Dünya Tarihi – Bölüm 1

11 Mayıs 2013

 

 

M.Ö. 480,000 – M.Ö. 100,000

 

480,000 yıl önce Dünya gezegenine geldiğimizde, Lemurianlar, hayvan bedenindeki Sirian ruhlar, Sürüngenler (Tiamat’ın yok edilmesi sırasında yer altına inenler) ve gelişmekte olan İnsan primatları ile karşılaştık. Primatlar, Felineler ve Eterik Sirianlar tarafından gezegen yüzeyine yerleştirilmişti ve biz geldiğimizde, Homo erectus seviyesine ulaşmış durumdaydılar. Zeki, telepatik varlıklardı ve vahşi doğada hayvanlarla uyum içinde yaşıyorlardı; toplumları komün yapısındaydı. Ayrıca Asya’da “Yu” (Doğulular) ve “Atlantis” (kızıl ırk) uygarlıklarını da gördük. Bunlar, Hybornea’nın yok edilmesinden sonra gezegeni yeniden kolonileştirmek için Dünya’ya gelen kuzenlerim tarafından başlatılmıştı. Ashen, Yu uygarlığını ve Alta (Atlas) da Atlantis uygarlığını başlatmışlardı. İkisi de Lemuria’nın devamı olarak görülüyordu ve ikisi de, Lemuria’nın ana imparatorluk olarak görev yapacağı konusunda anlaşmışlardı. Bu uygarlıkların üçü de Lyra’da beyaz ırklar olarak başlamıştı ama gezegende yerleştikleri bölgelerde iklimle daha iyi uyum sağlayabilmeleri için Felineler’in DNA değişimleri yapılması konusunda tekliflerini kabul etmişlerdi. Kızıl, sarı ve kahverengi ırk böyle ortaya çıkmıştır. Siyahi ırk ise gelişmekte olan insan primatlarından kaynaklanmıştır. Homo sapien haline gelmek için gereken DNA değişimini almak için Nibiruanlar ile karşılaştıklarında, gezegen muhafızı haline geleceklerdi. O zaman geldiğinde, Dünya Sirianları’nın ruhlarını taşıyacak durumda olacaklardı. Beyaz ırk, Nibiru’daki Avyon Kraliyet Soyu tarafından başlatılmıştır.

 

Dünyaya gelmemizin nedeni
Dünya’ya gelmemizin iki nedeni vardı. Öncelikle, insanlarımızı kurtarmak için Nibiru’nun çevresini saran güç kalkanını yeniden oluşturmak amacıyla altın toplamak istiyorduk, ikincisi, gelişmekte olan gezegen muhafızı ırkla birleşerek iki sarmallı DNA taşıyan İnsan bedenini yaratmak için yardımcı olmak üzere Felineler ile ortak çalışmaya söz vermiştik. Ağabeyim ve eski Nibiruan kumandanı Alalu, daha önce Dünya’ya gelmiş ve altın bulmuştu. En büyük oğlum Enki’yi ve en iyi elli astronotumu (Anunnakiler) altın toplama operasyonunu başlatmaları için Dünya’ya gönderdim. Nibiru için zaman daralıyordu, bu yüzden kaybedecek tek bir anımız bile yoktu.

 

Şimdi, size biraz daha tarihi bilgi vermek istiyorum. Sürüngen ırkından Dünya üzerinde kalanlar bir hayli kalabalık bir nüfusa ulaşmışlardı ve bir anlaşmaya varmadan, altın çıkarma operasyonunu huzur içinde sürdüremeyeceğimizin farkındaydık. Bu, Tiamat’ın yok edilmesinden beri Nibiru’da yaşayan Ejderha Kraliçe Drarnin’i eş olarak kabul etmemle gerçekleşti. Bu birleşmeden doğarı çocuğumuz Enki’dir. Enki, yarı Nibiruan İnsan ve yarı Ejderha ya da Sürüngen’dir. Üç çocuğum ve torunlarım, Nibiru’da doğmuştur ve biz Dünya’ya gelene kadar hepsi yetişkinlik çağına ulaşmıştır; Enlil, Enki, Ninhur-sag, Ninurta, Nannar, Marduk ve Thoth (Ningishzidda).

 

   sümer-fukraDünya Görevi

 

Enki’nin uzay aracı, Mezopotamya yakınlarında bir yere indi. Anunnakiler ile birlikte kamplarını kurduktan sonra, Alalu’nun daha önce bulmuş olduğu yerde altın çıkarma işine başladılar. Enki, adına Eridu dediği ilk şehri inşa etti; diğer adıyla, 1 Numaralı Dünya İstasyonu. Bu arada Sürüngen akrabalarından da fazlasıyla yardım aldı. Kızım ve Dünya Görevi’nin Şef Tıp Subayı Ninhur-sag, astronotların tıbbi muayenelerini yapmak için bir süre sonra gezegene indi. Diğer oğlum ve varisim Enlil ile altın konusunda yardımcı olmak için kısa süre sonra da ben indim. Anunnakiler ellerinden geldiğince hızlı çalışıyorlar, sudan altın ayrıştırıyorlardı ama ellerindeki altın, Nibiru’yu kurtarmaya yetmezdi. İnsanlarımız ölmeye devam ediyorlardı. Daha fazla altın bulmak için arama başlattık ve Afrika’da bulduk. Ama bir sorun vardı; yer altındaydı ve çıkarılması gerekiyordu. Enlil ve Enki arasında gerilimli anlar yaşanıyordu. Enki, kendisi daha önce geldiği için Dünya’nın ona verilmesi gerektiğini düşünüyordu; altın çıkarma işi bir yana, sonuçta ilk kamp ve şehir Eridu’yu inşa etmek için ter dökmüştü. Bütün işi kendisi yaptığından, bu hakka sahip olduğunu savunuyordu. Enki, Dünya’nın Ejderha Kraliçesi’nin oğluydu ve Sürüngen bakış açısından, Dünya’nın da varisi olmalıydı. Sürüngenler, yaratılış mitine dayanarak Dünya’yı kendi malları olarak görüyorlardı; hâlâ da öyle görüyorlar. Kız kardeşim ve karım Antu’nun oğlu olan Enlil, Pleaidian kanunlarına göre haklı varisimdi. Bu da, artık benim yönetimimde olduğu için Dünya’nın da varisi olarak onu gösteriyordu. İkisi de haklı nedenler ortaya koyan bu ikisi arasında ciddi bir çatışma vardı. Tek çözüm, kur’a çekmekti. Öyle yaptılar. Enki, ülkesi olarak Afrika’yı, Enlil de Dünya’nın geri kalanını aldı.

 

 

 

Eski Tanrılar Arasındaki Savaş

 

Altın çıkarma işini başlatmak için astronotları Afrika’ya gönderdik ve Enki de başlarında bulunmak için onlarla gitti. Enlil’i Eridu’nun başına bıraktım ve Nibiru’ya dönmek için hazırlandım ama Alalu’nun torunu Kumarbi beni durdurdu. Kumarbi bir süredir bana, oğullarıma ve torunlarıma karşı kırgınlık duyuyordu. Büyükbabası çekildikten sonra kendisinin kumandan ilan edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Görünüşe bakılırsa, yörüngedeki uzay istasyonunda (Igigi) bulunan astronotları kendi tarafına çekmeyi başarmıştı ve şimdi güç kullanarak kumandayı ele geçirmek istiyordu. Ama bu olmadı Torunum Ninurta, diğer birçoklarıyla birlikte Kumarbi’nin ve yandaşlarının yenilgisiyle sonuçlanan bir savaş başlattı. Uzay istasyonundaki astronotları değiştirdiğimi tahmin edersiniz.

 

 

Cennet Bahçesi

 

Dünya’da işler yürümeye devam ediyordu. Enki Mezopotamya’da yeni inşa edilmiş Bad Tibira adlı metalurji merkezinden yörüngedeki uzay istasyonuna dev miktarlarda altın gönderiyor, altın oradan Nibiru’ya aktarılıyordu. Enlil ise dört yeni şehir daha kurmakla mesuldü: Bunlar Sippar (uzay limanı), Nippur (görev kontrol merkezi), Bad Tibira (metalürji merkezi) ve Shimppak (tıp merkezi) adlarını taşıyordu. Kızım o hastaneyi çok seviyordu. Enlil’in orayı en son tıp teknolojisi ve geniş laboratuarlarla donatmasını sağlamıştı. Hayat gelişmeye devam ediyor, yeni şehirler ve etrafını saran yeşillikler görülmesi gereken bir manzara ortaya koyuyordu. Nibiru’dan her türde meyve ağaçları için tohumlar getirmiştik. Mezopotamya, sanal bir Cennet Bahçesi haline gelmişti. Biz ona E.Din diyorduk. İşte hızla yürüyordu ve herkes uyum içinde yaşıyor, zevkli çalışıyordu. Bu dingin ortam, yaklaşık 200,000 yıl devam etti.

 

 

 

Anunnakiler Ayaklanıyor

 

M.Ö. 250,000 civarlarında, Afrika’daki astronotlar ayaklandılar. Dünya’nın sıcak bölgelerinde çıkardıkları altının miktarından tatmin olmamışlardı. Sonunda gerilim bir kırılma noktasına ulaştı ve birleşerek ayaklandılar. Enki, durumu bildirmesi için Enlil’i çağırdı. Ama Enlil altın madenlerinin bulunduğu yere geldiğinde, Anunnakiler onu rehin aldı. Anunnakiler ile aynı tarafta olmasına karşın, Enki adamlarına Enlil’i bırakmalarını söyledi ve onlar da bu emre uydu. Enlil, Anunnakiler’i kışkırttığı gerekçesiyle Enki’yi suçladı ve Konsey önünde yargılanmasını istedi. İki kardeş, Konsey huzurunda konuşmak üzere Nibiru’ya döndüler. Anunnakiler’in altın çıkarmaktan daha değerli işler için eğitilmiş oldukları sonucuna varıldı. Enki, çözümün altın çıkaracak işçi bir ırk yaratılması olduğunu düşünüyordu ve bu konuda Christos Sirianları ile anlaşmıştı. Mühendis olmasının yanında aynı zamanda genetik uzmanı olan Enki, Ninhursag ile birlikte yeni işçiler yaratmak için Shuruppak’taki lâboratuarlara çekildi.

 

 

 

Luluslar’ın (İlkel İşçiler) Yaratılması

 

Yeni işçi ırkın yaratılması, Galaktik Federasyon, gezegensel Ruhsal Hiyerarşi, Christos Ofisi ve Kurucular ile yaptığımız anlaşmaya göre gezegende yapmamız gereken iki işten biriydi. Bu konuda Felineler’den yardım aldık. Kızım Ninhursag’ın annesi ve Feline ırkından gelen karım Rayshondra, bu konuda çok yardımcı oldu. İşlerin nasıl gittiğini görmek için Shuruppak’a geldi. Anne/kız iyi bir takım olmuşlardı. Rayshondra, genetik alanında çok deneyimliydi. Ninhursag’ı ve Enki’yi yetiştirdi. Uzmanlıklarını sunmak üzere Sirius A’dan gelen başkaları da vardı; Natara ve Joysia da onların arasındaydı. Bu beklenen bir olaydı. Sadece gezegenlerini kurtarmaları gereken Nibiruanlar tarafından değil, aynı zamanda Dünya Sirianları da bunu bekliyordu. Yeni fiziksel araçlarının yaratılmasına başlanmıştı. Bu unutulmaz olayı görmek için, Christos Sirianları da geldi. Gezegeninizdeki birçokları, bu işçi ırkı sadece altın çıkarmak ve bize hizmet etmelerini sağlamak için yarattığımızı sanıyor. En önemli ruhsal nedenler sizin için yazdığımız ve ardımızda bıraktığımız tarihi belgelerden silindiği için, bu mantığı anlayabiliyorum. Ama şimdi bu nedenleri sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Devin ve Avyon Soyu’ndan gelenler olarak, karmik ve genetik açıdan Tiamat/Dünya ile bağlantılıydık; ama gelişmekte olan insanlar Pegasus yıldız sisteminde yeni bir ev kurmuşlardı. Dolayısıyla, temel olarak, hâlâ bir ırkın ebeveynleriydik ama o ırk artık Dünya’da değildi. İşçi ırkının yaratılmasıyla, bir kez daha Dünya’daki varlıklar için ebeveyn ırk olmuştuk. Bu ırk, Eterik Sirianlar’ın ve Felineler’in ikinci kez yaptıkları tohumlamanın sonucuydu. Bu gelişimin tamamlanma zamanı, Dünya zamanıyla şimdiki zamandır ve ırkın DNA kodları bizim tarafımızdan hızlandırılmadığı sürece, bu görev tamamlanamaz. Genetik hızlandırma olmadan, gelişen İnsanlar kendilerini güncelleyemezler ve bu da galaksinin ve dolayısıyla da evrenin gelişimini engeller. Buna ek olarak, bu yeni ırka ebeveyinlik ederek kurup entegrasyonunu anlamanızı sağlayacağız. Bu, Nibiruan/Pleaidian İlahi Planı’nın bir parçasıdır. Dünya’ya gelmemizin ruhsal nedeni budur. Son olarak, Homo erectus aşamasından Homo sapiens aşamasına geçilmesi için DNA hızlandırılmasının sağlanması, Dünya Sirianları’nın ihtiyaç duydukları İnsan bedenlerinin hazırlanması için gerekliydi. Bu transferin tamamlanması 200,000 yıl sürdü.

 

 

 

DNA Hızlandırması

 

Bu hızlandırma, İnsan primatlarına yeni yetenekler verdi. Mantık yürütme ve daha karmaşık seçimler yapma yeteneğine sahiplerdi. Okuma ve yazmanın temellerini öğrenebiliyorlardı. Telepati yeteneklerini ellerinde tutmalarına karşın, hiçbir psişik yetenek verilmemişti. Bu, bütün Dünya Sirianları geçişi tamamladığı zaman verilecekti. Ruhsal gelişim için, diğer psişik yetenekler de gerekecekti. Bu dönemde, Dünya Sirianları’na fazla karmaşık olmayan bedenler vermek niyetindeydik, çünkü hayvan enkarnasyon döngüsünde geçirdikleri milyonlarca yıl boyunca fazlasıyla gerilemiş durumdaydılar. Görebileceğiniz gibi, bu işin içinde ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir işçi ırk yaratmaktan fazlası vardı. Ama işçi ırkın da önemli olduğunu belirtmeliyim. Nibiru radyasyon yüzünden ölüyordu ve galakside barışın sağlanması için Galaktik Federasyon’un bir savaş yıldızı olarak ona ihtiyacı vardı. Bu ırkın neden yaratılması gerektiğini umarım şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur.

 

Şimdi tekrar Shuruppak’a dönelim. Nin (Ninhursag’a kısaca böyle diyorum) ve Enki, gelişmekte olan Homo erectus varlıklardan gerekli doku ve kan örneklerini topladılar. Bu zor bir iş değildi, çünkü çoktan toplumumuzun bir parçası olarak aramızda yaşamaya başlamışlardı bile. Sonra uygun DNA kombinasyonunu buldular ve bizim insanlarımızdan aldıkları DNA örnekleriyle birleştirdiler. Primat kadınların rahimlerinden yumurtalar aldılar ve astronotlarımızın spermleriyle döllediler. Bu döllenmiş yumurtalar, bazı kadın astronotlarımızın ve laboratuar çalışanlarımızın rahimlerine yerleştirildi. Doğan 12 çocuk, gelişmekte olan primatların bütün özelliklerini taşıyordu ama bununla birlikte, galaktik insanın mantık yürütme becerisini kazanmışlardı. Daha önce sadece hayvan ruhuna (ama çok zeki bir hayvan olduğu kabul edilmelidir) şimdiyse insan ruhuna sahiplerdi. Ama hâlâ yeterli ruhsal gelişimden yoksunlardı. İşçi ırkına neden daha yüksek bir gelişim aşaması kazandırmadığımızı merak edebilirsiniz. Açıklayayım. Daha önce de dediğim gibi, Dünya Sirianları hayvanların içinde çok fazla zaman geçirmişlerdi. Bütün bu süre boyunca, hayvanların basitliğine fazlasıyla alışmışlardı. Transferlerini sağlamak için, birçok açıdan hayvanlarınkine benzer şekilde hareket eden bir beden yaratmak zorundaydık. Bu yüzden onları altı yaşındaki bir insan seviyesine geçirdik. Eterik Sirianlar’ı bu yeni bedenlere transfer etmek zaman alacaktı. Doğan bedenlerin hepsi Dünya Sirianı ruhu taşımayacaktı. Dünya Sirianı ruhu taşımayanlar, konuşabilen ve basit işleri yapabilen evcil hayvanlar gibi olacaktı. Bu doğum yöntemine bir süre devam ettik ama bir süre sonra kadınlarımız ortalıkta sürekli hamile dolaşmaktan bıktılar. Melezlerin kendi kendine üreyemediklerini anlamanız gerekir; bunu onlar adına biz yapmak zorundaydık. Enki ve Nin, bir kez daha gerekli ayarlamaları yapmak üzere lâboratuara döndüler. Bu gelişim, kendi kendilerine üreyebilmelerini sağlayacaktı. Bu yeni ırka, Lulus adını verdik; bizim dilimizde, ilkel işçi anlamına gelir. Enki ve Nin, bazı değişiklikler yapmak için lâboratuara tekrar döndüler demiştim, bunu yeri geldiğinde açıklayacağım.

 

 

 

Büyük Kampanya

 

Dünya Sirianları’ın hayvan bedenlerinden insan bedenlerine aktarılması büyük bir sorundu. Birçoğu hayvan bedeninde rahat ettiği için transfer olmak istemiyordu. Hayvan güdülerini kullanarak yaşamaya alışmışlardı. Bunu bırakıp karmaşık bir insan bedeniyle uğraşmak, daktilo yazmaya alışkın birinin ilk kez karmaşık bir bilgisayarı kullanmaya başlamasına benzer. Kullandığımız taktikler, bir propaganda kampanyasına benzetilebilir. Bu açıdan Luluslar çok yardımcı oldular, çünkü hâlâ hayvan bedeninde olan Dünya Sirianları ile iletişim kurabiliyorlardı. Luluslar, onların insan bedeni kullanmanın avantajlarını görmelerine yardım ettiler. Yeni transfer olan ruhlar için bir öğretmen gibiydiler. Nin de bu transfer sürecinde çok yardımcı oldu. Luluslar onu çok seviyorlardı. Ona Anne diyorlardı. Nin gerçekten de bu yeni ırkın annesiydi; onları besliyor ve eğitiyordu. Enki ise babaydı. Ne yazık ki  Sürüngenlerin hepsi bu şekilde düşünmüyordu. Birçoğu onlara bedava köle gözüyle bakıyordu ve bu da kötü davranışlara neden oluyordu. Bu Nin’i çok kızdırdı ve Enki ile birlikte, Dünya Prensi Enlil’i onlara daha fazla haklar ve koruma sağlaması için sürekli olarak sıkıştırmaya başladı. Yeni ırkın yaratılmasından kısa süre sonra, bundan yaklaşık 150,000 yıl önce, yeni bir buzul dönemi başladı ve Luluslar da Dünya üzerindeki diğer birçok uygarlık gibi geriledi. Dünya’yı tohumlayan ya da kolonileştiren sadece biz Pleaidianlar değildik. Andromedanlar gibi başkaları da vardı. Ama bunların tümü Dünya ile ilgili İlahi Plan’a uygundu ve Christos Sirianları ile Ruhsal Hiyerarşi de onaylıyordu. Hayatta kalmak, İnsanlar’ın en büyük endişesi haline geldi; bu yüzden hiçbir ruhsal gelişim olmadı. Dünya Sirianları’nın transferini sağlamanın 200,000 yıl sürmesinin bir nedeni de buydu. İnsandan çok hayvan olmanın daha kolay olduğu zamanlar vardı. O zamanki insanlar hayvanla eş değerdeydi ve bu da sürekli tetikte yaşamayı gerektiriyordu. Lemuria’da olduğu gibi, insanların ölümden kurtulmak için toprağın altına indikleri bir dönem bile vardı. Bu, dinozorlar ve diğer dev hayvanlar sürüler halinde Dünya’nın çeşitli yerlerinde dolaşmaya başladığı zaman oldu.

 

Dinozorların da nasıl yaratıldığını burada açıklamak istiyorum. Bu, Dünya’nın yeniden tohumlandığı dönemde gerçekleşen bir tür mutasyon yüzünden oldu. Yeni bitkilerin hızlı büyümesini sağlamak için gönderilen fazla miktardaki enerji, zaten gelişmiş olan canlıların daha da büyümesine neden oldu. Böylece dinozorlar ve diğer büyük hayvanlar ortaya çıktı. Bu aşırı büyük yaratıklar, Tiamat’ın yok oluşu sırasında bile bir şekilde hayatta kalmayı başarmışlardı.

 

 

 

Anunnakiler, İnsan Kızlarıyla Evleniyor

 

M.Ö. 100,000 yıllarında, bir ısınma dönemi başladı ve insanların ruhsal gelişimleri yeniden hızlandı. Bu dönemde, astronotlar Luluslar’ın kızlarıyla evlenmeye başladı. Bunun sonucunda çok uzun boylu insanlar ortaya çıktı, çünkü Eterik Sirianlar’ın genetik bilgilerini taşıyan çocuklar, aynı zamanda bizim genetik bilgilerimizi de taşıyorlardı ve dolayısıyla boyları üç metreden fazla olabiliyordu. Ancak bu noktada, astronotların Dünya Sirianı ruhu taşıyan kızlarla evlendiklerine dikkat çekmek gerekir. Sadece hayvan ruhu taşıyan Luluslar ile evlenmeyi kesinlikle düşünmüyorlardı. Temel olarak, astronotlar mantık yürütebilen ve zekice iletişim kurabilen eşleri seçiyorlardı.

 

Dünya’ya gelişimizden M.Ö. 100,000 yıllarına kadar olan süreyi böylece anlatmış olduk. Elbette ki anlatacak çok daha fazla şey vardır ama bunu o dönemle ilgili kitaplar yazmış olanlara bırakacağım.

 

Anu Anlatıyor. Kaynak:

http://www.bluepoint.gen.tr/anu.html

 

Önceki bölüm: http://sibelatasoy.com/?p=585

Bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir