Dualitenin Sonu

29 Mart 2009

Dualitenin Sonu

Böylece Şambra, inanılmaz zamanlarda yaşıyorsunuz ve siz – insanlar bu inanılmaz çelişkiyi deneyimleyecekler. Bir gün herşeyi bilecek, ertesi gün hiçbir şey bilmeyeceksiniz. Bir gün yaşamınızda büyük bir sevgi olacak, ve ertesi gün sizi sevenler tarafından ihanete uğrayacaksınız. Farketmez. Gerçekten etmez. Ha, insan hali farketmesini isteyecektir ve bu konuda bağırıp çağırmak ve şikayet etmek isteyecektir, ve bir başkasını suçlamak isteyecek ve kurban olmayı, oyunu oynamayı isteyecektir – isteyecektir. Ama farketmez.

Siz, hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı inanılmaz bir çelişkiler zamanında yaşıyorsunuz. Biz geçenlerdeki bir Şaud’da hava durumundan söz ettik – havanın bir öyle bir böyle olmasından – inanılmaz bir çelişki. Bir an fırtına, bir sonraki an cennet. Bir an insanlığın ıstırap çekmesi, bir sonraki an büyük sevinç yaşaması.

Peki tüm bu çelişkiler neden? Şu anki bu karmaşa neden? Çünkü, sevgili dostlar, Dünya üzerinde yaşadığınız onca yaşam boyunca bildiğiniz o şey – dualite denen, karşıt güçler denen bu şey – dualite bilinci, artık tamamlanıyor… artık tamamlanıyor. Böylece görünürde ya da algılanır biçimde birbiriyle savaştığını gördüğünüz bu güçler, aslında şimdi birleşiyor.

Onlar birleşiyor, ve siz artık ne erkek ne kadın olacaksınız. Ama birleşirken de, eril yanınızla dişil yanınız arasında büyük bir çelişki olduğu algısı ya da yanılsaması da var, ama onlar aslında tamamlanıyor. Tüm bu Yeni Enerjiye dönüşme meselesi, aslında bununla ilgilidir.

Bu, bir anlamda, zamanın sonu. Bu, dualitenin sonu. Ama dualite, şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla kendini görünür kılıyor – ki bu da, onu her zamankinden çok daha güçlü hissedeceksiniz anlamına geliyor – ve aslında o artık bir çelişki değil, artık karşı bir güç değil, çünkü tamamlanıyor. Onlar aslında karmaşa ve çelişki ve anlaşmazlık gibi görünen şeyde yeniden biraraya geliyorlar. Görüyor musunuz, farketmez. Bu, doğal olarak meydana geliyor. Ve aslında çok da güzel bir yoldan oluyor.

Size, şu anda Dünya üzerindeki çok güzel bir sürecin yalnızca tek bir tarafı gösteriliyor. Herkes felaketlere odaklanıyor. Parçalanan sistemlere odaklanıyor. Kimsenin durmadığı öbür tarafa geçin. Yaratının, bu yanılsamanın öbür yanına geçin, ve olan bitenin güzelliğini göreceksiniz. Bu boyutsal resme bakıp duran ve “Dünya’ya neler oluyor? Buradan nereye gidiyoruz? Ne yapacağız? Ben neden buradayım?” diyen kitlelerle birlikte durmayın. Öbür tarafa geçin. Başka kimsenin durmadığı tarafa geçin, dünyanın her yanındaki Şambra, ve gerçekte neler olduğuna bakın. Bu çok güzel ve aynı zamanda da parçalanıyor. Bu, uzun, çok uzun süredir ayrı olan unsurların birleşmesidir, ve öylesine güzel bir işlem/süreçtir ki.

Bunun içindeki güzelliği gören olun. Ve sonra onu içine alan, burada gerçekten olan biteni kesinlikle hisseden olun. İşiniz ve paranız ve ah, borsalardaki değerlerle ilgili insanca kaygılarınızı bir kenara koyun. Farketmez. Sizin için, zenginlikler ve bolluk dediğiniz şeyler mevcuttur, ama bu, eski bolluklara hiç benzemiyor. Eski bolluk gibi davranmıyor. Bir sonraki çek nereden gelecek diye kaygılanmaktan vazgeçin.

Şimdi siz bu konuda benimle çekişmek istiyorsunuz, ve şu anda beni inandıracak ya da ikna edecek kanıtlar yazıyorsunuz. Sizi duyabiliyorum. “Ben Tobias’a bir eposta yazacağım ve diyeceğim ki, ‘Tobias, ne konuştuğunu bilmiyorsun, çünkü benim hiçbir şeyim kalmadı, ve bana gelen de hiçbir şey oluyor, ve ben bittim.'” Kesinlikle bittin. Öbür tarafa geç ve neden bittiğine bak. Herşeyi bırakmanın güzelliğine bak.

Küçün insan acılarını unutun… bunların çoğu sadece korku. Çoğu yanılsama. Aslında ne kaybettiniz? Hiçbir şey. Farketmez. Herşeyi kazanıyorsunuz, ama buna bakmak istemiyorsunuz. Herşeyin parçalanmasına bakmakla meşgulsunuz, fazlasıyla meşgul. Oyunun içinde fazlasıyla meşgulsunuz. Bir kurbanmış gibi davranmakla çok meşgulsunuz. Beni ve ana-babanızı ve çocuklarınızı ve eşlerinizi ve geçmiş yaşamlarınızı ve dünyayı ve politikacıları, ve uzay gemilerindeki küçük varlıklar ve yeraltındakiler de dahil olmak üzere diğer herkesi suçlamakla çok meşgulsunuz. Onların tümünü suçlamakla çok meşgulsunuz. Farketmez. Gerçekten etmez.

Ve biz bu konuda bir süre kol güreşi yapacağız, taa ki siz bir gün gülene ve şöyle diyene kadar, “Ah Tobias, keşke bana bunu umutsuzluğumun doruğundayken ve kederimin derinliklerindeyken söyleseydin, keşke bana ‘Farketmez’ deseydin, Tobias. O zaman ben oynadığım o küçük oyunu bırakır, herkesi suçlamaktan vazgeçerdim. Ve yüzümde kocaman bir gülümsemeyle derdim ki, ‘Şu anda Dünya’da ne muhteşem bir deneyim yaşıyorum – şeylerin parçalandığı yanılsamasını, oysa aslında biraraya geliyorlar.'”

Bu, kendi içinde bir tutarsızlık ya da bir çelişki değil mi? – herşeyin parçalandığı yanılsaması.

Milyonlarca insanla birlikte bir tepede durduğunuzu hayal edin, ve devasa bir resim var – devasa bir resim – ve ona “2009’da Dünya’nın Resmi” deniyor, ve o resim parçalanıyormuş gibi görünüyor. Boyalar akıyor, etrafındaki çerçeve çatlayıp kırılıyor, ve o… o, Tanrı, o, modern çağın tanrısı, o, yaşamın yanılsaması. Ve herkes ona bakıp şöyle diyor, “Parçalanıyor. Tapındığımız şey – o modern çağ tanrısı, yeni çağ Horus ve İsis’i  ve diğer herkes – bu kadar taptığımız o modern şey, yaşam yanılsaması, parçalanıyor. Gözümüzün önünde parçalanıyor ve bizi kurtaracak kimse yok, ve biliyorum” diyor insanlar, “burada bizi kurtaracak kimse yok çünkü ben Tanrı’yı çağırdım ve Tanrı falan gelmedi. Meleklere bağırdım ve onlar bana bu palavrayı sıktı. Yani hiçbir şey olmadığını biliyorum, ve…” Resim, yanılsama parçalanıyor. İşte o zaman, sevgili Şambra, ben, farketmez diyorum. Kesinlikle, ve bu arada, onun parçalanmasını siz istediniz. Değişimi siz istediniz.

Şimdi, kimsenin durmadığı tepenin o öbür tarafına geçin ve gerçekte neler olduğuna bakın. Herşey birleşiyor. Onun parçalandığına dair bir yanılsama olmak zorunda, yoksa siz sadece dualitenin eski unsurlarını pekiştirir dururdunuz. Erili daha da eril ve dişiyi daha da dişil kılardınız. Aydınlığı daha da aydınlık, karanlığı daha da karanlık kılardınız, ve bu da sadece oyuna katkıda bulunmak olurdu. Oysa sizin seçtiğiniz hiç de bu değildi. Istediğiniz hiç de bu değildi. Gerçekten deneyimlemek istediğiniz hiç de bu değil.

O resmin, o yanılsamanın öbür tarafına geçin. Öncelikle, orada resim falan olmadığını fark edeceksiniz! İkincisi, sizinle ya da sizsiz onların birleştiğini fark edeceksiniz. Bunlar olmakta. Herşey doğal bir ilerleyiş içinde.

Parçalanması, yalnızca bir yanılsama. Aslında parçalanamaz. Parçalanamaz.

Şimdi, DNA’nızda Atlantis denen bir şey var ve diyor ki, “Aa, ama Tobias, parçalanabilir. Hem de nasıl parçalanabilir!” (kahkahalar) “Ben gördüm, ben hissettim, ve o alevler gerçekten fazlasıyla sıcaktı.” (kahkahalar) “Onun için, bunun olamayacağını bana söyleme, Tobias.”

Pekâla, bir an için Atlantis’e geri gidelim. Neler olup bittiğine bir bakalım. O da bir evrimleşme ve bir geçişti. Gerçekten Benliğin keşfedildiği ve Ruhun, Tanrı’nın özünün keşfedildiği bir zamandı. Önce, cennetlerde olan bir Tanrı yanılsamasına gerek vardı, ve sonunda… sonunda birkaç insan, Tanrı’nın kendi içinde olduğunu anlamaya başladı.

Ama bir anlamda Atlantis zamanında, hepimiz biraz saf ve deneyimsiz olarak, hepimiz Ruhun çocukları olarak oynadığımız o büyük oyunu oynarken dedik ki, “Hadi şunu alıp havaya uçuralım.” Çocukken bunu yapmadınız mı? Küçük kamyonlarınızı ve oyuncaklarınızı alıp parçalamadınız mı? Bu çok eğlenceliydi! Bu inanılmazdı! Bum – parçala! Ve ne oldu? Eh, o zaman daha büyük ve daha güzel bir oyuncak geldi. Oynayacak daha büyük bir oyununuz oldu.

Atlantis bir hata değildi. Tanrı’nın gazabı değildi. Atlantis, insanlığın içindeki bir hata değildi. Ve bu arada, Atlantis hiç de o mükemmel toplum modeline sahip değildi. Birçok harika tarafı vardı ama mükemmel toplum değildi. Biz öğreniyorduk. Biz deneyimliyorduk. Biz böyle büyük bir karmaşayı ve bu büyük yıkımı yaşamanın neye benzeyeceğini deneyimlemek istedik. Ama farketmedi. Ondan kısa bir süre sonra, ya Dünya’nın üstündeki ya da Dünya’nın altındaki başka bir yaşam için geri geldiniz. Farketmedi. Siz hâlâ buradaydınız.

Biz, hepimiz, ben dahil, zamanların en iyisinde yaşıyoruz ve en kötüsünde yaşıyoruz. En inanılmaz zamanlarda yaşıyoruz… bugüne kadarki en inanılmaz zamanlarda. Sadece burada olabildiğiniz için, sadece istediğiniz için, sadece ve kesinlikle eğlenceli olduğu için burada olduğunuzu anlayın. Bunu bu kadar ciddiye almayın. Dünyanın yüklerini omuzlarınıza almayın. Korkuya kapıldığınızda, korkuyu hissedin. Kesinlikle, korkuyu hissedin. Kendi korkunuzdan kaçmaya çalışmayın – o zaten sizden önde. Siz daha oraya varmadan yolda karşınıza çıkacaktır!

Korkuyu hissedin, ama o zaman gerçekten onu hissedin, çünkü korku, bilincin çok ilginç bir enerjisidir. Ona sadece korku ve karanlık yanından bakacak olursanız, sizi donduracaktır. Sizi terörün derinliklerine ya da cehennemin yanılsamasına çekecektir. Ama ondan geçip gidin. Çevresinden dolanmaya bile kalkmayın, içinden geçip gidin. Öbür tarafta ne olduğuna bakın. Orada sizi bekleyen inciye bakın.

Hep birlikte derin bir nefes alalım.

Tobias

9 Yorum

  • Turan 30 Mart 2009, 17:29

    Sibel,

    umarim yine de zaman bulup bir seyler yazar. Yazmazsa bile cani sagolsun. Ben de yukardaki yaziyi okuyunca senin yazina benzettim ama yine de arasinda biraz fark varmis gibi geldi bana. Sadece kücük bir nuans farki.

    Ben yazmasini pek beceremedigim icin yazdiklarim okurlara hep sacma geliyordur herhalde :-))) Ama benim icin fark etmiyor, yine de yazmaya devam ediyorum. Benim icin antreman oluyor. Benim görevim galiba elestirmen olmakmis. Gelecek haytimda elestirmen olacagim :-)))

  • Sibel 30 Mart 2009, 16:58

    Çok hoşsun Turan 🙂
    Bildiğim kadarı ile Tobias, Amerikada yaşayan akademik görevlerde bulunan bir çiftin halen altı yedi yaşlarında olan Sam isimli oğullarının içine dolmakta imiş bir süredir. Yakında tamamen Sam’de olacakmış. Fakat kendini ne zaman hatırlar? Ya da hatırlayabilecek mi? bilemiyorum şu an. Hatırlarsa da kendine sorulan soruları cevaplamak için bir dünya turuna çıkacak mı, bu da bilinmez 🙂
    Şimdilik medyum kanalı ile konuşuyor, kırmızıçember adlı bir gurupla çalışmalarını sürdürüyr, çok neşeli ve candan bir zattır, beni çok güldürüyor. Ayrıca sanki zaman içinde ben ne demişsem onları teyid ediyor (zaten bu sebeple ilgimi çekmişti, ilk gördüğüm yazısını-geçen yıldı sanırım- kendi yazım sanarak okumuş altında ismimi görmeyince şaşırmıştım. Malum internetteki yazılarım onbinleri buldu, çoğunu unutmuş oluyorum 🙂 Offff… Düşününce ne çok konuşmuş ve saçmalamış olduğumu hatırladım şimdi.

  • Turan 30 Mart 2009, 14:15

    Sibel,

    bekleyen dervis….(gebermis :-))) )
    Ben bekliyecegim…

  • Hightech 30 Mart 2009, 10:39

    Why not desek. Gerçektende Tobias’ın dedikleri doğru.
    Buda iyice hissedilmeye başladı. Her son yeni bir başlangıç ve her başlangıçta
    teni bir sondur.
    Sevgiler.

  • Sibel 29 Mart 2009, 23:34

    TO-be-us
    belki? Kimbilir 🙂

  • Turan 29 Mart 2009, 22:31

    Neden? Tobias, Tobias degil mi? :-))))

  • Sibel 29 Mart 2009, 22:14

    Eğer Tobias soruna cevap verirse biraz şaşıracağım ama sevineceğim de doğrusu 🙂

  • Turan 29 Mart 2009, 19:58

    Merhaba Tobias,

    fark eden sey nedir?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir