The Shaman’s Last Apprentice

Şaman Rebeka’nın uzun içsel yolculuğunun filmini izlemek etkileyici bir deneyim oldu (Aşağıda yarım saatlik bu belgeselin linkini paylaştım). Türkçe altyazı da belki yakında yapılır ya da yapılmıştır bilemiyorum ancak Rebekanın öz yolculuğunu anlatımı son derece özlü ve anlaşılabilir, hatta hiç ingilizce bilmeyenleri dahi bu sihirli ambiyansa çekecektir sanırım. Ayahuska, yani gezegenin ana ilacı olarak takdim edilen bu seremoniyi ve bitkinin kendisini canlı olarak görmek de güzeldi. Biz bunu kızılderililerde peyote-mescalito ritülelinden bir nebze tanımaktaydık. Sanırım aynı statüde içsel yolculuğa sebep olan sağaltıcı bir karışım da şu an çalışmakta olduğum ve paylaşıyor olduğum Hawaii şamanlığında ve bilgisinde AWA ya da Kawa olarak geçen bir aydınlanma ritüeli. Her şey sonuçta, sevgi olduğumuzu bize hatırlatmak ve binlerce yıldır bedenimizde birikmiş blokajların çözülmesi için bir arınma temizlenme sürecini işaret ediyor. Her şey Barış ve Armoni için Esinlendirici bir izleme olsun dilerim aloha:

“Urban Shaman” Atölyesine Başlıyoruz

Sibel Atasoy ile ”Urban Shaman” Atölyesi Tuva Sanat Merkezi’nde başlıyor. 4 Seviyeden oluşan Urban Shaman Atölyesi 1. Seviye Tarih ve Saatleri: 17 Ocak Cumartesi (09:00-17:30) 18 Ocak Pazar (10:00 – 18:00) Pili kau, pili ho’oilo – Kuru sezonda ve yaş sezonda BİRLİKTE Hawaii atasözü Urban Şaman Atölyesi Yaklaşık yirmi yıldan beri Dünyanın hem antik zamanları hem de şimdiki modern zamanlarında bilinçle ilgili yoğun bir seyahat yapmaktayım. Hatta bu somut ve soyut gezintim bazen buradan gelecek zaman gibi görünen başka boyutlara da çıkıyor ki bunları da bir çeşit bilimkurgu başlığında kayda alıyor ve makaleler ve kitaplar olarak paylaşıyorum. Bu uzun süreçte geçtiğim yerleri, görkemli bilinç yapılarını daha önceki birçok çalışmamda, eğitim ve paylaşım amaçlı programlarımda dilim döndüğünce anlattım, hepsini şu an burada tekrar zikretmekle vakit kaybetmeyeceğim; çünkü son bir yıldır üzerinde çalışmakta olduğum Hawaii şamanlığı zaten tüm önceki konuları kapsayan ve onlara yeni boyutlar katma becerisini gösteren ve belki de dünyanın bilinen en eski bilgelik ve sağaltım yolu olarak gönlümde taht kurdu. Peki, ben neden üç seviyede yapmayı planladığım bu atölyelere Hawaii ya da maceracı şamanın yolu değil de Urban şaman ismini uygun buldum? Urban kelimesi bildiğiniz gibi, şehirle/kentle ilgili bulunan her şey, hatta bazı çalışmacılar buna modern zamanlar ismini de…

Eski ve yeninin harmanı

Şifacı aracılığı ile alınan denge ve oluşan iyileşme hali çoğu kez kalıcı olmaz, tıpkı diğer modern tıp ve alternatif diğer tedavilerin işlevi gibi geçicidir. Neden? Cevap çok açık hepinizin bildiği gibi; Hastalık, bi sapma, kesip atılacak bi irin değildir, o bizzat onu taşıyanın “kendini ifade şekillerinden en önemlisidir”. Kişi ifade şeklinin ne olduğunu çoğu kez bilmez, içten ve dıştan söyleyerek düşünerek ve aktif olarak yaşayarak oluşturmaktadır o biricik ifadeyi ve eğer hastalık dediği şeyden memnun değilse önce bu ifadenin ne olduğu bulunmalı ve onu değiştirip değiştirmek istemediği kendisine sorulmalıdır. Muhtemelen çoğu hastalık sahibi onu değiştireceğine hasta kalmayı (bilinçli olarak da) tercih edebilir. Diyeceksiniz ki ama Sibel o zaman tüm hastalıklar psikolojinin kapsamına girer! Doğrudur da bugünkü haliyle psikolojinin bu konulara takılmadığı, yeterince derinleşemediği de malum. Öyleyse? Bu konuların uzmanları şamanlarmış, şimdiye kadar güvenilir kaynaklardan edindiğim tüm bilgiler açısından onların yöntemlerini (belki bu güne kadar yozlaşmış taraflarına rağmen) en bütünsel şifalanma metodu olduğunu gördüm. Buradaki zorluk ise; şamanik metodun “şaman kişisinden ayrılamayacak olması!” Yani bu metotları yemek tarifi öğenir gibi okuyup uygulayamazsınız, şamanım diyemezsiniz. Şamanlık, bir din ya da belirli metotlar dizisi değildir, eril yönümüzle tanımlayıp anlayabileceğimiz bi şey hiç değil. Bu konuda en derin en ciddi araştırmalar göstermiştir ki, şamanlık…

Şamanik Metotlar

“Şifacılar gerçekte şifa vermezler. Onların yaptığı şey, bedene geçici olarak dengelenmiş niteliklere sahip olma izni vermektir. Enerji çalışması yapanlarınız neden söz ettiğimi bilirler…Şifacılar şifalandırmazlar, denge bulmayı kolaylaştırırlar. İşi yapan hastanın kendisidir.” demiş Kryon Aynen böyle olur ancak bu zaten bilinen bişey ben burada sözcüğe dökülmemiş mesajı açmak istiyorum biraz; Söz konusu şifacı aracılığı ile alınan denge ve oluşan iyileşme hali kalıcı olmaz, tıpkı diğer modern tıp ve alternatif diğer tedavilerin işlevi gibi geçicidir. Neden? Cevap çok açık hepinizin bildiği gibi; Hastalık, bi sapma, kesip atılacak bi irin değildir, o bizzat onu taşıyanın “kendini ifade şekillerinden en önemlisidir”. Kişi ifade şeklinin ne olduğunu çoğu kez bilmez, içten ve dıştan söyleyerek düşünerek ve aktif olarak yaşayarak oluşturmaktadır o biricik ifadeyi ve eğer hastalık dediği şeyden memnun değilse önce bu ifadenin ne olduğu bulunmalı ve onu değiştirip değiştirmek istemediği kendisine sorulmalıdır. Muhtemelen çoğu hastalık sahibi onu değiştireceğine hasta kalmayı (bilinçli olarak da) tercih edebilir. Diyeceksiniz ki ama Sibel o zaman tüm hastalıklar psikolojinin uhdesine girer! Doğrudur da bugünkü haliyle psikolojinin bu konulara takılmadığı, derinleşemediği de malum. Öyleyse? Bu konuların uzmanları şamanlarmış, şimdiye kadar güvenilir kaynaklardan edindiğim tüm bilgiler açısından onların yöntemlerini (belki bu güne kadar yozlaşmış taraflarına rağmen) en bütünsel şifalanma metodu olduğunu…

Mustafa Kemal Ataturk’ten
Anadolu-Sümerler-şaman , esinti / 10 Kasım 2013

Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”“Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.” Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.”“Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.” Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir.”“Efendiler, uygarlık yolunda başarılı olmak yenileşmeye bağlıdır.” Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman tam bağımsızlık dediğimizi herkesin anlaması gerekir. ● Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline değiştirmektir.Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum.Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir. Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar. ● Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız….

Gılgameş

Gilgamış kendi gölgesiyle yarışıyordu, az kalsın onu geçmeyi başaracaktı Gilgameş tüm dunyaya karşı. Kendisini takip eden birisi olup olmadıgını kontrol etmek icin bi an olsun arkasina dönüp bakmamıştı.

Dünya Tarihi – Bölüm 3
Anadolu-Sümerler-şaman , esinti / 14 Mayıs 2013

  M.Ö.11,000-M.Ö. 3200   Tufandan sonra, yeniden yapılandırmaya başlamak için Dünya’ya geri döndük. Enki ve Enlil, Nuh ve ailesine tohumlar, tarım araçları ve hayvancılık bilgilerini getirdi. Nuh, sular çekilirken denizaltının karaya oturduğu Ağrı Dağı’nın eteklerinde tarımcılığa başladı. Ninurta ve Nannar, Enki’nin kendilerine öğrettiği şekilde barajlar ve sulama kanalları yaptılar. M.Ö. 10,500 yıllarına gelindiğinde, diğer birçok yerle birlikte Mezopotamya da bir kez daha insanlarla dolmaya başladı. İnsanlık yine çoğalıyor ve yayılıyordu. Uzay limanı yeniden inşa edildi ama bu kez yeni bir yerde, Moria Dağı’ndaydı. Sizin de bildiğiniz gibi, Moria Dağı daha sonra Jerusalem (Kudüs) adıyla anılmaya başlandı. Tufandan önce var olan diğer şehirler, Nippur ve Eridu da yeniden inşa edildi. Piramitler ve Sfenks tufanda ayakta kalmışlardı ama kum ve çamur yığının altından kazılarak çıkarılmaları gerekiyordu. M.Ö. 9000’de, her şey yine eski haline dönmüştü. Enki, Mısır hakimliğini varisleri Osiris ve Seth’e devretti. Atlantis yıkımından sonra Marduk’un Mısır’a girmesi yasaklandı. Enki oğluna daha fazla güvenemeyeceğini biliyordu. Enlil’in bir oğlu olan Adad, altın bulmak üzere Güney Amerika’ya gönderildi ve bunu başardı. Nannar ve Ninurta’nın yardımıyla, Enlil Dünya’nın geri kalanını yönetme işine koyuldu. Çok geçmeden, o da bir varis seçmek zorunda kaldı. Burası Dünya olduğu için, Pleiadian kanunlarına göre hareket etmek zorunda değildi ve yeni…

