Dünya Tarihi – Bölüm 2

13 Mayıs 2013

 

M.Ö. 75,000 – M.Ö. 11,000

 

HAYAT-TARIH-GAZETESI-S-1-SUMERLER-YAZIYI-BULDU__18393394_0M.Ö. 75,000 yıllarında bir buzul çağı daha yaşandı ve bir kez daha, insanlık hayatta kalma kavgasına girişti; ama bazı kültürler diğerlerinden daha iyi durumdaydı ve gelişim basamaklarını daha hızlı çıkıyordu. Özellikle bir grup, sizin onlara verdiğiniz isimle, Cro-Magnon İnsan idi. Diğer birçoklarının arasında, bu grup hiç bozulmadan kaldı. Zaman içinde ölen diğer grupların bireyleri, Cro-Magnon grupta enkarne oldular ve yeni gelen ruhlar sayesinde gelişim hızlandı. M.Ö. 50,000 yıllarında, çok önemli bir olay oldu. Dünya ısınıyordu ve gelişim bütün hızıyla devam ediyordu. Enki ve Nin, Ruhsal Hiyerarşi’den ve Christos Sirianları’ndan, bir kez daha insan bedenlerini geliştirmek için emir aldılar. Bu kez fiziksel ve zihinsel gelişimden çok, ruhsal gelişim amaçtı. Bu kısmı tarihinizle birleştirmeden önce, gezegenin geri kalanında olan bitenlere bir göz atalım. Yu, Rama, Lemuria, Mısır ve yeni Maya imparatorlukları, insan nüfusunu tehdit eden dinozorları ve diğer büyük hayvanları yok etmek için bir yol bulmak üzere Atlantis’e temsilciler gönderiyorlardı. Buldukları çözüm, büyük hayvan soyunun kökünü kazırken, birçok insanın da ölümüyle sonuçlandı. Bu da yine Dünya’nın İlahi Planı ile uyumluydu. Bu büyük hayvanların ölümü, hâlâ hayvan bedenlerini kullanan son Dünya Sirianları’nın ruhlarını serbest bırakacak ve onları İlahi Plan’daki bir sonraki adıma aktarmamıza yardımcı olacaktı; yani ruhsal gelişim için Christos tohumunun girişine! Bu onlara 52,000 yıl ile 5,200 yıllık bir döngü verecek, bu süreçte ruhsal açıdan gelişerek gezegeni kendi başlarına koruyabilecek gezegen muhafızlarına dönüşeceklerdi. Bunlar olurken, son birkaç bin yıllık süreye kadar her şeyin tamamen farkında olacaklardı. Ruhsal Hiyerarşi, Christos Sirianları, Galaktik Federasyon, Sirius A ve Nibiruan Konseyleri, gelişimi değerlendirmek ve devam eden gelişimle ilgili gerekli ayarlamaları yapmak için döngüleri sürekli gözlemleyeceklerdi. Atlantisliler, onlara bu teknolojiyi vermiş olan Marduk’un yardımıyla enerji kristallerini kullanıyorlardı ve dünyayı ele geçirmekle ilgili planlarını (bu aslında Marduk’un planıydı) hayata geçirmek için emin adımlarla ilerliyorlardı. Ama bu plan asla gerçekleşmeyecekti. Lemuria, Lyran/Sirian yönetim biçimini korumakta ve Atlantis ile barışçıl ilişkiler sürdürmekte zorlanıyordu. Birçok Lemurian, çoktan gezegenin başka yerlerine göç etmişlerdi bile. Birçoğu, Lemuria’nın yaklaşan sonuyla ilgili kehanetleri duyuyorlardı. Göç ettikleri yerlerden bazıları bugün Güney Amerika, Meksika, Amerika, Kuzeybatı ve Orta Avrupa olarak bilinmektedir. Dinozorların ölümünden sonra, Dünya Sirianları’nın ruhlarının transferi işlemi tamamlanmıştı. Ruhların bazılarının bölünmesi yüzünden, bu iş çok uzun zaman almıştı. Bu Dünya Sirianları’nın çoğu transfer olmak istemiyorlardı; bu yüzden kendilerini bölmüşler, böylece hem insan hem de hayvan bedeninde aynı anda yaşamaya başlamışlardı. Ama bu da bir şeydi; sonuçta tam olarak adım atmadan önce, insan bedeninde yaşamanın nasıl bir şey olduğunu görme fırsatı bulmuşlardı. İnsan bedeninin daha iyi olduğu konusunda onları ikna etmek kolay değildi.

 Adem ile Havva (Adapa ve Lillith)

 Christos Aşısı, Amelius’un kendisi aracılığıyla verilmişti. Eterik Sirianlar’ın başı olarak, onun Adem ya da Adapa olması çok doğaldı. Adapa, İnsan, Sürüngen, Feline ve Carian soylarından geliyordu. Bu iş, Enki’nin verdiği spermle Nin’in verdiği yumurtanın döllenmesi sayesinde başarıldı. Bu döllenmiş yumurta, Ninhursag’ın rahmine yerleştirildi. Çok geçmeden, Nin Adapa’yı, yani Amelius’u doğurdu. Mükemmel bir insan bebeğiydi ve onun sayesinde iki ırkın entegrasyonu mükemmel bir şekilde başarılabilirdi. Bu da insanoğlunun hem İnsan hem de Sürüngen DNAsı taşıdığı anlamına gelir. Kendimizi kabullenmeyi ve sevmeyi nihayet öğrendiğimizde, kendimizi her yönümüzle severiz; hem Sürüngen hem de İnsan olarak. İki ırkın ve dolayısıyla Işık ile Karanlık özelliklerin birleşmesinde Şefkat enerjisini güçlendirmek için, Christos Aşısı’na Feline ve Carian DNA’ları da eklendi. Enki ve Nin, Adapa’yı çocukları olarak sevgiyle büyütüyorlardı. Enki ona bildiği her şeyi öğretiyordu ve doğrusunu söylemek gerekirse, Enki son derece iyi eğitimlidir. Adapa büyüdüğünde, sperm ondan alındı ve diğer yarısını döllemek için kullanıldı. Ona Lillith (ya da Lilith) adını verdik. Siz ise Havva dediniz. Annesi yine Ninhursag idi. İkisi de bilinçli varlıklardı ve çocukları da öyleydi. Lillith, Adapa ile birlikte Cennet Bahçesi’nde oynayarak büyüdü; yani E. Din Arazisi’nde. Bu aşıyla ilgili en önemli şey, şimdi nihayet insan bedenlerinde yaşayan Dünya Sirianları’nın ruhsal gelişimini güçlendirecek olmasıydı. Adem’den gelenleri kızıl, sarı ve kahverengi ırklar olarak devam ettirdik ve gezegende Ruhsal Hiyerarşi’nin gösterdiği noktalara yerleştirdik. Adapa ve Lillith, E.Din’de ya da sizin verdiğiniz isimle Cennet Bahçesi’nde anne ve babasıyla kaldı. Dünya düzleminde enkarne olan diğer herkes gibi Amelius/Adapa da, enkarne olduğunda kimliğini unutmayı kabul etti. Ama bir süre sonra sizin gibi o da hatırlamaya başladı. Pleaidian yasalarına göre, Lillith ve o evliydiler. Lillith, Adapa’ya tohum yoluyla da bağlıydı. Yani Lillith onun hem kızı hem de karısıydı. İncil’de Cennet’in Efendisi olarak geçen kişilik, Enlil’den başkası değildir. Cennet Bahçesi’ndeki yılan ise Enki idi. Yılan, Enki’nin sembolüdür.

 

 

Adem ile Havva ve Elma Efsanesi

 

Lillith (Havva), yemesi için Adapa’ya (Adem) bir elma vermedi. Bu, kilise rahiplerinin insanın düşüşünü günah olarak kadının üzerine yıkmak için İncil’e yazdıkları bir şeydi. Bu olduğu zaman, kilise o zamanlar tüm dünyada yaygın olan kadın odaklı aile yapısını yıkmaya çalışıyordu. Tanrıça’nın bastırılması ve susturulması gerekiyordu. İsa’nın sözde çarmıha gerilişi gibi, elma olayı da hiç olmadı; kilise rahipleri tarafından, insanoğlunu günah fikrine alıştırmak için kullanıldı sadece. Ancak bu olduğu taktirde kilise rahipleri insanoğlunun günahlarını bağışlayabilecek kişiler olacaklardı; İsa’nın Kanı sayesinde.

 

Burada bir noktayı açıklamama izin verin: Günah diye bir şey yoktur! İsa, insanoğlunu kontrol etmek için kilise tarafından kullanılmıştır ve hâlâ da kullanılmaktadır. İsa, sadece topladığı bilgileri halkıyla paylaşmak için ülkesine dönmüş olan gezgin ve iyi eğitimli bir Yahudi rahibiydi sadece. En önemli öğretisi de şefkatle ilgiliydi. Şimdi size vermeye çalıştığımız şeyi, İsa o zaman insanoğluna vermeye çalışıyordu; yani 13. Boyut Şefkat Formülü’nü. Kiliseler insanlar günahları için bağışlanmadıkları taktirde, Cehennem’e gideceklerini söyledi. Yahudi sözel aktarımı da elma efsanesini kuşaktan kuşağa aktardı ama bundan herhangi bir meyve olarak söz etti. Bütün bunlar, M.Ö. 2000 yıllarında, Marduk tarafından aktarılmaya başlandı. İyilik ve Kötülük Ağacı (antik bilgi), Enki’nin antik bilgileri Adapa’ya, Lillith’e ve onların soyundan gelenlere aktarmak için kurduğu yeni okulun bir sembolüydü. Yılan Kardeşliği olarak biliniyordu. Meyve de o okulda öğretilen bilgilerin sembolüydü.

 

Tekrar İncil’e dönersek; iddia edilenin aksine, Enlil aslında Adapa ve Lillith’e kızgın değildi. Bunun yerine, Adapa ve Lillith’in çocuklarını eğittiği için Enki’ye kızgındı. Gelecekteki kuşakların kendilerini yok edeceğinden korkuyordu. Enlil, yeterli ruhsal olgunluktan mahrum olan varlıkların elinde böylesine bilgilerin son derece tehlikeli olacağına inanıyordu. Üstelik Marduk ve Sürüngenler gibi bunun kesinleşmesini sağlayacak bir sürü kaynak vardı. Marduk, Dünya ve Sürüngenler ile ilgili planlarını gerçekleştirmek için bu bilgileri kullanacaktı. Bugün dünyanıza bakarsanız, onun neler hissettiğini anlarsınız. Bunun, bir çocuğun eline bir dinamit lokumu ve bir kibrit vermekten farkı yoktur. Enlil’in insanlıktan nefret ettiği ve tiksindiği yazılmıştır. Oysa durum bu değildi. Üstelik Enlil, Adem ve Havva’yı Cennet Bahçesi’nden de kovmadı. Dünya Sirianları ve bu yeni ırkla ilgili İlahi Plan’in devamı ona emanet edilmişti. Sürüngenlerin elinde yok olmaktan onları kurtarmak istiyordu; ancak o zaman hayatta kalarak gelişimlerini tamamlayabilir ve Dünya’nın koruyucuları olarak görevlerini yapabilirlerdi. Bu da onu ve Nibiruan Pleaidianları’nı ebeveynlik rolünden kurtaracaktı.

 

 

 

Yılan Kardeşliği

 

Enki, Adapa ve onun soyundan gelenlerin ruhsal eğitimlerini başlatmak için Yılan Kardeşliği’ni kurdu. Bu okul, Gizem Okullarının ve sonrasındaki Mason Localarının başlangıcıydı. Daha önce de belirttiğim gibi, Enlil, Adapa’nın soyundan gelenlerin ruhsal eğitimi konusunu tam olarak onaylamıyordu; bunun üzerine, Enki ile sürtüşmeye başladılar. Ruhsal eğitimin yanında, Enki onlara evrensel kanunları, kutsal geometriyi ve enerjiyi kullanma tekniklerini öğretiyordu. Enlil ise İlahi Plan’in teknolojik gelişimin daima bir adım önünde kalacak yavaş bir ruhsal gelişimin gerektiğini biliyordu. Bu, insanları kendi teknolojileriyle kendilerini öldürmekten koruyacaktı. Sonunda iki kardeş bir anlaşmaya vardılar; Galaktik Federasyon ve Ruhsal Hiyerarşi’nin de onayıyla, Adapa ve çocuklarının E. Din’den çıkarılmasına ve dışarıda kendi başlarına yaşamalarına karar verildi. O zamana kadar bizim tarafımızdan gözetilmişlerdi. E.Din’den çıkarılmaları, hayatta kalmayı en önemli amaçları haline getirecek, böylece teknolojik gelişimleri yavaşlayacak ve ruhsal gelişimlerini bir adım geriden takip edecekti. Yılan Kardeşliği devam edecekti ama her jenerasyonda sadece birkaç kişi eğitilecekti. Bu, gezegeninizdeki rahipliğin başlangıcıydı. Ama ne yazık ki rahipler güç açlığıyla kıvranmaya başlayınca, Kardeşlik de yozlaştı.

 

Sonunda, plan işe yaramadı. Enlil haklıydı. Tarih M.Ö. 11,000’e ulaştığında, ırk her şeye yeni baştan başlamasını gerektirecek bir noktaya ulaşacak denli dejenere olmuştu. Marduk ve Sürüngenler’in etkisinde kalan Atlantisliler, bu kararın temel nedeniydi. Dünya’ya hükmetme arzuları, bütün gezegende savaşlara yol açmıştı. İncil’de geçen Tufan hikayesi, sizlere anlatıldığı gibi astronotların insan kızlarıyla (Luluslar) evlenmesi yüzünden olmadı. Bunun yerine, Marduk’un Atlantis’te yaptıkları yüzünden oldu. Açıklayayım:

 

 

Atlantis
Tarih yaklaşık olarak M.Ö. 25,000 civarıydı. Marduk’un etkisi altında olan Atlantisliler, dev bir kristalin gücünü kullanıyorlardı. Bu başlangıçta hava araçlarının, gemilerin ve denizaltıların yakıtı olarak kullanılıyordu. Atlantisliler, bu dev teknolojik gelişimden çok memnundular. Marduk onlara Nibiruan ve Sürüngen teknolojisini sunarken, bir yandan güvenlerini kazanıyor, bir yandan da planını sürdürüyordu. İşe, daha sonra toplumda baskın kesim haline gelen bilim çevresiyle başladı. Sonra yönetici kesime sızdı ve çok geçmeden de tahtın arkasındaki güç haline geldi. Bu durum, Atlantis toplumu içinde müthiş bir bölünme yarattı ve ruhsal eğilimli rahiplik çevresindeki insanlar ile güç ve teknoloji düşkünü insanları karşı karşıya getirdi. Yönetici sınıftan en alt tabakadaki halka kadar ciddi sürtüşmeler vardı. Birçok Atlantisli, Marduk’u destekliyor, birçoğu da desteklemiyordu. Lemurianlar delegeler gönderdi ve Marduk’un rehberliği altında tüm dünyayı ele geçirme planlarının olası sonuçlarıyla ilgili Atlantisliler’i uyardı. Marduk, babası Enki’nin Dünya ve Nibiru varisi olması gerektiğini düşünüyordu; amcası Enlil’in değil. Ama Enki bu yöneticilik tutkusundan çoktan vazgeçmişti bile. Lâboratuarında çalışmayı, bir şeyler üretmeyi ve ruhsal çalışmaları izlemeyi tercih ediyordu.

 

Diğer yandan, Marduk, yönetmeyi tercih ediyordu ve bunu yapma hakkının tanınmadığını düşünüyordu; annesi Yılan İnsanlar”ın Prensesi ve büyükannesi de Ejderhalar Kraliçesi olduğuna göre, kendisinin de buna hakkı olmalıydı. Dramin’in ilk kocası, o benimle evlenmeden önce ölmüştü. Marduk, babasını Dünya’nın hakimiyeti için mücadele etmeye kandıramazsa, bunu kendisi yapmaya karar vermişti. Atlantis, başlaması için mükemmel bir yerdi, çünkü Mezopotamya ve Mısır’dan, dolayısıyla da babası Enki’nin ve amcası Enlil’in gözlerinden uzaktaydı. Dünya’yı ele geçirmek konusunda, Marduk’un çok güçlü bir kozu vardı; Dev Kristal. Kristalin gücü sayesinde Tiamat’tan arta kalan kuyruklu yıldızlardan büyükçe birisinin kontrolünü ele geçirmişti ve başka ulusların boyun eğmesini sağlamak için bu tehdidi kullanıyordu. Marduk istediği anda ve istediği noktada kuyruklu yıldızı dünyaya çarptırabilirdi! Büyüklüğü ve hızı düşünülürse, düştüğü yerde koca bir uygarlığı yok edeceği açıktı. Bunu Lemuria’ya yaptı ve bütün bir kıtanın sulara gömülmesine neden oldu. Bunu Rama ve Yu imparatorluklarıyla da yapmaya hazırdı ki Nibiru, Dünya yörüngesine geri döndü. Nibiru, kuyruklu yıldızı yörüngede sabit tutan taşıyıcı ışını bir an için kesince, birkaç dakika içinde kuyruklu yıldız Atlantis’in üzerine çarptırıldı ve kıta batmaya başladı. Bu yaklaşık 11,000 yıl önce gerçekleşen Büyük Tufan ile hemen hemen aynı dönemde oldu ve küresel bir yıkım getirdi.

 

 

 

Gökkubbenin çökmesi ve Tufan

 

Marduk aynı zamanda Gökkubbe’nin yıkılmasından da sorumluydu. Gökkubbe, Dünya’nın yörüngesini saran, yaklaşık üç mil kalınlığında bir nem tabakasıydı. O zamanlar insanlar Güneş’i ya da Ay’ı göremiyordu. Tıpkı Avyon gibi, Dünya da astropikal bir yapıdaydı; antik metinlerinizde tarif edilen bahçe benzeri yeşilliklerin nedeni buydu. Bu ancak sürekli bir nem sağlayan ve güneş ışınlarını süzen bir Gökkubbe (canopy) varsa mümkün olabilir. Gezegenin çeşitli noktalarında, yerin altında kristal tapınakları vardı. Bunlar, Gökkubbe’yi yerinde tutuyordu. Marduk, oğlu Seth’e Mısır’daki Büyük Piramit’ten kristal tapınaklarına saldırmasını emretti. Gökkubbe yavaşça çökerken, bu da kırk gün süren şiddetli yağmurlara neden oldu. Seth bu işi başarmak için, Büyük Piramit’in içindeki bir lazer silahını kullandı. Büyük Piramit’i bu amaçla kullanması, İkinci Piramit Savaşı’nın başlamasına ve Büyük Piramit’in içindeki her şeyin Ninurta tarafından boşaltılmasına neden oldu.

 

 

Nuh Tufan’ına sebep olan su nereden geldi?

 

M.Ö. 11.000 yıl önce, dünyanın etrafında yoğun nemden oluşan bir kuşak vardı demiştim. Bu kuşak sayesinde dünyada fırtınalar, mevsimsel anormaliler ve sel gibi afetler görülmüyordu. Dünyanın çevresini saran yaklaşık 3 mil kalınlığındaki bu kuşak (ya da gökkubbe) sayesinde dünya’nın her yerinde ılıman bir iklim mevcuttu. Dünya’da cennete benzer bir yaşam sürülüyordu.  Eski kitaplarınızda sözü edilen yemyeşil ağaç ve sık bitkilerle kaplı dünyamızdaki koşulları ancak böyle bir gökkubbe sağlayabilirdi. O zamanlar dünya’daki insanlar bu kuşak yüzünden Güneş’i ya da Ay’ı göremiyordu. Astropikal yapıdaki dünya’daki yaşam koşulları o zaman çok rahattı. Bu kuşağı Galaktik Federasyon’un gezegen ve yaşam yaratan mühendisleri inşa etmişti ve onu yerinde tutan enerji üreten yapılar dünyanın değişik yerlerinde gizlenmişti. Daha sonra bu yapıların birkaçının insanlar tarafından yokedilmesi ile buz kristallerinden ve nemden olan kuşak dünyaya yağmur halinde düşerek büyük tufanı oluşturacak miktarda suyu meydana getirdi. Bu enerji kristallerinin yokedilmesi fikri Nibiru’nun komutanı Marduk tarafından başlatılmıştı. Marduk, Mısır’daki oğlu Seth’e Büyük Piramit’in kristal tapınaklarına saldırmasını emretti. ME adı verilen bu kristallerin bazılarının yokedilmesi sonucu kuşak 40 gün süren muazzam yağmurlarla çöktü.

