorum. Gerçekten yapıyorum. Düşleri buraya indirin demiyorum. Onlardan kurtulun. Burada yaratmaya, olmaya, yapmaya başlayın. Tam burada.

Bunu net bir şekilde duymanızı istiyorum. Buraya sadece eski düşleri getirmeye çalışmıyoruz çünkü onlar eski düşler. Onlar, Yeni Enerji’de, zarafet ve kolaylıkla – sanırım ona daha büyük diyebilirsiniz – çok daha tatmin edici olabilirler. Onları buraya getirin. Bolca enerjiyi kendilerine çekecekler.

Pek çok inanılmaz potansiyel mevcut ama bu potansiyeller ayrıca bu eski düşlerin bazılarınca gölgelenmekte.

Hadi derin bir nefes alalım.

Derin bir nefes alın ya da… Bırakın nefes sizi solusun. Bu zarafettir.

Bu zarafettir. Sadece bırakın nefes sizi solusun.

Sevgili dostlarım, bu yılı öyle dönüştüreceğiz ki, artık düş bir yanılsama olmaktan çıkıp bir gerçek olacak, o sizin yaşamınız olacak.

O serbest bırakılmış düşten gelen tüm enerjiyi içimize çekelim… Özgürlüğü içimize çekelim. Düşün ötesine, özgürlüğün içine. Ne güzel bir başlık.
Mutlu yeniçağlar.

Adamus-Kırmızı Çember

12 Yorum

  • osmanziya 13 Mayıs 2013, 11:49

    Hoşbulduk, seçkin sayfanızda yer verdiğiniz için teşekkür ederim.

    AMAÇ

    AMAC dizini içindeki dosyalar

    Hiç kimsenin monolog yapan kadar
    diyaloga ihtiyacı bulunmaz
    ancak onun monologa sevkeden
    amaç kadar da hiç bir amacın değeri olmaz.
    Yapabildiğim yüksek özünün dahi
    amacı olduğunu sandığım düşünenleri aramak yolunda ortaklığınıza başvurmaktır.
    Arayanları düşündüğümüzde
    iktisat ve adaletin gerektirdiği insafla bakılırsa
    bundan başka bir AMACIN
    daha yararlı bir bilgi
    ve daha yetkin bir buyruk
    olmayacağını sanıyorum.
    Öyleyse bu amacı verecek araçların,
    bu sonuca ulaştıracak süreçlerin,
    bu anlamı veren anlatımların
    seçilmesini de doğru bir yol sayıyorum.

    Çünkü
    gelecekteki anlatımlarda
    en önemli sorun, soru ve çözüm;
    anlam NE DEMEKTİR ,
    araç NEDİR
    ve amaç KİMDİR olacaktır.

    Bütün bunlar için
    AD-AÇ’lık yapmak istemez misiniz ?

    Aristo dört sebepten bahsetmişti.. maddi sebeb, şekli sebeb, fail sebeb ve GAİ sebeb yani gaye ve amaç. Amaç tek başına anlamsızdır aracı olmayınca ve sonuçta ANLAM, aracı amaca bağlayan anlatımın özü ve sonucun süreci haline gelir. Bu söylediğim sözler ve sözlerde bilgiler ve bilgilerdeki gerçekler BOŞ “ger”ler ve İÇERİKSİZ “çek”ler haline gelir. Gerçek ise gerdikçe elde ettiğin çeklerdir. Dil, din kadar olmasa insanı aydınlatan beyaz bir ışıktır, dinin aydınlığı siyah ise dilin ve dil ile oluşturulan san’at ve hikmet ile hukuk ve fünunun açıklığı ve seçikliği beyazdır.

    Havf ve Cui… korku ve açlık.. bizim kasr ve naksımızın bir fonksiyonudur. Eksikliğimizi tamamlamak ve yetersizliğimizi yetkinleştirmek uğruna karşılaştığımız sorunlar ve yüklendiğimiz sorumluluklar yaşamı amaç edinmememizi ister. Her ne kadar yaşamı yürütmek bir olasılık ve olsalık olsa da.. yaşamı sürdürmek bir zorunluluk ve gereklilik bulunsa da yaş-am am-aç değildir, hatta a-maç bile değildir, hatta amaç bile olamaz. Bir maç biletine feda edilen yaşamın yani orada geçirilen doksan dakikanın, gerçekleştiremediğin hürriyet ve sağlayamadığın ebediyet karşısında, ne değeri olabilir ki ?

    Elbette an’ın değeri vardır, bu değerin önemi bulunur ve o zaman bizim bu önemli değere gereksinimiz vardır. Ateş düştüğü yeri yakar ya da bir boşluk ancak dolunca doyar. Ancak bu göz kör ise özün anlatımı anlamsız kalır. O halde elimize özün örülmesi gereği kalır.

    Korku ve açlığın ortaya çıkaracağı karanlık ve acı besleneni ve sesleneni yıkar ve yakar.. ancak bunları kaldırmak ve gidermek araç olmaktan çıkıp amaç haline geldiğinde anlatımı anlamsız hale getirir.

    Öyle ise bu sorunlu ve sorumlu yaşantımıza yürütme ve sürdürme de gereksinimiz kadar arayışımızı da göz önüne bulundurmak ve bu çift taraflı gidiş sağlanmalı ve Ağ’ın Aç’ılışı gerçekleştirilmelidir. Evet her bir zerre ve her bir ene hatta her bir hücre ve zümre bir tohumdur. Ağaç olacak süreci ve meyve verecek sonucu bulunur.

    Ancak bu görüş.. uzakta görünür ve belirir hale gelir.. yoksa tüm ağaçlar tohumların doğumundan düğümünün açılışına kadar “önce başlat sonra bitir” yasası içinde kaldığı sürece kendi başına bir dünya durumunu sürdürür. Bu var oluş aynı zamanda bir yok ölüş dahi içerir ikisi birlikte “varlık vardır ve yokluk yoktur” seçimi ve inancı; var sayı ve yok sanılarımız içinde geçerliliğini yürütür. Bu BELLİ belirsizlik içinde de kaynaklarımızı sağlar ve hedeflerimizi gerçekleştiririz.

    Sanırım bu yus yuvarlak anlatımla tos toparlak olmuşsunuzdur O zaman tattığınız ve tuttuğumuz görsel ve işitsel yuvarlık ve toparlakların ilgilerini sürdürmeye ve ilişkilerini yürütmeye bakacağız. Yeter ki bilgilerimiz doğru ve gerçek, buyruklarımız iyi ve güzel olsun.. yararlı ve yetkin yaşamımız olsun (yaşamınız) ve tanıncımız (şuurunuz) bulunsun.

    Allah akibetimiz ve ahretimizi güzel ve iyi etsin. Amin.

    Sağlıcakla kalın.

    OSMANZİYA

    DUYURU

    Sentaks / sözdizimsel / BEYANÎ eksikliklerim VE
    semantik / anlambilimsel / MAANÎ yetersizliklerim
    için düz yazıdan özür dilerim.

    UYARI

    Düz yazı bahane.. şemalar şahane.. yazının AMAC dizinindeki tabloları izlediğinizde imgelemiş ve irdelemişte olacaksınız isterseniz.. böylece emellerine nail olacak ilmi AÇIKCA görmüş ve hatırınıza sail olacak iradeyi SEÇİKCE örmüş bulunacaksınız.

    http://www.yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=736&PID=1421#1421

  • Sibel 13 Mayıs 2013, 09:28

    Hoşgeldiniz.

  • osmanziya 12 Mayıs 2013, 11:51

    Dünyada hiç kimsenin monolog yapan kadar diyaloga ihtiyacı bulunmaz ancak onun monologa sevkeden amaç kadar da hiç bir amacın değeri olmaz. Yapabildiğim yüksek özünün amacı olduğunu sandığım düşünenleri aramak yolunda ortaklığınıza başvurmaktır.

  • Sibel 12 Mayıs 2013, 07:04

    Çok güzel bir fıkra vardı yıllar geçti unutmadım, o fırkra şöyle bitiyordu: “oradan öyle mi görünüyor?” 🙂
    Malum karşımızdaki bize ayna olur,benim için yaptığınız tanımlamalara kendinizden epeyce şey karrışmış gibi duruyor, zaten ne farkeder 🙂
    İlişki kurmak, diyalog kurmak şüphesiz bazı aracılar gerektirir ancak her şeyden önce buna gerçekten niyetli olup olmamayı da ilgilendirir. Eğer gerçekten anlaşılmak istiyorsanız sizi anlayabileceğimi biliyorsunuz.

  • osmanziya 11 Mayıs 2013, 21:51

    Zekisiniz.. fakat a-kıllı değilsiniz.. doğrudur insan zihni hiç bir şeyi kesin surette ayıramaz.. fakat siz kesin surette ayırmışsınız… o zaman inanmışsınız yani bilgi ile konuşmuyorsunuz.. oysa hakikati ararken bilgi ile konuşmak lazımdır.. yöntemim ise kesin değil katıdır bu yüzden bir taraftan bilgiye açık olduğu gibi bir taraftan da inanca kapalı değildir ama kesinliğiniz yüzünden diyalog kurmamız imkansız olmasa bile zor olacak.

    https://www.facebook.com/notes/osmanziya-osmanziyao%C4%9Flu/insanin-ayaklari-ve-kanatlari/462427740503642

  • Sibel 11 Mayıs 2013, 16:29

    Tek başına iyi ya da tek başına kötü bi şey olamayacağını kesin surette bildiim için büyücülüğü de bi amaçla kullanmamışımdır :)Bu kelime Castaneda öğretisinde belli bir manada kullanılır, tıpkı “savaşçı” kelimesi gibi.

  • osmanziya 10 Mayıs 2013, 21:35

    BÜYÜCÜLÜK

    “Büyücü”nün anlamının sizin için olumlu kullanıldığının fakındayım ancak yazılarınızı uzun süre okumadığım haliyle ne anlama geldiğini bilmiyorum ancak genelde kültürümüzde muskacı, üfürükçü ve büyücü sözcükleri “dindar” sözcüğü gibi olumsuz anlamlar içerirler.. dindarlar pek sevilmez.. genelde kamil insanlara dindarlık yakışıyor ve sevimli oluyorlar fakat sıradan insanlar dindar olduklarında giydikleri beyaz gömleğin hakkını veremediklerinden pek sevimli bulmuyorlar üstelik ayrıcalık gören ya da temayüz isteyen bu insanları meleklerle karşılaştırıyor ve onlarla karıştırıyorlar. Belki bölücülük’e yol açtığı için büyücülük ve dindarlık dahi sevilmez.

    Diğer taraftan inisiyatif alanında ve mistizmin bilinmezlerle dolu platformunda gizemli yetenekler insanlara ürkütücü gelmiştir hep.. elbette fizik ve psik nesneler ve kimseler gibi meta-fizik ve para-psişik eşya ve eşhas dahi vardır.. insanın yetenekleri çok ve çeşitli olduğu gibi dünyaları ve uygarlıkları çok çeşitlidir..İngiliz edebiyat büyücülerinin narnia.. yüzüklerin efendisi ve Henri Potter büyülerinin çağdaş sinema büyücülerinin animasyonlarıyla bizi, madde almadan, gözümüzü boyamaları büyü değil de nedir. Bu büyülerin esası.. edabiyat ve matematik karışımı yedinci san’at olan SİNEMA’nın bilgisayar tekniğinin olanaklarıyla bir banallık veren sanallık halini almasıdır. Yaptıkları da gösteri uğruna insanların ZAMANLARINI çalmak.. ki bu büyücülerin huylarını terk etmediklerini gösterir.

    Büyüleriyle insanı önce TESHİR sonra da esir etmek. Kelamın teshiri diğer fizik ve psik tesirlerden çok daha etkilidir.. çünkü bestesiyle fiziğimizi coşturur ve güftesiyle de psiğimizi uçurur. Gözü gerçeğe uyutur ve kulağı öyküyü yutturur. Hava’yı “sıs” derim sıs, sisiyle ve süsüyle.. ısıtması.. işittirmesi.. ışıtması “isi-t-mesi büyüler.. ne kadar acaib.. bir metreküp havada tüm “ses”ler yani dalgalar yayılır.. inceldikçe madde daha bir garaib kazanır.. her ne kadar resmi fizik “esir” maddesine reddetmişse de ben inanmayı sürdürürüm.. nitekim vakumda korkunç enerji görüldü.. karanlık madda ve karanlık enerji dışında bildiğimiz evrenin yüzde dört olduğu ilan edildi.. hasılı elektromanyetik alan kavramı içinde tüketilemez uzay.. gerçekler ise kuramlarla bitirilemez ama KURAM’da YAŞAM’ı döver.

    Şimdi yaşamımızda öylesine çok ve öylesine çeşitli büyüler var ki hepsi sıradan bir olay haline gelmişler.. sinema.. televizyon.. bilgisayar.. genetik.. sibernetik.. ve bütün bunların üstünde semiyotik.. bütün bunlar ülfet-i nesne ve ünsiyet-i kimse.. alışkınlıklar ve tanışkınlıklar dünyasında kaybolup yitmişler.. kalbin gafleti ve aklın gabaveti ile çevrili köyümüzü dünyanın kendisini sanıyoruz. örneğin şu Dream AquariumXP ekran koruyusundaki akvaryumdaki balıkları izlerken “w” tuşun basın.. görüntü çizgileri dönüşür.. bu matematiğin büyüsüdür. FKB math ile kontrol edilir.. AKLIN uygarlığı bunu en uç noktalarını götürmeye çalışır.. çalışılır.. nereye kadar ? Fiziğin ötesi.. Kimyanın Berisi ve Biolojinin DERİSİ.. matematiğin ötesinde manevi virüsler ve tılsımlı trojanlar içerir

    Kısaca uygarlığın bizi getirdiği bu büyülü noktadan hiçte mutlu değilim.. türlü büyücülerin çeşitli sihirleri ile bizi bir kutu içinde hapsettiler.. bir kutuya bindirip başka bir kutuya götürüyorlar ve sonunda varacağım iki metrekarelik KABİR kutusu.. Halbuki biz önce de bu kutuda sonuçlandırıyorduk yaşamı mızı ama doğa ile iç içeydik.. Çağdaş uygarlığın, götüreceği The Matrix ile öngörelen geleceği göz ardı etsek bile, bizden aldıkları ile bize verdiklerini karşılaştırırsak bugün için.. kaybımız daha fazla gibime geliyor.. orta halli sıradan bir insana geçmişin nemrud ve fravunların değil son Osmanlı Padişahının konforundan kat kat bir rahatlık soruyor.. sınırım Topkapı sarayındaki tuvaleti görmüşsünüzdür. Ama günümüzde konsensüs odur ki yaşam doyumunda memnuniyet neredeyse sıfır. Hasılı ister doğal olsun ister yapay olsun, sihir ve büyü yaşamımızı ve uygarlığımız kuşatmış.. ve sözün büyüsü ise hepsinin üzerinde tuzu biberi.. ve “biz” de bu büyüyü bozmaya ahdettik.. felsefeye yeni bir yöntemin tünelini kazmak .. hikmete özgün bir dilin diyalogunu vermek.. dine yeni bir kapının diyalektiğini açmak.. hem de ellerindeki büyülere kızmadan ve onları kazımadan.. bildiğimiz dört alan ve üç aradan.. noksan kalan dördüncü ara’yı açıp sekizliği tamamlayarak. Yoksa “ben” de mi büyücüyüm ? Öyle ise sizde bize katılın. Çünkü sana ve bana çözülmesi gereken son büyü: bu ben ve şu sen. Zira “biz” O’nu bulmadıkça sevgimiz ayrılıkta karanlık çıkaracak ve bilgimiz karanlıktan ayrılık doğuracak.

  • Sibel 10 Mayıs 2013, 07:03

    Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki, kelimenin sözlükteki veya anadan içerimize nakşı farklı olabiliyor ya da zaman içinde toplumsal deişikliklere uğramış olabiliyor o sebeple, “büyücü” deyince ne anlarız, ne anlarsınız, ne anlarlar bilemiyorum. Benim için merak çok canlıdır, çocuklukla bitmemiştir çoğu insana nazaran, alışıldık şeyler diyarında kalamam uzun boylu, bana yeni alanlar açacak her ne ise bir yanaşır dinlerim, kararı verecek olan yine benim.

  • osmanziya 09 Mayıs 2013, 23:03

    Sevmenize sevindim.. merak.. sual.. ve cesaset ve tecessüs.. merakın meşrusun ve açığına SUAL, gizlisine ve belki de gayrı meşrusuna CASUS’luk denilirse benim mezhebimde bir kavramın anlam çerçevesi dörtlenmedikçe sanki bir üyem kopmuş hissisen kapılırım.. burada CESASAT esas yaparsak ikisini (merak ve sual) bulduk ikisi kaldı yani üçüncüsü ve dördüncüsü.. yani illaki olmak zorunda değil ama rahat edemiyorum.. aslında burada başka bir dörtlükten söz edecektim: şehvet ve şefkat ile cesaret ve cesaset.. bunlar kontrolu gereken, ifrat ve tefriti olan ve istikamet olan hattı vasatta bulunması gereken çizgiler.. bunlardan biri olan cesasetin dört parçasını ararken elimizde olan merak ve sualden başka iki tane daha olmalı.. merak ve suali tahrik eden esarengiz gizemler ve muamma dolu bilinmezler.. efsunlar ve büyüler.. fusus-u hikemin derinliğinde ve garib gizemlerin, acib bilinmezlerin peşinde dolaşan akıl.. bunlar sanki köşe bucakta gizlenip aniden önümüze çıkan kaza ve belalar gibi insanın vehminin ötesinde ve hayalinin berisinde dururlar. Bu kapılarda hiç dolaşmadım.. hazzetmedim böyle şeyleri.. yeterince cesur değimliydim.. şefkatim için gerekli bir saik mi bulamadım.. şehvetim için muharrik bir nesneye rastlamadı mi.. bilemiyorum.. sanki güdülerimi kilitlemiş ve dürtülerin pençeresini kapatmış gibi merak ve sualin etrafında dolanıp durdum.
    Ne büyücülerle sohbet ettim.. ne de öcüleri umarsadım.. muhtaç olup çıkarım olmadığı gibi bunlarla işgal edilmeyi kendim içinde başkaları içinde yararlı da bulmadım.. çünkü gerçek öylesine muhteşem ve muazzamdı ki en tantanalı gizemler bile yanında basit bir hayal mesabesinde kalıyordu.. gerek bilimin sunduğu gerçek.. gerek dinin çağırdığı gerçek.. bütün bunlara karşı aklımın parselasyonunu sığındım ve bu da beni bu güne kadar götürdü sonunda bana yar olacağını bilemem fakat hiçbir zaman darda bırakmadı.. katı yöntem ve kesin inanç.. yaklaşık bilgilerin ilacı ve kuşkulu buyrukların şifasıdır.. vehmin ve hayalin elindeki merak ve suale karşı usul ve üslübumuza sahip çıkmak, hem kendi kafamızın karışıklığımızı giderir hem de başkalarıyla diyalog imkanı sağlar. Hasılı şu garib dünyanın bu acib insanı için cesasetin merak hocasına ve sual asistanına evet.. fakat sırrın bunaltıcı gizemine ve muammanın ürkütücü karanlığına hayır diyemesek bile en azından usulü kurup uslubumuzu buluncaya kadar ihtiyatlı davranmak benim için doğru yoldur.

  • Sibel 07 Mayıs 2013, 22:12

    “merak ilmin hocası ise sual onun asistanıdır.. asistan ise gür işlerin hür düşlerin fistanıdır…”
    Bunu sevdim 🙂

  • osmanziya 07 Mayıs 2013, 21:52

    zikir ile fikir ile kelam ve ile arasında ne fark var.. ve bu farkın açtığı arkta, aşk ise kadrini bildiğin elinde olmayanlara ulaşmak.. düş nerede başlar gürlük ve hürlük nerede biter.. başlayan ve biten arasından nasıl çıkılır.. soru değişmez fakat konu değişir… öyle ise değişmeyen soru’yu şöyle yazalım: “s” zikri ile “o” fikri ile “r” kelamı ve “u” ilmi arasında ne fark var.. benzeyenler.. benzemeyenler.. benzeyenler benzemeyenlere anlatsın.. çünkü merak ilmin hocası ise sual onun asistanıdır.. asistan ise gür işlerin hür düşlerin fistanıdır…

  • Emrah vatansever 30 Mart 2013, 20:29

    Gücenmeyenlerdenim. Değindiğiniz için teşekkürler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir