Çift Kavramı ve Yağmacı

16 Haziran 2009

Enerji ile enerji bedeni birbiri ile birleştirilmiş iki enerji alanı kümeleşmeleri idi. İkisini birbirine bağlayan gücün, Eski çağ Meksika büyücülerine göre evrenin en akıl almaz gücü sayıldığını da özellikle vurgular.Kişisel fikrine göre bu güç tüm evrenin özü, var olan her şeyin nihai toplamıydı.

Don Juan’a göre fiziksel beden ile enerji bedeni, biz insanoğullarının aleminde birbirlerini dengeleyen yegane enerji biçimlenmesiydi.Bu yüzden bu ikisinin dışında hiçbir ikiciliği kabul etmiyordu. Beden ile zihin, ruh ile ten ikiciliğin enerji bağlamında hiçbir dayanağı bulunmayan sadece zihin kaynaklı sıralamalar olduğuydu.

Don Juan, herkesin disiplin yoluyla enerji bedenini fiziksel bedenine yaklaştırmasının mümkün olduğunu söylemişti. Normalde ikisinin arasında mesafe muazzamdı. Enerji bedeni belli bir alana girdi mi(bu her birey için farklıydı)herkes disiplinle onu fiziksel bedeninin tam bir kopyasına, yani 3 boyutlu, katı bir varlık haline dönüştürebilirdi, büyücülerin de anlattığı öteki, çift kavramı buydu işte. Aynı fiziksel ve aynı disiplin süreci ile herkes üç boyutlu, katı fiziksel bedenini enerji bedeninin tam bir kopyası haline yani enerjinin tümü gibi insan gözüne görünmeyen, eterik bir enerji akımı haline dönüştürebilirdi.

Don Juan bunları anlatırken, efsanevi bir önermeyi mi sunduğunu sorar; yanıtı,büyücülere ilişkin hiçbir şeyin efsanevi olmadığıydı. Büyücülerin pratik varlıklar olduğu ve onların bu yaptıklarını anlamanın zorluğu, onların farklı olan bilişsel sistemlerinden yola çıkmalarından kaynaklanmasıydı..

 Kozmosun derinliklerinden gelip yaşamlarımızın hakimiyetini eline geçiren bir yağmacımız var. İnsanoğulları da onların tutsakları…Yağmacı insanoğlunun sahibi efendisi. Uysal ve çaresiz hale getirmiş bizleri. Karşı çıkmak istesek, isyanımızı bastırır. Bağımsız hareket etmeye kalksak, aksini buyurur bize… Eski çağ Meskika’sı şamanlarının konuların konusu dedikleri şeye  salt kendi gayretinle varmış bulunuyorsun… Uzun zamandır bir şeyin bizi esir tuttuğunu sezindiriyordum. Eski çağ Meksika’sı büyücüleri için bir enerji gerçeğiydi bu…

Bu yağmacı(organik olmayan varlık) neden idareyi ele geçirmiş diye sorar CC. İdareyi ele aldılar çünkü biz onun besin kaynağıyız. Çözümsel zihnine hitap etmek istiyorum der, bir an düşün, mühendislik tasarımları yapan insanın zekası ile aynı insanın inanç sistemlerinin ya da tutarsız davranışlarının ahmaklığı arasındaki çelişkiyi nasıl izah edebileceğini söyle. Büyücülere göre; inanç sistemimizi iyilik ya da kötülük kavramlarımızı bize yağmacıların vermiş olduğunu söylerler.

Umutlarımızı, beklentilerimizi, başarı ya da başarısızlığa ilişkin hayallerimizi içimize yerleştiren onlar. Bize tamahkarlık, açgözlülük, yüreksizlik vermişler. Yağmacılar bizi, kendini beğenmiş, sıradan ve aşırı bencil hale getirmiş.

Bizi itaatkar, yumuşak başlı ve zayıf tutmak için yağmacılar saldırılar gerçekleştirir. Bize şatafatlı, çelişkili, marazi ve her an keşfedilme korkusuyla dolu olan zihinlerini vererek bizim zihnimiz olurlar. Kendi yaşamlarını elverişli hale getirirler. Hiç açlık çekmemiş olmana rağmen yiyecek kaygın olduğunu biliyorum,bu duygunun, her an manevrasının açığa çıkıp yiyeceğinin esirgeneceğinden korkan yağmacının kaygısından bir farkı yok.

Bizi yedikleri doğruysa, nasıl yapabiliyorlar bunu?

Büyücülerin bebek insanoğullarını baştan aşağıya parlak bir tabakayla, enerji kozalarının üzerine sımsıkı uyan plastik muhafaza gibi bir şeyle örtülü, garip ışıltılı enerji küreleri olarak gördüklerini açıklar. Yağmacıların yedikleri şeyin, işte bu farkındalık tabakası olduğunu ve insanoğulları erginliğe eriştiklerinde parlak farkındalık tabakasından geriye kalanın, yerden ayak parmaklarının üstüne kadar ancak çıkabilen dar bir saçaktan ibaret olduğunu söyledi. O saçak insan soyunun yaşamını ancak güç bela sürdürmesine olanak veriyordu. O ışıltılı kozanın dışındaki parlak farkındalık tabakasını taşıyan tek türün insan olduğunu söyler..

İnsanın çaresiz bir şekilde yakalandığı yer olan o dar farkındalık saçağının,özün yansıtılmasının merkezi olduğunu söyledi.Yağmacılar,bize kalan tek farkındalık noktamız olan özün yansıtılması üzerinde oynayarak amansızca, vahşice tüketmeye devam ettikleri farkındalık parlamaları yaratıyorlardı. Bizi farkındalık parlamalarımızı yükseltmeye zorlayan anlamsız sorunlar oluşturuyorlar ve bu yolla uydurma kaygılarımızın enerji alevlenmeleriyle beslenmek için bizi canlı tutuyorlardı.

Eski Çağ Meksika’sı büyücüleri ve günümüz diğer büyücüleri tümü yağmacıları gördükleri halde neden hiçbir şey yapmıyorlar? Senin ya da benim yapabileceğimiz hiçbir şey yok, tüm yapabileceğimiz, bize dokunamayacakları noktaya ulaşıncaya dek kendimizi disipline etmek. Dostlarından disiplinin o güç koşullarından geçmelerini nasıl isteyebilirsin?

Eki Çağ Meksika’sı büyücüleri onun yeryüzünde onun ilk kez ne zaman belirdiği konusunda epey kararsızdılar. İnsanın bir zamanlar muazzam sezgilere sahip, günümüzde erfsanevi destanlar gibi anlatılan farkındalık hünerleri gösteren eksiksiz bir varlık olduğu düşüncesine varmışlardı. Sonra her şey sanki kaybolup gidivermişti ve elimizde kalan uyuşturulmuş insandı artık.

İnsanlık için kalan tek seçenek disiplindir. Disiplin oluşturulabilecek tek engeldir. Büyücülerin disiplinden anladığı, beklentilerimiz arasında olmayan olasılıkları dinginlikle karşılama yetisidir. Onlar için disiplin bir sanattır, sonsuzlukla çekinmeden yüz yüze gelme sanatı.

Büyücülerin disiplini nasıl bir engel oluşturabilir ki?

Parlak farkındalık tabakasını uçucu için yenip yutulamaz hale getirir. Bu yağmacıyı şaşkına çevirir. Yenmeye elverişli olmayan bir parlak farkındalık tabakası bilişselliklerinde mevcut değildir. Eğer Bizim farkındalık tabakamızı yiyemezlerse, o büyümeyi sürdürür. Büyücüler disiplinleri sayesinde, parlak farkındalık tabakalarının ayak parmaklarının hizasından yukarıya doğru büyümesine izin verecek kadar uzun bir süre yağmacıları uzak tutar. Farkındalık ayak parmaklarının üstünde bir düzeye çıktı muazzam algılama hamleleri gerçekleştirmek doğal bir sonuçtur.

Eski Çağ büyücülerinin en büyük hileleri, uçucuların zihnine disiplinle eziyet çektirmekti. Uçucuların zihnini içsel sessizlikle zorladıklarında yabani donanımın kaçtığını keşfetmişlerdi. Bu da manevrayı gerçekleştiren uygulayıcılarda zihnin yabancı kaynaklı olduğuna dair bir şüphe bırakmamıştı.Yabancı donanımı geri gelir fakat eskisi kadar güçlü değillerdir ve bu kaçışlar rutinleşir, sonunda bir günde tümüyle kaçıp giderler. Artık kendi başının çaresine bakman gereken gün gelmiştir ve sen nerdeyse sıfırsındır. Ne yapman gerektiğini söyleyecek hiç kimse yoktur. Sana alışık olduğun ahmaklıkları buyuracak yabancı kökenli bir zihin yoktur artık…

 Bu konuda düşündükçe kendimi ve dostlarımı inceleyip onlarla konuştukça fikrim gittikçe kuvvetleniyordu. Benliği odak noktası olarak almayan her türlü eylemi, etkileşimi ya da fikri gerçekleştirmekte bizi aciz kılan bir şey vardı… Don Juan’a, o uçuşan gölgelerin benim mantıklı hayatımın sonu olacağını söyledim…Her yerde görüyordum onları..

Uçucuların zihni henüz tamamen terk etmedi, ciddi biçimde yara aldı. Seninle ilişkilerini yeniden düzenlemek için uğraşıyor. Kendi dediğiyle benim dediğim arasındaki çelişki üzerinde oynayıp seni yorarak ve vazgeçmeye zorlayarak yapabilir bunu.

Bizler evrenin yarattığı enerji sahibi araştırıcılarız ve farkındalığa sahip enerjimiz olduğundan, evrenin kendi farkına varması için araçlarız biz. Uçucular ise, acımasız meydan okuyucular. Onları uzaklaştırmaya niyetlen, çevrende bir enerji engeli oluştur. Sessiz kal, sessizliğinin içinden engel oluşacaktır. Eski büyücülerin enerji gerçekleri dedikleri şeylerden biridir bu. İçsel söyleşini kes.

Büyücülüğün gizemi dünyevi şeylerle hafifletilmeli. Hiçlikten kaynaklanmalı ve gene hiçliğe dönmeli. Savaşçı gezginlerin sanatıdır bu, fark edilmeden iğne deliğinden geçmek.

 Sonsuzluğun Etkin Yanı

3 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir