Dünyayı Durdurmak

27 Ocak 2009

Yerinde çakılı kalmıştı, hiçbir yerini kıpırdatamıyor ve hissedemiyordu. Ama bir şeyler onu dimdik ayakta tutuyordu. Bu öyle bir görüntü getirmişti ki, Carlos için dağ, tepe, yer, ufuk diye bir derinlik yok gibiydi. Hatta düşünce, duygu diye bir şey kalmamıştı. Hepside yitip gitmişti. O artık özgürce uçar gibiydi.

Bu halin ne kadar sürdüğünü kestiremediği bir anda birden sanki bir şeyin vücuduna çarptığını hissetti. Sanki güneş üzerinde patlamıştı ve o güneşi ufuk çizgisi üzerinde görmüştü. Doğruca o ufka baktı ve sonra hafif hafif de olsa ‘’dünyanın çizgilerini gördüğünün farkına vardı.

Çevresindeki her bir şeyi her yönden ÖRERCESİNE saran olağanüstü beyaz floresan ışıklanmaların bolluğunu algıladı. Gözlerini kırpıp yeniden açıp baktı. Çizgiler oldukları gibi durmaktaydılar. Çevresindeki her şeyin üzerine doğru uzanıyor ya da onların içinden çıkıyor gibiydiler.

Bu durum ona bir sonsuz gibi gelmişti. Ama beklide birkaç dakikaydı yaşadıkları süre. Dünyadan ve bedeninden ılık, yatıştırıcı bir şeylerin fışkırdığını hissetmişti. BİR SIR KEŞFETTİĞİNİ BİLİYORDU. Öyle yalın bir şeydi ki bu. Hiç tanımadığı bir duygu seline kapılmıştı. HAYATINDA ÖYLESİ BİR İLAHİ ÖFORİ DUYGUSUNU, ÖYLESİ BİR DİNGİNLİĞİ, ÖYLESİ BİR HERŞEYİ KUŞATAN KAVRAYIŞI DAHA ÖNCE HİÇ TATMAMIŞTI. Fakat bu gördüğü ya da aldığı hali anlatması yada düşünmesi bile olanaksızdı. Onu ancak BEDENİ BİLMEKTEYDİ.

Carlos arabaya binerek doğruca DON Juan’ın evine gitmek için yola koyulur. Eve vardığında DJ tek başınadır. Yaşadıklarını anlatmaya başlar. Juan ise onu can kulağı ile dinler. Sonunda da ekler: DÜNYAYI DURDURMUŞSUN işte der. Bunun için de yardımlarından dolayı Genaro’ya teşekkür etmelisin

Carlos’un yaşadığı gerçeğin ne olduğunu şu cümleleriyle belirginleştirir Juan.

‘’Senin içinde duran o şey, insanların sana bu dünyanın nasıl bir yer olduğuna ilişkin anlatageldikleriydi. Anladın mı? Herkes bize, doğduğumuzdan bu yana dünyanın FALANCA FALANCA ŞEKİLDE, FİLANCA FİLANCA BİÇİMDE OLDUĞUNU ANLATIP DURMUŞTUR. ELBET BİZİM DE DÜNYAYI ONLARIN ANLATTIĞI ŞEKİLDE GÖRMEKTEN BAŞKA BİR SEÇİMİMİZ YOKTUR.

Büyücülerin ve sıradan insanların dünyaları birbirinden farklı olmayıp aynı dünyada, her şeyin aynı olduğu ve bu işin sadece GÖRMEK olduğunu anlatır Juan. Ola ki sen GÖRMENİN insanın yalnızca iki dünya arasına, sıradan insanla büyücülerin dünyası arasına sokulduğu zaman gerçekleştiğini öğrenmişsindir. Sen şu anda o iki dünyanın tam ortasındasın. Görmeyen herhangi bir büyücü de senin gibi çakalla konuştuğunu sanır. Ama GÖREN bir kimse bilir ki buna inanmak, büyücüler aleminde çakılıp kalmaktır.

Ixtlan Yolculuğu

Muhteşem bir bölüm bu. Belki de kendi görüşüme onay bulduğum için böyle söylüyorumdur, ki öyledir 🙂

Ben bunu (büyücüler alemine çakılıp kalmayı), Oyun Kuramı’nda, oyun evrenlerine sonsuzca hapsolmak şeklinde tanımlamıştım.

Oyunun mükemmel maddesi ve manası, insanın bilerek ya da bilmeyerek  ilgisiyle şekil alır ve sonsuzca sürebilir.

Şimdi hemen bunu unutalım. 

Çünkü Dünya yani dişi cinsi, deşifre edilmekten nefret eder.

Ve onun gazabına uğramak istemeyiz.

Bilecek ancak bilmediğinize kendinizi ikna edeceksiniz.

Görecek, görmemiş gibi yapacaksınız.

İsterken istemiyor gibi olacaksınız.

Kendin olmadan kendin olmayı başarmalısınız.

Yani İKİ arada BİR derede kalınız.

(BKÖ’den alıntı)