Yüzüncü Maymun Modeli
Blog , YENİ DÜNYA / 22 Ocak 2009

  Senelerdir her yerde bahsettiğim bu kavram nedir? Kendi yazdığımı bulamadığım için başka bir siteden alıntılıyorum, gayet güzel özetlemişler:  ‘The Hundredth Monkey’, yani ‘Yüzüncü Maymun’ isimli kitapta Macaca Fuscata denilen bir maymun türü üzerinde yapılmış 30 yıllık bilimsel bir araştırma projesi anlatılır. Zihninizden geçen sorulara ışık tutabileceğini düşünerek bu araştırmanın öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum: Japonya’daki Koshima adasında vahşi bir maymun kolonisi yaşıyordu ve bilim adamları onları kumların üzerine bıraktıkları tatlı patateslerle besliyorlardı. Maymunlar tatlı patatesleri seviyor, ancak kumlu ve kirli olarak yedikleri için durumlarından çok da hoşnut olmadıklarını belli ediyorlardı. Bir gün, İmo adlı sekiz aylık dişi bir maymun tesadüf eseri patatesini suya düşürdü ve kumlarından arınan patatesin daha lezzetli olduğunu keşfederek o günden itibaren patateslerini yıkayarak yemeye başladı. Bunu gören annesi ve oyun arkadaşları da İmo’nun yöntemini öğrendiler ve onlar da diğer maymunlara öğrettiler. Kısa bir süre içinde birbirlerini taklit eden bir sürü maymun patateslerini yıkayarak yer hale geldi ve bilim adamları yaşananları 1952-1958 yılları arasında kayda geçtiler. 1958 yılının sonbaharında Koshima adasında patatesleri yıkayarak yiyen maymunların sayısı “Kritik Kütle” diye adlandırılan sayıya ulaştı, artık hemen hemen tüm maymunlar patatesleri yıkıyorlardı. Bu olay bir tek Koshima adasında yaşansaydı, maymunlar arasında bir tür iletişim olduğu düşünülebilir ve araştırma bu şekilde…

Özgün olun-Gerçek olun
Blog , YENİ DÜNYA / 16 Ocak 2009

İki Önemli Anahtar –Özgün Olun Özgün olmak demek, özgün olmaktır. Geçmişte yaptıklarınıza ya da başka insanların sizin yaşamınızın kalıbını yaratmak için yaptıklarına dayanmaktan ya da güvenmekten vazgeçin. Özgün, yeni anlamına, daha önce hiç yapılmamış anlamına gelir. Özgün demek, içinizin derinliklerinden – yaratıcılığınızdan, benzersizliğinizden, Benliğinizle olan birliğinizden geliyor demektir. Şimdi, bu, yaşamınızda herşey özgün olmak zorunda, demek değildir, ama yaşantınıza özgünlük katmaya başlayın, lütfen. Sizden ve yalnızca sizden gelen bir şey. Diyorsunuz ki, “Peki ama nasıl bileceğim?” Çünkü sizin gibi, kendiniz gibi hissedilecektir. Özgün hissedilecektir. Size heyecan verecektir. Kopyalamak, o belli etkinliğin ya da yaratının heyecanını ve coşkusunu azaltır. Bu, büyük laf etmek oluyor ama, şu anlama geliyor, kopyaladığınız zaman, o akan, genişleyen yaşam enerjisi nasıl olabilir? Sadece kopyalıyorsunuzdur. Güvenceye oynuyorsunuzdur. Size meydan okuyacağım – iyi yaşamları olan sizler, sıkıcı yaşamları olan sizler – ben, özgün olmanız konusunda size meydan okuyorum. Özgün bir şey yapın. Bu, garip ya da tuhaf anlamına mı geliyor? Belki, ama öyle olması gerekmiyor. Sizden, kendinizden geliyor olması anlamını taşıyor. Bu sizin tanrısallığınızın sesi ve enerjisi ve bilincidir, ve o oynamak istiyor – oyun değil – ama yaşamın içinde sizinle oynamak istiyor. Özgün olmakla, bu zarif, basit enerjiyi yaşamınıza sokarsınız. –Gerçek/Otantik Olun Gerçek olun. Gerçek olun. Dünya…

Dünyayı değiştirecek buluş
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 15 Ocak 2009

A.A Türk ve ABD’li bilim insanlarının ortak çalışmasıyla, vücut hareketi, ısı ve titreşimi enerjiye çevirmede kullanılan malzemeler, saç telinden 5 bin kat incelikte üretildi. Böylelikle kendi enerjisini üreten malzemelerin yolu açıldı Nanoteknolojiyle geliştirilen “piezoelektrik malzeme”lerle gelecekte hayal gibi gösterilen kendi enerjisini üreten otomobiller ve güdümlü ilaç sistemlerinde yeni çözümler geliştirilmesinin de yolu açıldı. Nanoteknoloji üzerine özgün araştırmaları nedeniyle 1999’da dünyanın en prestijli ödüllerinden Feynman Nanoteknoloji ödülünü alan ve alternatif yakıt teknolojileri üzerinde 20 yıldır ABD ve Türkiye’den pek çok araştırma grubuyla çalışan Teksas Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahir Çağın, piezoelektrik malzemelerin bazı kristal ve seramik materyallerde bulunduğunu ve bu malzemelerin yıllardır elektronik ve mekatronik aygıtlarda yaygın biçimde kullanıldığını anlattı. Bu malzemelere baskı uygulanması ya da esnetilmesi sonucu oluşan kutuplaşma ile kendi enerjilerini üretebileceğini anlatan Çağın, “bu malzemelerin ayrıca ayak ve vücut hareketlerinden elektriğin üretebileceğini ve böylece kendini ısıtan kıyafetlerin yolu açılacak. Yada ısı ve titreşim olarak kaybedilen enerjinin bir bölümünü dönüştürerek kendi enerjisini üreten otomobiller yapılabileceğini, güdümlü nano ilaç taşıyıcı sistemleri ile kendi enerjisini üreten küçük ilaç kapsüllerini ürettikleri enerjiyi kullanarak vucutta istedikleri yere yollayabileceklerini” söyledi. HAYAL TEKNOLOJİLER 15 YIL SONRA GERÇEKLEŞECEK Çağın, mekanik enerjiyi kullanılabilir elektrik enerjisine çeviren piezo malzemelerin üretildiği materyallerin kimyasını, alaşımlarını ve nano yapılarını optimize…

YENİ İle Ne Yapabiliriz?
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 13 Ocak 2009

Evet daha öncede söylemiş olduğum gibi şu anda OYUN Evrenleri ile ilgili konuşuyoruz. Yani YENİler OYUN içlerinde olur. O halde ne yapacağız bu YENİyi?! Atsan atılmaz satsan satılmaz! demiştik en son (bakınız-Konu başı: http://sibelatasoy.com/?p=731. OYUN’a karşı çok dikkatli olmak lazım, şaka yapmıyorum, yukarda söylediğim herşey başınıza bir bir gelebilir, o sebeple fevkalade incelikli bir plan kurmanız lazım 🙂 Burada Gurdjieff’i anmadan geçemiyeceğim, demişti ki: “İnsan hapishanededir ancak bunun farkında değildir. Farkına varan her aklı başında kişi hapisaneden kaçmak ister, kaçmak için tünel kazmak lazımdır. Bunun dört gerekli şartı vardır; a) Özgür olmadığını, hapishanede olduğunu kabul etmek. b) Evvelce hapisaneden kaçabilmiş kimselerden yardım almak. c) Kaçış organizasyonu asla tek kişi olarak gerçekleştirilemez. Bir grup çalışması elzemdir. d) Büyük bir çalışma ve çaba gereklidir : “belirli bir amaca yönelik şuurlu çabalar” (Bakınız: http://sibelatasoy.com/?p=244) Ben kişiselden çok toplumsal anlamda bir anlatım yolu seçeyim, aksi takdirde konu çok uzayacak (istenirse onu da ele alırız). Önceki mesajımda anlatmaya çalıştığım; “YENİ kendini nasıl gösteriyor?” sorusuna cevap aramaktı. Şimdi YENİ ile ne yapabiliriz sorusuna cevap aramaya çalışacağım: Bu konu, ilkel topluluklardaki “şaman büyücü“nün yerini almış olan Sanatçılar ve Bilim adamlarının ARACI olmasına muhtaçtır! Bir şekilde YENİ’yi görmüş ya da ikinci elden (sade bir vatandaştan) edinmiş Yeni Dünya…

YENİ Kendini Nasıl Gösteriyor?
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 13 Ocak 2009

Bildiğimiz gibi yeni bir şey öncelikle imajinasyon/hayal olarak oluşuyor, bunu en güzel ifade eden Feynnman’dır: “daha önce hiç görmediğiniz bir şey olacak, daha önce görülmüş, ele alınmış her detayı kapsayacak, o ana kadar düşünülmüş olandan farklı olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muğlaklık içermeyecek.” (Bakınız:http: //sibelatasoy.com/?p=237 ) Benim düşünceme göre YENİ’nin imajinasyonu çok zordur ve insanlara çeşitli şekillerde ulaşır: 1. DJ’nin bahsettiği “bileşim noktasının” oynaması ile birlikte insan o güne kadar hiç bilmediği ve görmediği bir sahaya girer, buna “İkinci Dikkat” sahası denir fakat orada görülen YENİ’lerden Birinci Dikkate bişey getirmek zordur; çünkü döndüğünüzde bişey hatırlamazsınız. (buna sufiler HAL demişler) 2. Bileşim Noktasının kayması (HAL değiştirmek) nasıl sağlanır? Bunun çeşitli yolları var: * En basiti yanınızda bir Nagual varsa gerçekleşir, onun kürek kemiği civarındaki bileşim yerini itmesi ile doğrudan ikinci dikkate girilir ve nagual gözetiminde olunduğu için büyük bir tehlike olmaksızın çıkılabilir. Tabi bi nagual bulmak imkansıza yakın zordur. * Halisinasyon yaratıcı maddeler kullanıldığında bileşim noktası kayar. *.Narkoz altında, ya da baygınlık esnasında, *.Rüya görürken, * Çok büyük travmalarda, KAZAlarda ve kısmen aşık olma durumunda bileşim noktası kayar, yani olağan HALiniz değişir ve bir takım YENİler görme şansınız olur. Bileşim Noktasının olağanın çok fevkinde bir değişim…

İnvolve-Tütün/cep telefonu
Blog , YENİ DÜNYA / 11 Ocak 2009

 Sürekli ingilizce film/dizi izlediğimden midir nedir, bazen bir kelime bilinçsiz olarak bana takılır. O anda her ne yapıyor olursam olayım, içimde kendini tekrar eder. Hatta bazen farkında olmadan o kelimeyi bağırırım. (Tabi evde yalnız yaşamanın birkaç ufak artısından biri bu). Gerçi annem geçen gün beni şaşırtan bişey söyledi. Çocukken ve ergenlik çağlarında, durup dururken ve farkında olmadan garip laflar, melodiler bağırırmışım. Buna inanmak istemiyordum, güldüm, hadi canım dedim, kardeşim yapardı onu, karıştırıyor olmalısın. Yoo yo dedi, hele bi garip melodili olan vardı, onu sık söylerdin. Ben de o sırada hoşuma giden bir şarkıdan pasajdır herhalde dedim. O yine de inatla hayır bu hiç bir şarkının bi bölümü değildi dedi 🙂 Anemle inatlaşmanın manasızlığını çocukken anladığımdan, a iyi ya , olabilir, demek ki hatırlamıyorum dedim.   Herneyse, son bi kaç gündür içimde gezinip duran bi kelime var. involve… Manasını biliyordum ama manası ile gelmiyordu aklıma kelime, sadece olduğu gibi vardı. Hadi üşenmeyeyim sözlükten bir bakayım dedim az önce:   involve: (in/with ile) karıştırmak, bulaştırmak, içermek, kapsamak, gerektirmek   Bense bu kelimeyi, içine dahil olmak diye biliyordum. Meğerse benim sihirli kelimemi de içermekteymiş involve, yani kapsamak. 🙂 Ne anlama mı geliyor, ne bileyim? Bişeyi yaparken anlama filan bakmıyorum artık, öylesine içimden geldi…

Kritik Kütle/ Ya da Maya
Felsefe ve Kuantum , YENİ DÜNYA / 09 Ocak 2009

critical mass-kritik kütle: Reaksiyonun bitmemesi için gerekli olan minimum kütle miktarı. Uranyumun,  atom bombası yapmak veya reaktörlerde nükleer enerji elde etmek amacıyla kullandığımız izotopunun atom ağırlığı 235’dir ve U235, doğadaki uranyumun içinde  binde beş nispetinde bulunmaktadır.  U235 için kritik kütle miktarını bir dizi formül kullanarak hesaplamışlar ve yaklaşık 70 Kg. ağırlığında 20 cm. çapında bir küre olarak bulmuşlar.  U235 kritik kütlesi, atom bombalarının içinde, kendiliğinden patlama tehlikesine karşılık, iki parça halinde muhafaza edilir. Bombanın patlatılacağı zaman geldiğinde, parçalar hızlı bir şekilde birleştirilerek kritik kütle oluşturulur ve bunun içine bir kaynaktan nötron gönderilerek zincirleme reaksiyon başlatılır.  Kritik kütle teriminin çıktığı fizik biliminde durum böyle. Tabi bahsi geçen bir dizi formülün ne olduğunu bilmiyorum, bi yerlerde bulmuş olsam dahi aklımın ereceğini pek sanmam. 20 cm çapında bi kürenin 70 kilo gelmesi, hayli ağır bir bilyeden bahsettiğimizi düşündürdü. Bir de siyaset ve toplum bilimcilerin Kritik kütle tanımları var: “Kıdemli teorisyen”e göre, işin “özü” bu kavramda yatmaktadır. “Siyasal özne”nin (ki bunun ne olduğuna ilişkin tek söylediği “kimsenin kulu olmayan özneler”dir), çok ama çok büyük bir kitleselliğe ulaşması da gerekmemektedir, “kritik kütleye” ulaşması yeterlidir. Bir kez “kritik kütle”ye ulaşıldı mı, “orta sınıfları sarsmak, şok etmek” işten bile değildir. Çünkü bu işi “siyasal özne”nin ulaştığı “kritik kütle”…

Keşke krize gerek kalmadan
Blog , YENİ DÜNYA / 03 Ocak 2009

Macaristan iş gününü 4’e düşürecek    İşsizliğe karşı önlem olarak otomotiv fabrikalarının aldığı haftalık iş gününü 5’den 4’e indirme kararını Macaristan hükümeti de benimsedi.          Macaristan’daki sendikalar ve işverenler bu projeye sıcak bakarken, Macaristan Otomotiv Sendikası Başkanı Janos Borsik, işten çıkarılmak yerine haftada 4 gün çalışılmasının gayet mantıklı olduğunu söyledi. Borsik başka çare olmadığını, Audi, Suzuki ve bu fabrikalara parça üreten şirketlerden binlerce kişinin işten çıkarıldığını, haftalık iş günü sayısının düşürülmesinin tüm  dünyada uygulanabileceğini ve kendilerinin de projeye tam destek verdiğini açıkladı.          Macaristan’da hükümetin bu projeyi sadece özel şirketlerde değil, devlet bünyesinde de uygulamayı hedeflediği bildirildi. Keşke krize gerek kalmadan bu tür operasyonlar yapılabilseydi. Belki yirmi senedir haftalık çalışma saatlerinin 35 saatin altına düşürülmesini arzu ederim. Tahmin edebileceğiniz gibi iki sebeple isterim bunu: 1. İnsana kendini düşünebilmek, bireysel ve toplumsal zevkli uğraşlar edinebilmek için zaman kalması için. 2. İşsizliğe çare bulunmasına ilave olarak, sosyal adaletin sağlanması için bir adım olduğunu umduğum için. Bu dileğimi dile getirdiğim yıllarda şöyle itirazlar alırdım çalışanlardan; “bu işverenin ekmeğine yağ sürer, onlar her halikarda bu kuralın üstesinden gelecek yan yollar bulurlar, şu an bile insanlara mesai vermeksizin 45 saatin çok üstünde çalışma yaptırıyorlar. Ayrıca insanlara senin söylediğin faydanın sağlanabilmesi için alt yapı hazır değil;…

Heroes ve Ursula K. Le Guin
Blog , YENİ DÜNYA / 17 Aralık 2008

Onları kahraman yapan yetenekleri değil, seçimleri… Heroes hayranları için yeniden heyecanla beklenen haftalar başladı. Yeni sezonun ilk üç bölümü geride kalırken dikkatimi çeken bazı noktaları paylaşmak istiyorum. Öncelikle yazar gurubu değişmiş sanırım. Konu daha mistik-yeni çağ felsefesine doğru kayıyor sanki. Bir hevesle Yeni Dünya’yı inşa etmeye çalışıyorlar; fakat acaba dualite çemberinden sağ salim kurtulabilecekler mi? Lost’un tarzına da bi öykünme seziyorum, yerli yersiz zaman kaymaları ile izleyicinin anlam odaklanmasını yıkmaya çalışıyorlar, malum ne kadar anlaşılmaz ve gizemli olursa insanoğlu için o kadar çekici 🙂 Ve tabi, epey zaman önce farkedip günlüğüme yazdığım gibi, dizinin yazarları Ursula’nın Marifetler kitabını biliyor olmalılar; çünkü gidişat iyice o konsepte kaymaya başladı. Ne kadar güzel bir kitaptır ve ne muhteşem bir yazar, özenmemek mümkün değil doğrusu. Ursula’nın tüm kitaplarını okumuştum zamanında, hatta bazılarını bi kaç kez okudum, o da Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin yaratıcısı Douglas Adams gibi yeri doldurulamaz fenomenlerden. Daha önce bahsetmişimdir, fantastik ya da bilimkurgu tarzında öyle çok okumuşluğum yok (sanıldığı kadar); çünkü gerçekten zor bir saha,  tatminkar ürün bulmak o kadar kolay değil. Benim yukarda  belirttiğim kişilere ilaveten hayran olduğum biri de Hiçi Destanı isimli üçlemenin yaratıcısı Frederik Pohl. İnanılmaz ve bence anlatımı da güzel bir kurgudur, nedense beni çok etkilemişti. Neyse tekrar Heroes’a dönecek…