 

Bugün Nuh Tufanı’nı meydana getirecek kadar bol miktarda suyun nereden geldiği ile ilgili pekçok görüş ortaya atmaktasınız. Enerji üreten yapılardan bazıları hala dünyanın çeşitli yerlerinde sağlam olarak bulunmaktadır iddiasını kanıtlamak amacıyla bunların yerleriyle ilgili bilimadamlarınız pekçok araştırma yapmış fakat başarısız olmuşlardır. Bu kadar bol miktarda suyun bir anda ortaya çıkışı ile ilgili teorilerden birisi olan buz kristalleri kuşağı ya da nem kuşağı teorisi bu teorilerden birisidir ve size şunu söylemeliyim ki gerçektir. Küresel ısınma ile ilgili projelerinizden birisinde, kutuplardaki buzların tamamının eriyerek okyanus su seviyesini ne kadar yükselteceği ile ilgili çalışmalar yapılmıştı. Çalışmaların sonucunda yeryüzünün tamamını etkileyecek büyüklükteki bir tufanın meydana getireceği suyun, yağan yağmurlarla açıklanamayacağı sonucuna varıldıktan sonra bu suyun nereden geldiği ile ilgili varsayımlar ileri sürülmüştü. Bunların içlerinde o zaman en akla yatkın olanı, yoğun nemden oluşan bu kuşağın yokedilerek yağan yağmurlarla global ölçekte bir sel felaketine yol açması fikri kabul görmüştü. Bu konu ile ilgili çok fazla bilgiye, İnternet’te “canopy” ve “flood” anahtar kelimeleri aratılarak ulaşılabilmektedir.

 

Ruhsal Hiyerarşi, Galaktik Federasyon ve Felineler ile bir toplantı yaptık; Nibiru’nun geçişinden dolayı oluşacak olan yörüngesel değişimle ilgili insanları uyarmama kararı verildi. Marduk bütün gezegende savaş kovalarken, zaten insanoğlunun kendini yok etmesinin an meselesi olduğunu biliyorduk. Marduk, Pleaides, Dünya ve tüm Galaksi’nin hakimiyetini eline almak istiyordu. Dünya’yı ele geçirdikten sonra, Galaksi’yi ele geçirmek için geriye sadece iki adımı kalacaktı. Bütün yapması gereken, her şeyi çalıştıran bilgi yerleştirilmiş kristallerin kullanımını ele geçirmekti. ME adı verilen bu kristaller, sahibine ilgili olduğu şey üzerinde tam bir kontrol sunar. Dediğim gibi, Marduk tüm galaksinin hakimi olmak istiyordu. İnsanoğlu umurunda bile değildi. Onlar bu savaş makinesi için sadece yemdi. Planı onları yok etmek ve Sürüngenlerin tekrar Dünya’da var olmasına izin vermekti. Sonra, Galaksi’nin geri kalanındaki tüm insanoğlunu da yok edecekti. Sürüngenler, yaratılış mitine uygun olarak kendilerine ait olduğuna inandıkları şeye sonunda kavuşacaklardı. Marduk bu hedefe ulaşmaya kararlıydı. Zaman geldiğinde, gezegenden ayrıldık ve tufanı beklemek için yörüngedeki uzay istasyonuna geri döndük. Bu herkes için üzücü bir zamandı, çünkü çocuklarımız olan insanoğlunun ve 400,000 yıllık çalışmamızın yok oluşunu izliyorduk. Sürüngenleri, seçtikleri temsilcilerini (torunum Marduk), gezegeni ve galaksiyi ele geçirme arzularını küçümsemiştik. Bu kutup entegrasyonu çabamız da sonuçsuz kalmıştı. Ama bilmediğimiz şey, Enki’nin oğlu Nuh’a (Enki’nin çok çocuğu vardı) yaklaşan tufanı haber verdiği, Nuh ve ailesini alacak bir denizaltı yapmasını söylediğiydi. Enki, yaklaşan felakette onları denizaltıyla kurtarması için astronotlarımızdan birini göndermişti. Yaklaşan felaketle ilgili oğluna bilgi vermemesi konusunda Konsey’in koyduğu yasağı Enki’nin çiğnemesi nedeniyle memnun olduğumu söylemeliyim. Nuh ve ailesi hayatta kalmasaydı, her şeye yeniden başlamak çok daha zor olurdu. Enki insanoğlunu gerçekten seviyor ve çağlar boyunca sizler için birçok fedakarlıklar yaptı. Gelişiminizdeki dönüm noktalarında size yolu göstermek için birçok kez geri döndü. Bu açıdan buna Nin’i de dahil etmeliyim.

kaynak: http://www.bluepoint.gen.tr/anu.html

Önceki Bölüm:http://sibelatasoy.com/?p=10658

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir