Lion ve Urban Myths
Kurgulardan Haberler / 20 Şubat 2017

Oscar yolculuğunun 4. durağı Lion‘u az önce seyrettim. Çok güzel bir film olmuş. Konu itibariyle sıradan görünüyor -dışardan bakıldığında- çünkü kayıp çocuk vakası insanlık olduğundan beri yüzbinlerce kez yaşanmış olmalı. Fakat yönetmen, kayıp çocuk Saroo’nun gerçek hikayesinin içine bizi boylu boyunca daldırdığında olay birdenbire sıradanlıktan çıkıp derinleşiyor. Hikayeyi görsel anlamda da içerik olarak da çok güzel, duyarlı, abartısız anlatıyor. Ganj nehri gibi hayatlara uğrayıp ayrılarak dağılarak ve toplaşarak size sunuyor. Aslında ilk bir saatte çok iyi durumdaydım, metanetle seyrediyordum ama son onbeş dakikaya girildiğinde dayanma duvarım çöktü! Bir ağla bir ağla durumları… Gerçekten de ölüm Allahın emri, ayrılık olmasaydı.. Çok sevdim bu filmi, oscara aday olmayı hak ediyor bence. * İkinci kez aldatılınca aklım başıma geldi! Oscar aday filmlerini seyretmek isteyen onca talep var tabi, piyasada da bazı siteler size aradığınız filmin ismiyle konusuyla her şeyi yazarak başka film izletiyorlar. Örneğin Manchester bye the see yerine bana the finest hours filmini resmen izlettiler! Fakat bu film öylesine güzel bir film ki bu aldatılma için gıkımı çıkarmıyorum şu an. Adeta adrenalin çarpması oldum! Gerçek bir olaydan esinleniyor ve bence Aslında oscara aday olmalıydı. Casey Affleck müthiş * Eğlenceli, düşündürücü yeni bir dizi keşfettim:  Urban Myths İlk 3 bölümünü izledim. Harika başlangıç…

Yeni Ahit ve Arrival
Kurgulardan Haberler / 10 Şubat 2017

Bu haftanın ilki Le Tout Nouveau Testament filmi Yeni Ahit olarak çevrilmiş. Eğlenceli, modern bir gerçeklik tanımı. Zevkle izledim Sen de insanların müziğini duyabiliyor musun? Onların her birinin titreştirdikleri melodiyi tanıyabiliyor musun? * Apple Tree Yard Season  Dizisinin iki bölümünü dün akşam izledim. Duygusal gerilim türü diyebileceğimiz kaliteli bir iş olmuş. Kadın duyguları, cinsiyet ayrımcılığını konu alıyor, gerçekten izlenesi bir kurgu. Oyuncular ve çekim çok iyi. dizinin devamını seyredebilecek miyim bilmiyorum çünkü gerilimin hiç bir türü üzerimde iyi etki bırakmıyor fakat merak da var! Bilirsiniz işte 🙂 * Oscar adaylarından şimdilik üçüncüyü izledim ve Arrival benim nezdimde de gerçekten oscar adayı. İki saatlik seyir süresince aklıma hep Contact filmi geldi, tabi onun daha gelişmiş bir modeli olması kaçınılmaz.. Ama bu işleri hep mavi gözlüler mi yapacak??? Hiç kıskanmıyorum iyi ki yapıyorlar tabi. Ne demek istediğimi biliyoruz 🙂 Kısaca Uzaylılarla teması bu kez sapir-whorf hipotezi, çok boyutluluk ve dolanıklık prensipleri çerçevesinde anlatmış yönetmen. Çok naturel, abartısız, savaşsız, korku yüklemeden güzelce tane tane anlatmış. Ayrıca filmin Ted Chiang’ın stories of your life and others kitabından uyarlandığını bilmiyordum. Neyse ki yakınlarda Türkçesi yayınlanmış az önce siparişini verdim. Filmi kitabı okuduktan sonra daha iyi yorumlamayı umuyorum. Şimdiden oscar yolunda şansı bol, bol olsun zaten. küçük bir not: Uzaylının verdiği…

Endeavur ve Gizli Sayılar
Kurgulardan Haberler / 30 Ocak 2017

Haftaya Endeavur dizisiyle başladım Daha ilk sahnelerden kaliteyim diye bağıran bir polisiye dizi. Her sahnesine özenilmiş, İngiltere kırsalının güzelliği ve atmışlı yılların kasveti, bir başka kültürün tüm kokusu birleşip üstüne Agatha Christi’nin zeka dolu ama anlaşılabilir tarzı eklenmiş. Ben çok sevdim diziyi. Bölümlerin birbuçuk saat olması da kısa film tadı veriyor. Haftanın ikinci dizisi Trapped… İzlanda sahilleri, kar, buz, fırtına ile başladı -muhtemelen böyle de sürecek- polisiye gerilim ve daha ötesinde neler var henüz bilemiyorum fakat bize uzak yabancı bir kültürün yaşama bakışını izleme fırsatı kolay kolay bulunmuyor. Sorun sadece iki alt yazı üst üste bindiğinden ve izlandacadan da hiç anlamamaktan kaynaklanan görsel bi bulanıklık 🙂 * This is us dizisi özellikle 13.bölümde tavan yapan önemli bir özelliğe sahip; ebeveyn olmak nedir? Nasıl olmalıdır? Çok duygulu sahneler var, kaliteli bir yapım, yine de gözden kaçırmamak gereken husus bir şeyi “idealize” etmek uzun vadede dünya insanına yarar sağlamadı çünkü hiç bir insanı, durum ve zamanı,etkileşim ve yaratımdan getirdiklerini bir diğeriyle kıyaslayamazsın. Eğer bu diziyi, “ahhhhh benim annem babam böyle olacaktı kiiii…” hissiyle seyredenler varsa sadece boş bir avuntu olur bu 🙂 Bize “ortak rüyayı” paylaşılan dünya gerçekliğini öğreten onlardır ama yaşayan ben olduğum sürece aynı rüyadan binlerce milyonlarca çeşit hayat dallanıp budaklanır….

Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer

Alejandro’nun ikinci kitabına geçtim (destekleyen arkadaşlar sağolsun), ilk sayfadaki söylemler iştah açıcı ama paylaşmak için vakit ayıramıyorum, lütfen bağışlayın. ha zaten ho’oponopono tüm sözlerim için. Saçmaladığımı ve dönek olduğumu peşinen kabul ediyorum. İşte bi parmak bal çalayım ağzınıza yine de: “Işık duvarını aşınca, uzun sakallı sarı tenli, hahamlar gibi giyinmiş bir adam bu öksüz çocukla birlikte havada süzülmeye başladı. Çok şanslısın genç adam, benim başıma gelenler sana olmayacak. Ara dünyayı keşfettiğimde bana yol gösteren olmadı. Ormanda terk edilmiş bedenimi ayılar yedi. İnsanların dünyasına dönmem mümkün olamadı. Yaratılışın on düzeyinde hiçbirinde duramadan, başıboş süzülmeye mahkum oldum. Ruhuna süzülmemeizin verirsen seninle birlikte dönebilirim. Ve teşekkür olarak -tevrat ve talmutu ezbere bilirim- sana eşlik ederim. Ne dersin?” Eğer tanrı burada değilse hiçbir yerde olamaz; bu an mükemmelliğin ta kendisi. Kitap, Jodorowsky’nın anne ve babasının üç kuşak öncesinden alıp fantastik bir anlatımla çağlayarak akıyor. küçük bir pasaj daha: Bu iki yaşlı kadın, bir elmanın ortasındaki aydınlık kurtlar, şahit eksikliğinden tekrarlanamayacak bir sanat yapıyorlardı. Bu müzik bir ulusaal mirastı ve tüm Şilililer duymalıydı. Fark ettirmeden çantasından karalanmış bir kağıt çıkardı, müziği ve gündelik gürültüler üstüne altın bir iplik gibi yayılan sözleri yazmaya çalıştı… Carmelite hemen çalmayı bıraktı. Kör kadın da durdu. -Kağıt üzerindeki o kurşun…

Psicomagia- PsikoBüyü ve The OA

Bilinçaltının, rüya dilini anlaması akıl dilini anlamasından daha kolaydır. Belli bir açıdan bakıldığında hastalıklar, çözülmemiş sorunları açığa vuran birer mesaj, birer rüya niteliğindedir. Şifacılar büyük bir yaratıcılıkla kendine özgü tedaviler geliştirirler. Onlar herkesin içinde taşıdığı o ilkel, batıl canlıyla konuşurlar. Usta bir hokkabaza yaraşır numaraları bir mucize gibi gösteren bu halk terapistleri, başarılı bir sonuca varmak için hastasını mucizelerin gerçek olduğuna ve iyileşebileceklerine kati olarak inandırması gerekir. Hasta bu kutsal tuzağa düştüğünde dünyayı mantık sınırlarında değil sezgisel olarak algılamasını sağlayacak bir dönüşüm deneyimler. Asıl mucize ancak o zaman kendini gösterebilir.  * Gerçeklik, her ne kadar kendimizi sakinleştirmek için öyle olduğuna inanmak istesek bile, mantıklı değildir. Dünyanın kendisi homojen değil gizemli güçlerin oluşturduğu bir alaşımdır. Gerçeklikten yüzeysel olandan başka bir şey almamak, ne kadar realizm kılığına büründürülse de gerçekliğe ihanettir. Not: bunu paylaşan-bendeniz-, Boğa görünümlü uzman İkizlerden bozma çaylak Yay dır. O sebeple binlerce paylaşacak güzel cümlesi olan Alehandro’dan kendini tuta tuta ilerleyip bu paragrafta zokayı yutmuştur. 🙂 * Hermano (pachita isimli yasli sifaci kadin kanali ile iyilestiren ruh), işbirliği yapmaktan kaçınan ve iyileşmeyi içten istemeyen hiç kimseyi iyileştiremezdi.

What Remains ile hafta başı

 What Remains,  4 bölümlük kısa bir İngiliz polisiye dizisi. Ardı ardına izleyince dört saatlik bir maraton oluyor. Agatha Christin’in modernize edilmişi gibi bir tat bıraktı. Gerçekten çok güzeldi. İngilizlerin dizi ve filmlerde güzel kadın yakışıklı erkek tasasına düşmeden sıradan insanlara benzer oyuncular, fakat çok iyi oyuncular kullanmaları hep dikkatimi çeker. Acaba bunun sebebi nedir diye düşünürüm, belki de kendilerine çok güveniyorlar. Diyaloglar mimikler her şey doğal. Ah bir de şu tuhaf aksana evrilmeselerdi 🙂 Bu hikayede tam da Agatha stilinde önce bir bir suçlandırılan sonra tekrar bir bir boşaltılan, ana olaya bağlı ve bağımsız gelişen dramları izliyoruz, senarist de çok iyi, ser verip sır vermiyor. Eski bir ev, dört saat boyunca gıcırdayan tahtalar, ingiliz tuhaflıkları ve aşırı şiddet olmayışı da etkin oluyor tabi. * Alejandro Jodorowsky’nin El Topo filmiyle başladım. Bu filmi kitabını okumadan önce izlemiş olsaydım, hele kova görünümlü uzman akrep olup henüz boğanın çaylak sularına bile varmadığı çok gençlik yıllarında yaptığını bilmeseydim, en fazla on dakikasını izlerdim 🙂Bakalım 3 sene sonra holly Mountain’da bir şeyler belirginleşmeye başlamış mı? Holly Mountain kesinlikle daha olgunlaşmış bir ifade ama ben Alehandrodan daha iyisini bekliyorum. Sıra La danza de la realidad filminde sanırım epeyce yakın bir tarihte 2013 de gösterime girmiş. Arkası yarınn……

El Abrazo de la Serpiente
Kurgulardan Haberler , Urban Shaman / 05 Aralık 2016

Captan Fantastic ile başladım bu haftaya 68 kuşağının evrim geçirmiş versiyonu, protest ama şiddet barındırmayan şahane bir film. Bir çok sahnesini sanki Lemurya’da geçiyormuş gibi seyrettim adeta hücrelerimde böyle bir hatıra var gibiydi. Biraz da ağladım. tipik! http://www.sinemalar.com/film/228293/captain-fantastic * Doctor Strange ise maalesef hüsran oldu benim açımdan. Lucy filminden de beter gürültülü efektlere ve şiddete kurban edilmiş bir konu. Yönetmenin daha bikaç fırın ekmek yemeğe ihtiyacı var gibi geldi bana. Birkaç sahnesini taklit etmekle bir Matrix, İnception yapılamıyor * Kurgu değilse de, bir nevi biyografi olan Ruhun Anatomisi, Reiki vb gibi şifa alanlarıyla ilgilenenler, Holistik Tıp nedir merak edenler için kılavuz bir kitap. Henüz yarıladım fakat bitirmeden paylaşmaya değer buldum. Görücülük, şaman ve şifacı konseptlerinin canlı uygulamalarını bulabileceğiniz bir kaynak bu kitap. Ben çok sevdim. Deneyime dayanması ve gerçek vakalardan hareket etmesi kitabın etkileyiciliğini artırıyor. * Bu haftanın ve belki son yıllarımın en iyi filmi: El Abrazo de la Serpiente Gerçekliğimi kaybettim ne diyeceğimi-saçmalayacağımı- bilemiyorum! – hayatımı bitkilere adıyorum. + bu bir beyazdan bugüne kadar duyduğum en mantıklı şey.

İlahi Matrix

Kendimizi yaşam gibi zamanın kısa bir diliminde sadece evrenden gelip geçen kişiler olarak değil yaradılışa katılanlar olarak düşünmemiz kozmozun ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda yeni bir algı biçimi gerektirir. Gerçeklik seviyelerinin altında yatan yaratıcı operasyona dikkat yöneltelim. Eğer kadim uygarlıkların daha gelişmiş olduklarına dair bir fikir beyan edilirse, “Madem o kadar gelişmişler teknolojinin izleri nerede?” diye sorar uzmanlar “Tost makinaları, mikrodalga fırınları ve videoları?” Gregg Braden Dikkatimizi odaklama eylemi yaratıma ortak olmaktır. İnsanın en büyük gafleti kendi bilinç durumunun dışında nedenler aramasıdır. der neville goddard Dünyamız, bedenlerimiz ve yaşamlarımız varolurlar çünkü biz kuantum dünyasının olasılıklarının içinden seçilmişizdir (hayal edilmişizdir.) Bunların herhangi birini değiştirmek istiyorsak onları başka bir şekilde GÖRmeliyiz (birçok olasılığın olduğu kuantum çorbasından istediğimizi çekip almalıyız). Geleceğin rüyasını şimdide olur kılmak için, onun aslında ÇOKTAN OLDUĞUNU hayalimizde görmeliyiz ve duygu ve inancımız tüm hücrelerimiz onun hakikaten zaten olduğuna onay vermeli. Bu yapılması hem kolay hem de zordur. Deneyin kendiniz karar verin. “En gerçek inançlarımız, en yakın ilişkilerimizde bize yansıtılırlar” der bu kitapta Braden İlişkiler, kendimizi hayal edebileceğimiz her şekilde görmenin fırsatıdır. Sıklıkla bu sayfalarda ele aldığımız urban şamanı da tek cümleyle ifade etmek gerekseydi ona “İlişki Sağaltıcı” denebilirdi. Peki, hangi ilişkiler? Bunları; zihin ve beden arasındaki, insanlar arasındaki, insanlar ve…

İç içe geçmiş zamanlar

Zaman beni meydana getiren öz Zaman beni sürükleyen bir nehir; ama nehir benim Beni parçalayan bir kaplan; ama kaplan benim Beni tüketen bir ateş; ama ateş benim. -Borges Gregg Braden; Uzay-zamanın içinde meydana gelen şeyleri döngüler içindeki KONUMLAR olarak düşünebileceğimizi – hatta ölçülebilen, hesaplanabilen ve öngörülebilen noktalar olduğunu- ifade eder. Benzer şekilde Laniakea’yı sunumda ben de şöyle söylemişim: “Konum, üç boyutlu mekân bilgisiyle zamanın bir birleşiminden oluşuyormuş zannedilirse korkarım bir hayli eksik kalır. Çünkü söz konusu bu ölçüleri lineer değerlendirmekteyiz, beşinci unsur olan algılayan (gözlemci) kendinden önceki bileşenlerin yapısını lineerden çok boyutlu biçime geçiren muazzam bir işleve sahiptir. Yani lineer –doğrusal- bakıldığında görülemeyen ama her zaman orada olan sihirli bir katılımcı.” Bir döngü her ortaya çıktığında, kesin bir sonuçtan ziyade bir şeyi olanaklı hale getiren genel koşulları tekrarlar. Dolayısıyla zaman şifresi hesaplayıcısı, olayların kendisini değil, geçmişin tekrarlanacak koşullarını ne zaman bekleyebileceğimizi gösterir. (Braden) Bence bu tıpkı kendinizce belirlediğiniz bir zamanda çocuğunuzun boyunu kapı pervazında işaretlediğiniz periyodik işleme benzer 🙂 “Yaşamımız; her dairenin dışına bir daire daha çizilebileceği, doğanın sonu olmadığı ve her sonun bir başlangıç olduğu HAKİKATinin çıraklığıdır.”der Emerson Bu size de kahkaha attırıyor mu? * Bu haftanın ikinci kurgusu: İlahi Matrix – Gregg Braden *