Go ve ustalık
Oyun/Film felsefeleri / 07 Ocak 2009

Bireyselleşmiş olan ruh, oyuna tekrar döndüğünde (yeni bir bedende can bulduğunda) çok önemli bir kaza olmazsa artık bu konumunu hep devam ettirecek demektir. Taa ki “usta” oluncaya kadar.   Dünya oyununda öğrenci ile oyuncu arasında ne gibi farklar var?   Bu farkları yazmaya zahmet etmeyeceğim. Kısaca, öğrenci kendini usta sanır, oyuncu ise bi b.. olmadığını bilir; fakat olma ümidindedir diyebilirim. Usta ise ümidini bile kaybetmiş olandır. Çünkü ümidin en büyük engel olduğunu bilir.   Go oyununda usta olmak için oyuna kendinden bir şeyler koymak gerekirmiş. Yani artık önceden hazırlanmış göze hoş gelen şekilleri kendince değiştirebilen, tesuji yapabilen, usta sınıfına giriyor. Usta artık, oyun atlamaya adaydır tabii belli zamanlarda gelen asansörü yine de bekleyecek. Yani hasat ya da kıyameti. Ustalığında kendi içinde dereceleri var. Zaten her iki ucun arasında sayısız kademeler, kademelerin altında sayısız alt kademeler var. Eğer buna girecek olursak kendimizi kaybederiz. Size anlattığım her şeye, aslında gündelik hayatınızın içinde ve belki bir günde yüzlerce kez şahit oluyorsunuz. Örneğin, öğrenci-oyuncu-usta sınıflaması için olimpiyat oyunlarını bir gözden geçirin. Olimpiyat için milyonlarca insan hazırlanmaya başlar; ama yalnızca bir tanesi madalya alır. Altın madalyalı bir sporcunun ne zaman gezgin olduğunu, nasıl alt oyunların etkisine kapılabildiğini ve nasıl derecesinden düştüğünü, bilen bilir.   Fakat…

Kazanmak/Kaybetmek ve Başa çıkabilmek
Oyun/Film felsefeleri / 03 Ocak 2009

-alıntı- Hepimiz biliriz ki satranç aynı zamanda bir “oyun”dur. Oyun ise, tanımlanması göründüğü kadar kolay olmayan, tanımlamaya çalışanların üzerine ciltler dolusu kitaplar yazdıkları bir kavram. Oyun olarak nitelenen “şey”lerin hepsinin belirgin ortak özellikleri olmaması, oyun kavramının tanımlanmasını güçleştirmektedir. Belirgin olan tek şey, farkında olunsun ya da olunmasın, oyun kavramının ömür boyu insanların yaşamında önemli bir yeri olmasıdır. Kimi oyun “seyirlik”tir, kimisi “içe dönük”, kimisi “mekanlı”dır, kimisi “mekansız”, kimisi “oyunculu”dur, kimisi “oyuncusuz”, kimisi “gereçli”dir, kimisi “gereçsiz”, kimisi “kazanmalı”dır, kimisi “kazanmasız”. Matematikte, sosyal bilimlerde kazanmalı oyunları, kazanmayı/kaybetmemeyi konu alan “oyun kuramı” bile vardır. Hatta derler ki “hayat bir oyundur”. Bu yazımda bir oyun olarak satrancın “kazanmalı” yanının psikolojik boyutu üzerinde duracağım. Satranç, “kazanmalı”, yani, “bir tarafın kazanıp, bir tarafın kaybetmesi, ya da beraberlik/yenişememe” ile sonuçlanan bir oyun. Üstelik en uzun sürebilen oyunlardan birisi. Kazanmalı oyunlar, genellikle, kazanmak için oynanır. Her zaman kazanmak ise çoğu zaman mümkün değildir. Kazanmalı oyunlarda “kazanma” ve özellikle “kaybetme” ile başa çıkılabilmesi psikolojik açıdan önemlidir. Oyun süresinin uzunluğu, oynanma amacı, verilen önem, verilen emek, beklentiler, bu “başa çıkabilme”nin gerekliliğinde belirleyici etmenlerdir. Bir süre önce karşılaştığım bir vakadan bahsetmek istiyorum. Bir komşum, 4-5 yaşlarındaki okul-öncesi oğullarının “yenilmeye tahammülsüzlüğü”yle başa çıkamadıklarından yakınarak danıştı. Gözlemlemek için evlerinde toplandık. Sevdiği ve sıkça…

OYUN FELSEFESİ DÜZEYİNDE KAMLIK

 Genel Türkçede kamlık adıyla bilinen ve şamanın esrime yoluyla yaptığı merasime Türkmenler göçyürme derler. Diğer orta asya Türklerinde şamanın kamlığına perioyun derler. Etnografik verilerde de Türklerin şaman merasimlerine oyun dediklerini görürüz.(Bu ilginç) Hatta Müslüman olan Türkmenlerin Çoğudur boyunda; şamanın kamlık etmesine oynamak derlerdi. Oynamak terimi Altaysayan Türklerinde uzak doğu ve Sibirya halklarında da kullanılmaktadır.Şaman oyunu şamanın olgunluk yolunu sembolize eder. Yakutlar hatta şamanlarına oyun demekle, şaman oyun ilişkisini birleştirmişlerdir. Nitekim şaman terimi de, oynayan zıplayan anlamındadır. Bütün bu olgular oyun kodunun Şamanlıkta esas olduğunu gösterir. Oyun Şamanlıkta dıştan ayrılmanın, reel dünyadan çıkmanın, başka bir boyuta varmanın tek yolu, şaman merasiminin esas unsurudur. Şaman Danslarına genel bir bakış, Şamanın esasen iki hayvanı simgelediğini gösterir. Bunlardan birincisi at binişini simgelediği halde, diğeri kuş uçuşunu simgelemektedir. O halde oyun, insanla doğa arasında bir iletişim aracı rolünü üstlenmiş olur. Hayvan ve kuş kodunun yardımıyla şamanın çıkardığı oyun, yatay ve dikey dünya modelini simgesel bir biçimde seyircilere aktarmaktadır. Farklı bir bakış açısından ele alacak olursak, oyun özge bir dünyanın değişken boglan maneviyatının simgesidir. Öteki alem varlıklarının oynaması normal davranış kurallarının çiğnenmesi bozulması olarak değerlendirilir.   Etnografik metaryellerden dağ ruhunun veya tayga iyesinin oynaması, insan toplumun etik kuralları dışında tutulur. Nitekim yer altı dünyasının hakimi Erlik’in…

Şansını fazla zorlama!
Blog , Oyun/Film felsefeleri / 01 Ocak 2009

Zaman zaman böyle dendiğini duyarız. Bi çok durum için söylenebilir. İnsanlar, ülkeler ya da medeniyetler şanslarını nasıl zorluyorlar? Önce bu konu nerden aklıma geldi onu anlatayım. Bugün öğleden sonra GS Üniversitesinde bi GO toplantısına gittim. Ciddi ciddi bu oyunu öğrenmeye niyetliyim 🙂 Orada benim gibi bi kaç çaylak ve bikaç oyuncu ve bir tane de üstad vardı. Üstad dediysem gözünüzün önüne yaşını başını almış bir zat gelmesin. GO oyununda üstatların hangi yaşta olacakları hiç belli olmuyor. Neyse biz açıklamaları dinledik, biraz ısınma oyunları oynadık. Gitmeden hemen önce go oyuncusu çok cici bir genç kız, oynadığımız son oyunla ilgili bana bir taktik verdi; Şimdi küçük tahtada, bu sayıda (yirmi kadar taşı esir düşmüştü) taşı kaybedince artık oyuna devam etmenin anlamı kalmıyor. Bu kaybı telafi edemezsiniz. Oysa 19X19 luk esas tahtada bu durum başınıza gelse, hiç aldırmadan başka bi köşeden yeniden başlar, kendinize yeni bir alan yaratabilirsiniz. Hımmmm… Hava kararmıştı. Ağaçlıklı yolda mutlu mutlu yürürken bunu düşündüm. Bir an için büyük tahta yerine, kendi hayat oyunumuzu alalım dedim. Burada nerdeyse hiç sınır yok gibi. Varsa bile o, hayatın değil kendinizin sınırıdır! 🙂 Bu durumda insanlar neden tahtanın bir ucunda tıkılıp kalıyorlar? Şimdiye kadar gördüğüm hayat oyunu şablonları gözümün önünden hızla aktılar, aklımda kalanlar…

GO, Satranç ve Briç
Oyun/Film felsefeleri / 29 Aralık 2008

Go : Bilim sanat ve bilgeliğin kesiştiği oyun Bir oyun olmanın ötesinde Go, pek çok anlamları kendinde barındırır: yaşamla eşdeğer bir yaratılış, yoğun bir meditasyon, insan kişiliğinin bir aynası, soyut düşünmeyi geliştirmede bir alıştırma, ya da, iyi oynandığında, siyah ve beyaz taşların tahta üzerinde zarif bir dengeyle dans ettiği güzel bir sanat eseri. Hala oynanan en eski tahta oyunu olan Go’nun temelleri 4000 yıl öncesine dayanır. Peki insanlar nasıl oldu da bu oyunu oynamayı bu kadar zamandır devam ettirebildi? Yıllar boyunca değişen kültürlerde yaşamayı sürdürdü? Umarız bu yazıyı okuduktan sonra cevabı kendiniz vereceksiniz. Go oyununu Trevanian’ın Şibumi adlı kitabında okumuş, ya da Akıl Oyunları, Pi gibi fılmlerde oynandığını görmüş olabilirsiniz. Go, kurallarının azlığından ötürü belki de dünyanın öğrenmesi en basit oyunlarından biri kabul edilebilir. Buna karşın, oyun ilerledikçe içerdiği karmaşıklığın ne büyük boyutlarda olduğu anlaşılır. Go 19 yatay, 19 dikey çizgili kare şeklinde bir tahta üzerinde ince kenarlı mercek şeklindeki siyah ve beyaz taşlarla oynanan iki kişilik bir oyundur. Oyundaki amaç kendi taşlarınızla rakipten daha geniş alanlar oluşturmaktır. Bunu yaparken tabi rakibiniz de aynı amaçla alanlar oluşturmaya başlayacak, ve oyunun ortalarınıa doğru birbirinizi de çevirmeye başladığınızı anlayacaksınız. (Go adı da aslında buradan gelmekte: Çevreleme) Çevrelenen taşlar esir düşmüş olacak, ölüm-kalım…

Oyun, GO, hayat vs…
Oyun/Film felsefeleri / 28 Aralık 2008

Biz yine Dünya oyununa dönelim. Bu oyun kurulurken artık olası şeylerin bir çoğu önceden biliniyor, önlemler ona göre alınmış fakat yine de iki tarafın BİRden gelen özgür iradeleri ve seçim olasılıklarının bileşimi her daim sürprizlere açık. Sanırım düdüğün, üfleyene yakın kısmındaki atalarımızın günlerini şenlendiren de budur. Go şampiyonumuzun söylediği gibi; önceden tasarlanmış güzel şekiller var. Fakat bazı durumlarda şekli biraz değiştirmek farklı sonuçlara götürüyor. Ve dikkat ederseniz şampiyon, bu özel tesuji durumunun ustalar tarafından planlanmış olabileceğini itiraf ediyor. Dünya oyununun kurucuları olan ateş/su/toprak/hava elementleri muhtemelen, sayılarını bilemediğim dolaşık ipeksi gurubun ayrılmış öğelerinin, ikiye ayrılmış kısmının yang olanlarıdır. Çünkü önce bitkileri ve hayvanları sonrada maymun atalarımızdan insanı yarattılar. Ben önceleri Yin kısmının doğa olduğunu düşünürdüm. Sanırım bu bir hataydı. Oysa hata ya da yanlış yok yalnızca EKSİK var. Yin, oyunun mekanizması olmalı. Yang da oyuna can veren öz. Oyunu devam ettiren ikisinin bir ayrılıp bir birleşmeleri. Bir iskambil oyununda hangi öğeler var? İskambil kağıtları, oyunun bilgisi, oynayan kişiler Bu gerçekten dolaşık bir ilişki. Oyun için bu üç öğenin de bir araya gelmesi gerekiyor, yoksa oyun oynanmaz. Önce ilk yerleştirmemizi yapalım sonra aksama olup olmadığını kontrol edelim. Oyunun Bilgisine Yin yani yaşam, iskambil kağıtları ve oynayanlara Yang yani insan doğası diyelim. Oynayanlarla…

GO Oyunu -1
Oyun/Film felsefeleri / 26 Aralık 2008

Yıllar sonra daha yirmidört yaşında bir go şampiyonu bunu şöyle açıklayacaktı: “GO… İlk başlarda çok zevkli ve eğlenceli oluyor ama zaman geçtikçe öğrendikçe ilerledikçe hata yapmama düşüncesi baskı oluşturuyor. Go hatayı pek kaldırmıyor;  yani bazen öyle hatalar oluyor ki  ne yaparsan yap oyunu döndüremiyorsun.  O yüzden sürekli bir dikkat ve konsantrasyon  gerektiriyor. Oyuna ilk başladığım zamanlar emekleme dönemiydi. Her şeyi yeni öğreniyordum;  yani hiç bir hamle beni şaşırtmıyordu.  Hedefim bir an önce daha iyi bir oyuncu olmaktı.  Sonra ilerledikçe bazı şeyler değişti.  Go da bazı aşamalar var.  Hemen iyi oyuncu olunmuyor.  Önce DAN seviyesine ulaşmak için  kendimizi yenmek gerekiyor. Örneğin ben çok sabırsızdım. Uzun süre 3 kyuda kaldım.  Oyunu bir an önce sonlandırmak istiyordum. Sonra bu şekilde devam edemeyeceğimi fark ettim. Yani oyundan zevk alamıyordum,  Kazanmaktan zevk alıyordum. Bunu şöyle fark ettim;  Önde olduğumu düşündüğüm oyunları kaybetmeye başladım.  Durumum iyi olduğu halde bir an önce son darbeyi indirmek istiyordum; fakat son darbeyi vurmadan önce iyice hazırlık yapmak gerekiyormuş. Oyunum çok agresif ve saldırgandı. Arkadaşlarımla durum değerlendirmesi yaptım ve daha sakin oynamaya karar verdim. Önceleri oyunu çevirdiğim alanlarla değil öldürdüğüm taşlarla kazanmak daha çok hoşuma gidiyordu. Sonra oyunum biraz daha olgunlaştı. Yani senin deyiminle, orgazmı hedeflemeden sevişmekten zevk almayı öğrendim. Bu…

Oyun üzerine…

oyun üzerine… Kişiliğiniz rakibinize göre şekil alıyor! Örneğin rakibiniz oyunu pek ciddiye almıyor, gelişi güzel oynuyorsa, kazanmak zevk vermemeye başlıyor hatta oyunu devam ettirmek bile anlamsızlaşıyor. Ya da çok hırslı oynuyorsa, sizde hırslanıyorsunuz. Bazen bir rakip, onu normal yaşamında asla tahmin edemiyeceğiniz şekilde mızıkçı, sert ve kavgacı olabiliyor. O dayattıkça sizin de içinizden buram buram duygular fışkırmaya başlıyor. Bazı rakipler oyunu zevk alarak oynuyorlar; yenmek istiyorlar ama bu istek en baskın his olmuyor. En baskını, oyunu zevkle sürdürmek oluyor. Siz kazandığınızda kızmıyor, bahane bulmuyorlar. Böyle rakipler dostlar başına Benim rahatsız olduğum rakip şekli ise şu (çok oynadığım için artık bunda tam olarak karar kılmış durumdayım); yendikleri zaman bunu taşıyamayanlar! Bir oyunu galip bitirmeyi sizi dünyadan silmiş gibi görüyor ve en alaycı üsluplarla dalga geçiyorlar. İşin alay kısmı oyun süresini defalarca aşıyor! Bu ağır tahrik neticesinde zorda kalıp onlara bir haftadır ilk kez yendiğini (öncesinde belki elli kez yenilmiştir) hatırlatacak olursanız, sesiniz bir bombardıman alanındaki kuş sesi gibi kaybolup gidiyor. Tabii böyle durumlar benim için bezdirici oluyor. Bakın benim rahatsız olduğum bişey de; oyunun kısıtlı zaman içinde oynanıyor olma durumlarıdır. Ben uzun uzun yayılmayı, yani sanki günlerce oynayabilirmişiz gibi oynamayı seviyorum. Eğer rakipler sürekli “hadi hadi, gitmem lazım, yetişmem lazım” gibi…