Dünya Tarihi – Bölüm 2
Anadolu-Sümerler-şaman , esinti / 13 Mayıs 2013

  M.Ö. 75,000 – M.Ö. 11,000   M.Ö. 75,000 yıllarında bir buzul çağı daha yaşandı ve bir kez daha, insanlık hayatta kalma kavgasına girişti; ama bazı kültürler diğerlerinden daha iyi durumdaydı ve gelişim basamaklarını daha hızlı çıkıyordu. Özellikle bir grup, sizin onlara verdiğiniz isimle, Cro-Magnon İnsan idi. Diğer birçoklarının arasında, bu grup hiç bozulmadan kaldı. Zaman içinde ölen diğer grupların bireyleri, Cro-Magnon grupta enkarne oldular ve yeni gelen ruhlar sayesinde gelişim hızlandı. M.Ö. 50,000 yıllarında, çok önemli bir olay oldu. Dünya ısınıyordu ve gelişim bütün hızıyla devam ediyordu. Enki ve Nin, Ruhsal Hiyerarşi’den ve Christos Sirianları’ndan, bir kez daha insan bedenlerini geliştirmek için emir aldılar. Bu kez fiziksel ve zihinsel gelişimden çok, ruhsal gelişim amaçtı. Bu kısmı tarihinizle birleştirmeden önce, gezegenin geri kalanında olan bitenlere bir göz atalım. Yu, Rama, Lemuria, Mısır ve yeni Maya imparatorlukları, insan nüfusunu tehdit eden dinozorları ve diğer büyük hayvanları yok etmek için bir yol bulmak üzere Atlantis’e temsilciler gönderiyorlardı. Buldukları çözüm, büyük hayvan soyunun kökünü kazırken, birçok insanın da ölümüyle sonuçlandı. Bu da yine Dünya’nın İlahi Planı ile uyumluydu. Bu büyük hayvanların ölümü, hâlâ hayvan bedenlerini kullanan son Dünya Sirianları’nın ruhlarını serbest bırakacak ve onları İlahi Plan’daki bir sonraki adıma aktarmamıza yardımcı olacaktı; yani…

Koku-Anu ve altın-Anneler günü
Anadolu-Sümerler-şaman , esinti / 12 Mayıs 2013

Burada şimdiye kadar hiç bi yerde karşılaşmadığım bir koku var ben onu seviyorum. Her yerin ayrı kokusu vardır, belki de bu; şeylerin özlerine dair en yakın kanıtlar, dışavurumlardır zaten. Asya kültüründe -dünyanın her yerinde bu çıkarım yapılmış mıdır emin değilim- demirin icadı pek de hayırlı anılmaz. Hatta çoğu kabile mümkün olduunca uzak durmaya çalışmıştır demirden ve demircilikten. Şamanların bile saygı duydukları çekindikleri demircilerr… Söyleyin bana kokuyu kesebilir mi demiriniz 🙂 Gün aydın olsun frekanslaarrr * Bu açıklamayı 2008 yılında okumuşum yani Oyun Kuramını yazdıktan dört sene sonra. Şimdi tesadüfen rastlayıp yeniden okudum ve gerçekten şaşırdım. Bi zaman kayması problemi -havuz problemi gibi- ile karşı karşıyayım ki ilk yayınlanan kitabım Sırıtkan Kırmızı Ay, 1999 depreminin hemen ardından aynı yıl yazılmıştı ve bir zaman kayma olayını anlatıyordu! Uyanamadığım bi rüyada gibiyim. http://sibelatasoy.com/?p=585 * Altın elementi, yaratıcılıkla ilişkilendirilmiştir. Aslında birisi bi yerde herhangi bi şekilde altından bahsediyorsa bu yaratıcılıktan bahsetme anlamındadır. Olaylara bir de bu açıdan bakmak gerekebilir. Niburu gezegen-gemisi atmosferini-ki altınmış-büyük oranda kaybetmiş, neredeyse yok olacaklarmış, geriye gün saymaya başlamışlar ) Derken birden bire bi zamanlar kimbilir kaç geçiş önceden dünya gezegeninde altın olduğunu hatırlayıvermiş eski komutan! İşte her şey böyle başlıyor. Belki hatırlamasaydı bugün dünyada yalnızca kara derili insanlar olurdu,ya da…