Denizatı Vadisi- Selim Erdoğan

26 Ağustos 2014

Kitabı zevkle okudum. Yakında bir bilimkurgu yazma niyetinde olan ben için hoş bir sürpriz oldu çünkü böyle genç ve hızlı üstelik  başarılı bilimkurgucu ülkedaşlarım olduğu için sevinç ve ümitle doldum.

21012 yılında başlayıp 2 yılda dört kitap çıkarmak da işin cabası. Şimdi hemen diğer kitapları Sis, İkibinseksendört, Gofer Ağacı nın da siparişini veriyorum. Eminim bunlar da güzel bir rayiha bırakacaktır. Yazarın entelektüel birikimi, yazım tekniği, BK okumuşluk derecesi ve hayal gücü, kişisel/toplumsal ve evrensel bazda sorgulama hepsi dozunda ve birbirleriyle uyumlu. Bu kitabında biraz Stanislaw Lem’in esintisini duyar gibi oldum ama sadece bir his olabilir tabi.

Genç meslektaşımla tanışmak isterim, yolu açık ve parlak olsun.

*

Bir edebiyat türü olarak sınırlarının çizilmesi, tanımının yapılması en zorlarından birisidir Bilim-Kurgu. Nedir Bilim-Kurgu, hangi ögeleri içerir? Fantezi ya da diğer türlerden farkı nedir? Shakespeare’nin The Tempest oyunu ile, Le Guin’in Mülksüzleri, William Gibson’ın siber-punk romanları, Marry Shelley’in Frankenstein’ı, Phillip K.Dick’in Blade Runner’ı, Cormac Mc Carthy’nin The Road’ı, Orwell’in Bindokuzyüzseksendört’ü salt bazı ögeleri taşıdıkları için aynı türe ait eserler midir? Bu eserlerin sözgelimi zamanda yolculukların dolmuşa binmek ve inmek kadar kolay yapıldığı, dünyayı istila etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan yeşilli-antenli yaratıkların cirit attığı, milyonlarca ışık yıllık mesafelerin iletişim için sorun oluşturmadığı roman ve hikayelerle nasıl bir ortak noktası vardır? Bu tartışmalar türün her çeşit örneğinin bol miktarda verildiği, özellikle İngilizce konuşulan dünyada belki ikiyüz yıldır yapıldı, yapılmakta.

Romanın bir tür olarak ülkemize görece geç gelmesi, bilim-kurgu ögeleri taşıyan eserlerin belki biraz da “bilim” yapan kültürlere daha çok “yakıştığı” inancı ülkemizde gerek “ciddi” entelektüel nitelikler taşıyan gerekse çok daha yaygın ama daha “ucuz” üretimlerin yer bulmamasına yol açmış gibi görünüyor.

İşte Denizatı Vadisi böyle bir fonda okuyucuyla buluşuyor. Bizim ona bilim-kurgu dememizin nedeni türe özgü özellikleri içermesinden kaynaklanmadı (çünkü böyle ortak ayırıcı özellikler zaten yok). Ona bilim-kurgu dedik çünkü gelecekle ilgili ilginç simülasyonları var, Thomas Malthus’un kehanetini yeniden yorumluyor. Ona bilim-kurgu dedik çünkü matematikteki Mandelbrot kümesinin görselleştirilmesinden doğan harikulade bir ortamı kabus senaryosunun sahnesi olarak kullanıyor. Onu böyle sınıflandırdık çünkü okuyucu kahramanın içinde bulunduğu ortamı adım adım keşfetmesini izlerken, suç ve ceza kavramlarının gelecekteki olası evrimine tanıklık ediyor. (Kitabın tanıtım yazısından)

ey unutkan ve kendine meyleden kalbim!
sen söyle benim bu yağmurdan nasıl kurtulacağımı
benim mürşidim sen isen, şimdi sen söyle
uzak kalmasaydım kiminle kirlenirdi toprağın yüzü
tükenirdi göğüsümden terleyerek uzaklaşan hüznün
yürüyüp kalırdım ufukta daralan raylarda. 
şimdi kan kırmızı şafak renginden nasıl çıkarayım seni
bir trenin karanlıktan ışığa uzamasına şaşırsam da 
parmaklarımın ucuyla tutup nasıl çıkarayım seni
şayet bir şafak vaktinde yakalasam kanın sıcaklığını 
ışık oyunları nasıl kışkırtır aklımızı resimlerde

 

Yorum Yapılmamış

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir