Sarsılmış Hissediyor!

Evet sarsıldım çünkü Nuh filmini izledim. Beni sarmayacagini dusunerek vizyona girdiginde seyretmemistim, ustelik Russell Crowe’u da severim. Neyse ve bu sozleri yazarken ayni anda seyretmekte oldugum I Origins filmindeki kiz şöyle dedi: “tanri rolunü oynamayi seviyorsun degil mi?” Galaksiler aşkına!! Onu tam ben soyleyecektim nuh’a ve kız repligimi aninda çaldi! Fakat burada dehset bi ironi var, o bunu bilim adami rolu oynayan kocasina diyordu, ben de peygamber rolu oynayan Russel/Nuha demek üzereydim. Hayir hayir her sey bu kadar eszamanlı olamaz, hem ne geregi var! Hayir hayir önceden bileyim, ya da ben yaptim oldu, hem ne fark eder 🙂 Yaratımın ikili doğası, varlık alemi, hiçlik alemi gibi birçok insanı düşündürmüş konular var. Bizler insan olarak sadece belirli aralıkları algılayabilenleriz ve bu limitler değişse , artsa azalsa bile algımız her daim varlık aleminde olur (Bakınız BKÖ ve oyun kuramı), bu sebeple konuya pratik değerler açısından yaklaşmak kafidir. Bu başlıktaki ana fikir, tanrı rolü oynamanın tehlikeli olduğuna dair fikir birliğine varıp, kardeş kardeş yasamaya gönüllü olmak 🙂 Ayrıca şu da var, henüz lineer düşünce sisteminden çıkamamışken, paralel gerçeklikleri, çok boyutluluğu, sonsuz sınırsız şimdiyi yaşamıyor ve sadece hayalini kurmak için debeleniyorken tanrı konusunu önümüze koymak resmen yeni doğmuş bebeğin önüne ispatlanması mümkün olmamış bir matematik…

İnterstellar üzerine

İnterstellar ile daha derin incelemeler yapacağız tabi çünkü bunu bizzat üç saatlik sessiz sakinliği ile talep ediyor. İçinde iyi-kötü’nün olmadığı, tek bir savaşın yapılmadığı, uzaylıların(!) olmadığı üç saatlik bir barış filmi bu! Bence sadece bu özelliği ile tarihte daima hatırlanacak ve bir öncü niteliği kazanacak. İçinde iyi kötü olmayan, savaşılmayan film gişe yapmaz, para kazanmaz diyenler var. Bu arzuları tatmin olmuş dahi yönetmenler artık her şeyi yapmakta özgür olurlar diyorum ben de nacizane. Filmdeki vurgu; kendi kendimizin öğretmeni oluşumuza yapılmıştı, üç boyutlu gerçekliğin diğer boyutlarca desteklenmesi üstelik destekleyenin de üç boyutun ta kendisi olduğuna yapılmış. Zaman rölativitesi ile graviti anomalilerini ilişkilendirerek, BEN algısını enine boyuna genişleterek, kendilik kavramını baz almak yoluyla izah etmiş. Yani aslında temel olan kendini sevmek ve gözetmektir, böylece herşeyi boyutlararası etkilemektesin ve kucaklamaktasın diyordu bence. Filmde ilk etapta gözüme çarpan Vasalisa efekti oldu. Sevilen ANNE ölmüştü! Baba üzerine yığılan tozlara (medeniyet diye sunulan korku jenerasyonu) gömülmüştü. İşte burada tarih boyunca mitlerde yer alan kız çocuk baba ilişkisinin tozlardan yeniden dirilmesi mükemmel bir yeni fizik terminolojisiyle anlatılmakta. Oğulun ise muhafazakarlığa nasıl sarıldığını gördük filmde, tıpkı şu an dünyanın tamamında yaşamakta olduğumuz gibi 🙂 Bence önce Vasalisa’yı bi hatırlayalım: tıklayınız Dünya eski sevilen şimdi korkulan Baba Yaga’yı kucaklayabilecek…

Somut ve Soyut arasında Barış

Bazı insanlar vardır çok yakından tanıdığım, hayatlarını uzun süre takip etme şansım olan kişiler, bunların sadece somut yönleri aktiftir ve bu doğrultuda çok iyi bir hayat sürmüş olanlar var. Zaman zaman kendim gibi soyut yönleri de aktif olan insanların bir hastalığa mı kapılmış olduklarını merak ettiğim olmuştur fakat sonra bu fikri geçerli bulabilecek yeterli veriye ulaşamayarak terk etmişimdir. Soyut alanlar somut alanları geliştirici ve dönüştürücü olarak son derece yararlıdır ama şuna özellikle dikkat çekiyorum, somuta dönüştüremediğiniz bir soyut becerinin insanı ölümle kurtulunamayacak bazı sonuçlara mahkum etme ihtimalleri de var. Don Juan’ın da bu konuda Castanedayı sayısız kereler uyardığını gördüğümde bu fikrim biraz daha güçlenmişti. Bazen gezegenimizin üzerinde yapılan tüm savaşların zannedildiği gibi iyi-kötü dualitesi ile değil somut soyut arasında geçtiğini zanneder gibi oluyorum. Hem de bu savaş, mMatrix ya da Terminatör gibi insanlarla başkaları (makinalar ya da başka varlıklar, uzaylılar) arasında değil bizzat bir insanın kendi farkındalıksız vecheleri arasında gerçekleşiyor. Belki buna yok canım senin söylediği psikoloji biliminin alanına giriyor diyebilirsiniz, o zaman ben de hangi şey insan bilimi alanına girmiyor o halde diye sorarım. Soyut alanı tehlikeli gibi göstermeye çalışmıyorum. Riskler hayatın hem somut hem de soyut yönünde vardır, bu yaşamın bir gereğidir. Somut alandaki riskler bana göre soyut alanı…

Ego-Gölge Oyunu: Mentalist

Mentalist eski ve devam eden bir dizi, eğer takip eden varsa fark ediyordur mutlaka; Ego ve gölge durumu bu kadar iyi anlatılamazdı 🙂 Patrick, kendinde bulunan durugörü kabiliyetini şarlatanlık ve insanları kandırma diyerek reddettiği ve kendini -egosunu- hassas, iyi, hayattan beklentisi olmayan kişi pozisyonuna ittiği oranda, gölgesi olan Red John büyüyüp vahşileşiyor, kabiliyetleri ve bunu kötüye kullanma oranı artıyor. Bence bu dizi psikoloji bölümlerinde ders olarak okutulabilir, hem de zevkli bi öğret-öğrenme olur 🙂 Kendimi benden (ego) daha iyi kim bilebilir? GÖLGEm şüphesiz.

KAYIP Dizisi Hakkında Çıkarsamalar

Kanal D’de başlayan ve dün gece itibariyle üçüncü bölümünü izlediğimiz Kayıp dizisi benim Sır Mısır kitabı ile Danimarka Dizisi Forbidelsen’in bir karışımı olmuş. Aslında son 25 yıldır izlediğim üçüncü Türk dizisi oluyor; ilki yapımcılığını üstlendiğim 7 Numara dizisiydi. İkincisi yoğun bakımda televizyona bakmak durumunda olduğum esnada karşılaştığım Kavak Yelleri oldu (ki bu dizi çekildiğinden beş yıl sonra izlemiş oldum) ve üçüncüsü de Kayıp. Zengin ailenin çocuğunu kaçırma, kesik parmak, derin dondurucu numarası! Hepsi Sır mısırdan! Gönülsüz dedektif zaten esas eleman. Başka ne tesadüfler çıkacak meraktayım. Üç adım geri bir adım ileri randımanı ile çekilen standart türk dizilerine oranla biraz hızlı, umarım bu rehavete alışmış izleyici kitlesine ağır gelmez. İlaveten, izleyiciyi kahramanının önüne geçiriyor bazı yerlerde, bu tehlikeli ve az kullanılan bir yöntemdir yazarlar için. Çünkü kahramanın da biliyo sanıp hata yapabilirsin dikkat etmezsen, ki bugünkü bölümde böyle durumlar var. Yine de sanıyorum ki kayıp dizisi bugüne kadar ülkemizdeki en iyi polisiye dizisi. Castın çoğu başarılı seçilmiş (eldeki imkanlarla) Avukat-dedektif imiz; şaşkın ama zeki, iddiasız ama tecrübeli bir imaj çiziyor, çipil çipil bakışları pek hoş. Kaçırılan çocuğun babası ve annesi da rolünü Forbidelsen dizisinden çalışmış. En başarısız rol yazımı; polis amiri! Eğer böyle seviyesiz, kaba ve acemi polis amirleri varsa bile önümüze…

Bu daha BAŞLANGIÇ-3

Öncesi için Tıklayınız Fikri  bilinçaltının derinlerine yerleştirmeliyiz. Bilinçaltı duygulara göre hareket eder değil mi? Mantığa göre değil. Bu yüzden bunu duygusal bir konsepte dönüştürmenin bir yolunu bulmalıyız. pozitif duygular daima negatif duygulardan baskındır. Hepimiz kötü duygulardan kurtulmak için uzlaşmaya can atarız. Bilgi aşılamanın belirginlikle ilgisi yoktur. Zihnine girdiğimizde karşımıza çıkanlara göre hareket etmeliyiz. * Karışım sayesinde rüyadakiler arasındaki paylaşım çok net olacak. Bu sırada beyin fonksiyonları hızlanacak. Yani bize her katman için daha fazla vakit sağlayacak. Rüya sırasında beyin fonksiyonları normalin yaklaşık 20 katıdır.Rüya içinde rüya yarattığınızda etkisi de artacaktır. Toplam ne kadar zaman demek bu? İlk katmanda bir hafta. İkinci katmanda altı ay. – Üçüncü katmanda— On yıl. Kim on yıl bir rüyada kalmak ister ki? Rüyaya bağlı. (HANGİ GERÇEKLİKTE KALMAK İSTEDİĞİNİZ TERCİHİNİZE BAĞLI, FAKAT GEÇİŞLERİ BİLİNÇSİZCE YAPIYORSANIZ BURADA BİR TERCİHTEN BAHSEDİLEMEZ.) ** Fikri yerleştirdikten sonra nasıl çıkacağız? Umarım beni başımdan vurmaktan daha iyi bir fikrin vardır. Bir dürtü. – Dürtü nedir? Düşme hissi sizi sarsarak uyandırır. Rüyadan çıkmanızı sağlar. Böyle bir yatıştırıcı almışken dürtmeyi hisseder miyiz? Zekice olan kısmı da bu. Yatıştırıcıyı iç kulağı etkilemeyecek şekilde ayarladım. Bu şekilde, ne kadar derin uykuda olursak olalım yine de düşüşü ya da devrilmeyi hissedeceğiz. (SATÜRN DÖNGÜLERİNİ ANIMSATIYOR) Önemli olan dürtmenin üç katmanda da eş zamanlı olmasını…

Bu Daha BAŞLANGIÇ-2

Öncesi için tıklayınız – Asla hafızanda olan yerleri yaratma. Daima yeni şeyler hayal et! -Bildiğin yerleri tasarlaman gerekmez mi? -Sadece detayları kullan. Sokak lambalarını, telefon kulübelerini ama asla tüm çevreyi değil. -Neden? -Çünkü anılarından oluşan bir rüya inşa etmek hayal ve gerçek arasındaki farkı ayırma yetini kaybettirir. -Sana böyle mi oldu? (HEPİMİZE BÖYLE OLDU!) ** Totem sürekli üzerinde taşıman ve senden başkasının bilmemesi gereken küçük bir objedir. Ona dokunmana izin veremem, objektifliğini kaybeder. Bu sayede kendi totemine baktığında gerçek hayatta mı yoksa başkasının rüyasında mı olduğunu kesin olarak anlarsın. (BURADA İŞLER ÇATALLANIYOR ÇÜNKÜ ÜÇ SEÇENEK BELİRİYOR: 1. BAŞKASININ RÜYASINDA MISIN? 2. KENDİ RÜYANDA MISIN? 3.GERÇEK HAYATTA MISIN? 1. DEVAMLILIK (totemi) VARSA, BAŞKASININ RÜYASI OLDUĞUNU ANLARSIN, TIPKI BİZİM MUTABAKAT RÜYASI YANİ BU HAYAT GİBİ. 2. BURAYA NEREDEN GELDİM DİYE SOR, eğer devamlılığı olan bi kişisel rüyan yoksa ki yoktur, cevap alamazsın, böylece kişisel rüyanda olduğunu anlarsın. 3. GERÇEK HAYAT NEDİR BİLEN BERİ GELSİN! Görücüler bunu bilebilir yalnızca. Zaten Görücüysen toteme ihtiyacın olmaz. Görücü değilsen ilk iki şıkkı takip et yeter, bu arada eğer bi görücüye rastlarsan (çok nadirdir) onu -egona kapılıp da-elden kaçırma. Gerçek ne kaos ne düzendir, bana göre kaosdaki düzendir, bu sebeple gerçek hayat denilen şeyde şu andaki gibi bir “devamlılık” olacağını sanmam….

Bu Daha BAŞLANGIÇ-1

En dirençli parazit hangisidir?Bakteri mi, virüs mü? Bağırsak solucanı mı? – Bay Cobb’un söylemeye çalıştığı şey… Fikir. Dirençlidir ve çok çabuk yayılır. Fikir beyine bir kez yerleşti mi yerinden sökmek neredeyse imkânsızdır. İyice şekillenmiş ve kavranmış bir fikir……burada (Kafasını gösterir) bir yere saplanıp kalır. * Rüyada birini tehdit edemezsin değil mi ? Tehdidin ne olduğuna bağlı. Onu öldürürsek sadece uyanır (MUTABAKAT RÜYASINDA DA AYNI ŞEY OLUR MUHTEMELEN). Ama acı… …acı zihnindedir. Sana “filler hakkında düşünme” desem…Ne düşünürsün? Filleri. Evet ama bu senin fikrin değil çünkü onu sana benim verdiğimi biliyorsun. Kişinin zihni fikrin kaynağını daima bulabilir. (ARA BUL!) Gerçek ilham taklit edilemez. * Beynimizin gerçek kapasitesinin çok az bir kısmını kullandığımız söylenir. Uyanıkken böyledir. Uykudayken zihnimizin yapamayacağı bir şey yok gibidir. Ne gibi? Bir bina tasarladığını düşün. Her cephesini düşünerek oluşturursun… Ama bazen sanki kendiliğinden oluşmuş gibi hissedersin. – Ne demek istediğimi anlıyor musun? – Evet. Sanki keşfediyormuşum gibi olur. İçine doğmuş gibi değil mi? Rüyadayken zihnimiz sürekli bunu yapar. Yarattığımız dünyayı eş zamanlı olarak algılarız. Zihnimiz bunu öyle iyi yapar ki farkına bile varmayız. Bu da o sürecin ortasına girmemize şans tanıyor. – Nasıl – Yaratıcılık kısmını devralarak. İşte burada sana ihtiyacım var. (BANA İNANMANA İHTİYACIM VAR ÇÜNKÜ TANIK OLMADAN BU İŞLER YÜRÜMEZ, TANRI SENİ NEDEN…